Söyleşi Günlüğü / Süleyman Yakutlu

Bir cumartesi günü söyleşi için hazırlık yapıyorum, soracağım soruları hazırlıyorum. Bir yandan da sormayacağım soruların çıktısını alıyorum. Biliyorum çünkü sormayacağım onları. Hayatta doğaçlama iyidir. Söyleşi yapacağım Nil Günal ile telefonda konuşup yer belirliyoruz. Bizim derginin canavar fotoğrafçısı Bora’yı arıyorum ki yıllar sonra çok konuşulacak bir adamdır, önemli biridir yani. Bora’ya buluşacağımız kafeyi söylüyorum, yerini bilmiyoruz ama hallederiz bir şekilde. Telefonu kapattıktan sonra tekrar çalıyor, Nil arıyor: “Bugün hava çok güzel, dışarıda yapalım; sahile gideriz, hem de bir şeyler içeriz. Ben sizi maslaktan alırım.” diyor. Tekrar Bora’yla konuşup Zincirlikuyu’da buluşmaya karar veriyoruz.

Bora’yla Zincirlikuyu’da buluşup metroya biniyoruz. Hacıosman durağına gelene kadar oradan buradan laflıyoruz. Metro çıkışına geldiğimizde iki çıkış beliriyor karşımızda. Cumhuriyet Meydanı ve diğer taraftaki otobüs duraklarının olduğu çıkış. Kararsız kalıyoruz çünkü hangi taraftan çıkacağımızı bilmiyoruz. Duruyoruz. İki çıkışın ortasında, cepten para çıkartıp yazı tura atmaya karar veriyoruz. Yazı gelirse Cumhuriyet meydanı, tura gelirse otobüs durakları. Yazı geliyor ve turnikelere doğru ilerliyoruz çıkmak için. Turnikeye hamle yapıyoruz, çıkamıyoruz; ters tarafa açılıyormuş geri tepiyor turnike. Gülerek işaret mi acaba bu diy,e birbirimize bakıp yolumuzdan dönmeyip devam ediyoruz. Metro çıkışında bir bank bulup oturuyoruz. Çantadan soruları çıkartıp bakıyorum biraz, Sonra tekrar geri atıyorum içine. Hava güneşli yazdan kalma bir hava hakim o gün İstanbul’da. Hayatla ilgili konuşuyoruz biraz…

İkimiz de hamle yapıp çantadan güneş gözlüklerini çıkartıp takıyoruz. Rock’n roll rüzgarı estiriyoruz. Geçmiş dönemlerde yapılan müziklerden, müzik gruplarından bahsediyoruz. Geçmişte üretilen müziklerin, şiirlerin, edebiyatçıların günümüzde halen daha takip edilmesinden, üreten insanların tanınıp bilinmesinden konuşuyoruz. Adamlar nasıl bir ruhla üretmişler ki eserlerini, günümüzde bile biliniyorlar ve şu an yapılan üretimlerin gelecekte ne kadar bilinip, konuşulacağından bahsediyoruz…

Sonra bir ara dalıyoruz güneşe, farkında olmadan kapatıyoruz gözleri, huzuru koklamaya koyuluyoruz. Bir dakika geçmeden bir arabanın gürültüsüyle açıyoruz gözleri. Kalabalık şehirlerde huzuru koklamak bazen zor olabiliyor. Oydu buydu derken Nil geliyor bizi alıyor ve koyuluyoruz söyleşi yoluna…

Fotoğraf: Bora Elber

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*