Süt Irmağı ve Canavar / Özlem Y. Uçak

Karlı bir kış günü beyaz bir zemin üzerindeyim. Hava burun deliklerimden içime girerken titriyorum. Gözlerimi açamıyor neredeyim bilmiyorum. Şaşkınım. Benim gibi birileri daha var. Birbirimizin üzerine basarak süt ırmağına ulaşıyor, bir hizaya girip sanki yüz yıllardır biliyormuş gibi emiyoruz. Yumuşak  şey ağzıma değdiğinde irkilip atalardan miras bir dürtüyle ağzımı açıveriyorum. Uzun tüylerin arasından ırmağın başını yakalayıp emmeye başlıyorum.

Vaktimin çoğu böyle geçiyor. Bizi enikleyen dişiye “Anne” deniyor. Süt ırmağının başında bir hizada durduklarım da kardeşlerim. Ben ve kardeşlerim kendi ayaklarımızın üzerinde durana dek Anne’den besleneceğiz. Irmak kuruyana dek.

Süt ırmağı bitti. Açlık ve sefalet günleri başlıyor. Bu ana kadar hiçbir sorunumuz yokmuş meğer. Anne uyanır uyanmaz insanoğlunun yaptığı sokaklara koşuyor, karanlık çöktüğünde hışırtılı bir şeylerin içindeki kırıntılarla dönüyor eve. Üzerinde eti kalmış kemik parçası getirirse şanslıyız; ama genelde kötü kokan, tadı iğrenç tuhaf şeyler oluyor. Onlara plastik deniyor. Sadece kuru ekmek parçasıyla bitkin şekilde eve geliyor. Beslenecek başka hiç bir şeyimiz yok.

Büyüdüm. Ben de takılıyorum peşine. İnsanlar… Her yerde onlardan var. Bir de arkasında toz bulutu bırakan dev gibi şeyler.  Uğultuyla ses çıkaran o dev canavarın peşinden kulaklarımızı savura savura çılgınlar gibi koşturuyoruz. Plastik şeylerin bol olduğu bir yere dalıyoruz. Kokuları birbirine karıştırıyorum. Anne zayıf bedenini taşıyan güçlü bacaklarıyla yılmadan koşuyor. Her tarafa ulaşıyor. Büyükçe bir kemik buluyoruz. O zaman anlıyorum ki koşarsak aç kalmayız. Akşam eve döndüğümüzde eniklerini besleyebilmenin huzurunu görüyorum Anne’nin çökmüş gözlerinde. Hâlsiz bedenini atıveriyor toprağa. Yorgun ve mutlu yavrularını izliyor.

Puslu bir hava. Böyle havalarda canavarlar doluşur ormana. Dev canavarlar sabahın köründe gelir, gece bastırana kadar gürültülü dolanırlar. Genellikle pusu kurarlar can dostlarımıza. Anne yaşlı, yorgun ve insanoğluna kızgın ama cesurdur. Olmak istediğim gibi. Beraber, yemek buluruz umuduyla yanlarına kadar sokulur fakat sadece vahşetlerine tanık oluruz. Elimizden canavarları kovalamaktan başka bir şey gelmez ve işte o zaman zavallı olduğumuzu anlarız.

Onlar gittikten sonra bizler için hüzün saatleri başlar. Gecesinde orman adeta can çekişir. Ağaçlar hışırdayarak ağlaşır. Tüm canlılar, iki ayaklı canlıların gaddarlıklarına ağıtlar yakar; mağrur ve çaresizce. Kuşlar delirmiş gibi ciyaklayarak bir oraya bir buraya konmaya çalışır. Ağaçlarını yerinde bulamaz, uçmaktan helak olup bir bir yere çakılır. Her şeyi yok edenin insanlar olduğunu bilir, sonun gelmekte olduğunun ayrımına varırız.

Anne’nin yaşlı bedeni yerde sere serpe yatıyor. Dev canavarın gazabına uğruyor. İnsanların vahşiliğinden ürküyor ama hiç bir şey yapamıyorum. Ulumalarım ulaşıyor göğe. Belki diğer dost canlılar duyar diye.

Artık tek başınayım. Annesiz düşüyorum yollara. Belki kemikli et bulmak umuduyla…

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.