Suskunluk ve Hüzün … / Ayhan Şimşek

Hüzün, suskunluğun sütkardeşidir; ikisini de yalnızlığın memesi emzirir. Hep duygularımızdan söz ederiz; oysa duygular bizim neyimiz oluyor? Ya da biz duyguların nesi? Örneğin babamızın oğluyuz; peki ya yalnızlığın nesi oluyoruz? Peki ya özlemlerin, umutların nesiyiz? Öznesi mi? Nesnesi mi? Akrabası mı? Kardeşleri, dostları ya da kurbanları mıyız? Bazı insanların hamuru yok sayılmakla” yoğrulmuştur. Onlar sadece, nüfus sayımlarında, seçim kütüklerinde anımsanırlar. Sanki yok sayılmanın bir gerekçesi olarak bu dünyada yaşarlar. Hiç kimse onları çağırmaz, telefon numaralarını istemez, protokol ya da davetlerde akla bile gelmez. Seçtikleri insanlar,  kendileri ile ilgili yaptıkları yasalarda bile haber verilmez onlara. Habersiz ve çağrısızdırlar. Havada uçuşan sıfatların hiç birine tanıdık değillerdir. Sıfat sahiplerinin tanışıklığına bile yabancıdırlar. Hiçbir unvan, yaldızlı kartvizit, onların dünyaları ile ilgili değildir. Var sayılmayan, çağrısız insanlardır.

Her gün görürüz, göz göze geliriz, yürürken çarpışırız, özür dileme ihtiyacı bile hissetmeyiz. Yok sayıldıkları için his dünyamızda da bulunmazlar. Bulutun gökyüzüne küsmesi gibi, sessizce akan insanların arasında gündelik işleri ile meşgul olurlar. Çığlıklarını kendilerinden başka kimse duymaz; ama onlar her çığlığa duyarlıdırlar . Gözyaşları, keşfedilmemiş bir doruktan sızan yağmur suları gibi sessizce ve habersiz dökülür. Acılarının müziği ne davul ne de teneke gürültüsüdür. Acılarını ses ve çığlık bile terk etmiştir. Hayat savaşının ortasında, silahsız cengaver gibidirler. Ne ödülleri vardır ne madalyaları; beklentileri de yoktur. Onlar, kendileri gibi olanların bakışlarıyla beslenir. Onlar bir değil, beş değil milyonlardır; onlar halktır. Onlar hep vardır, olacaktır ama yok sayılmışlardır. Hava gibidirler, hem onlardan soluklanır, yaşam ve kazanç buluruz hem de unuttuklarımızdır. Kendi düğünlerinde kendi eğlenceleri ile eğlenir, cenazelerinde kendi acılarını sessizce yaşarlar. Sevinçleri de sesiz hüzünleri de, çığlıkları da sessiz kahkahaları da …

Kıyısından geçip gittiğimiz sönmüş yanardağ gibidirler. Yağmurda ıslanır, karlar altında kalırlar. Aslanlar, çıyanlar yuva yapar eteklerinde. Doruklarında kartallar uçuşur, diplerinde yılanlar sürünür. Her noktalarında farklı bir yaşama kaynaklık ederler. Onlar halktır…

Halkımız şimdi suskun… Halkımız hüzünlü … Yalnızlığın ve terk edilmişliğin memesiyle besleniyor. Verilen siyasal vaatlerin sahipsiz evlatları olarak, talih oyunlarından medet umuyor. Yok sayılan çağrısız kalabalıklar, kapanan fabrikaların duvar diplerinde ya da erkenden açılan kıraathanelerin dumanlı masalarında yarınını düşünüyor. Sağanak yağan yalanlar yağmuru altında şemsiyesiz dolaşıyor. Kentin bir tarafında yükselen eğlence gürültüsü, geri kalan yüzlerce tarafından yükselen açlık feryatlarını bastırıyor. Görsel medya , eğlence gürültüsünden yana. Açlık, yok sayılan halkımın kaderiyse, halkım açlığın nesi oluyor? Kurbanı mı? Açlık kurban istiyorsa eğer, bu halkım olmamalı…

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*