Stefan Zweig- Mecburiyet / Kemal Albayrak

Kahramanı Ressam Ferdinand ve onun eşi Paula kadar inancı ve direnci olabilseydi keşke Zweig’in. O zaman barışın geldiğini görüp hürriyete dair yazardı belki.

Zweig, hayatının bir kesitini ve inancını yansıtmış Mecburiyet’te. Avrupa’daki savaş çığırtkanlıklarından kaçan Ressam Ferdinand ile Zweig’ın kaçışı birbirine benzer. Ressam Ferdinand, en az Zweig kadar savaştan nefret eden, kaçmaktan yorgun düşmüş, vatan hasreti çeken bir kahraman. Eserin diğer kahramanıysa Ferdinand’ın ideallerini Ferdinand’dan daha çok savunan eşi Paula.  Eser; Ferdinand’ın ve eşinin; buyurgan iradeden, baskıdan kaçışını sisli bir manzara eşliğinde anlatarak başlıyor. Okuru, Tevfik Fikret’in Sis şiirindeki ruh haliyle buluşturuyor.  Bir çiftlik evinde, Zürih Gölü manzarasında,  manzara çizip ortalıklarda görünmeden yaşamaya çalışan ressam ve eşi; sevgi dolu, güzel, huzurlu bir dünyanın var olabileceğini anlatmak istiyor bizlere. İnsanların, İkinci Dünya Savaşında zalimleşseler de aslında gerçek kimliklerinde iyilik ve güzellik barındırdığını hatırlatıyor. Zweig, insanların birey olabildiklerinde güçlü olduklarını ama toplumsal baskıya boyun eğdiklerinde çarkın değersiz bir dişlisi haline geldiklerini, bir sayıdan ibaret olarak bir bir yitip gitmeye mahkûm olduklarını seriyor gözler önüne.

   İsviçre’yi, Zürih Gölü’nü betimlerken insanın doğaya, huzura bakışını içtenlikle ele almış yazar. Güzelliklerden etkilenen insanın iç dünyasına ışık tutarak, mekanikleşen, kimliklerini, kişiliklerini yitiren, savaşın kölesi haline gelen insanların ruhsuzlaştırılmasını da aynı doğallık ve gerçeklikle eleştirebilmiş. Direnmeyi öğütleyip, direnen insanı anlatırken, hürriyeti korumak adına savaşanların iç dünyası da Ferdinand’ın kaygılarıyla işlemiş. Korkularıyla yüzleşen kahramanımızın savaşmaya karşı direndiğinde kaybedeceği bir şey olmadığını eşinin gür sesinde duyuyoruz. Eşi Paula, insanların, bir avuç ailenin keyfine göre yönetilen dünyada huzur ve barış olmayacağını, oysa insanın hiçbir şeye mecbur olmadan, hür iradeyle yaşayabileceğini savunuyor. Zweig, bürokrasinin yorgunluğunu, ona güven duyulamayacağını da gerçekçi olarak paylaşırken;  ahlâk, vatan, görev gibi kutsallaştırılan değerleri de yeri geldiğinde sorgulamamızı öneriyor.  .

Uzun cümlelerle kurulu, akıcı, sade,  anlatmak istediği soruna odaklı, gereksiz hiçbir  detaya inilmeyen, barış sözcüsü bir kitap diyebiliriz Mecburiyet için.

Satranç’taki olağanüstü tesadüfler yok. Kahraman kaderci değil. Ressam Ferdinand, samimi ifadelerle yaşadıklarını hissettiren, okuru olayın içine çeken bir kahraman  olarak çıkıyor karşımıza.  Eşi Paula ise onun iyilik meleği sağduyusu adeta. Mücadeleye çağıran, gerçekleri hatırlatan, yalnızlıkla tehdit eden mecburiyetlere karşı savaşmayı öğütleyen biri. Bu öğütler ve çağrı, savaş döneminde yüreklere işlese, uyuyan zihinleri uyandırabilseydi belki bunca kan dökülmezdi. Darısı gelecek savaşların önlenmesi ve insanlığın uyanışına…       

Düzyazı yayınevinden çıkan eserin sonunda Zweig’ın intihar etmeden önce kaleme aldığı mektubun çevirisi ve mektubun fotoğrafı da yer alıyor. Kahramanı Ressam Ferdinad ve onun eşi Paula kadar inancı ve direnci olabilseydi keşke Zweig’in. O zaman barışın geldiğini görüp hürriyete dair yazardı belki.

1 Yorum Stefan Zweig- Mecburiyet / Kemal Albayrak

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*