SÖYLEŞİ / Füsun Çetinel ve Çocuk Edebiyatı

 

 

 

“Edebiyat bir çağrışımlar ve anlamalar pınarı. Yazmak da öyle.”

 

 

Bu ayki sayımızda çocuk edebiyatının sevilen ismi Füsun Çetinel’le çocuk edebiyatından, yazar olmaktan, kitaplarından, atölyelerinden, hayvan sevgisinden, son kitabı “Çiko’nun Seçimi”nden ve daha nicesinden konuştuk. Bizce çok keyifli bir söyleşi oldu, umarız siz de bizim kadar keyif alırsınız…

 

IMG-20180418-WA0001

Merhaba Füsun Hanım. Ben sizi, Yeşim Cimcoz Atölyesiyle tanıştığım günlerden beri oldukça iyi tanıyorum ama kısaca okuyucu için de kendinizi anlatır mısınız?

 

Tabii, hem de seve seve anlatırım. Günışığı Kitaplığı’ndan çıkmış çocuk ve gençlik kitaplarım var. Yeşim Cimcoz Yazıevi’nde öykü ve edebiyat atölyeleri yürütüyorum, yazarlara danışmanlık hizmeti veriyorum, hayalet yazar olarak çalışıyorum. Bahçeşehir Üniversitesi Yeni Medya bölümünde yabancı öğrenciler için İngilizce Yaratıcı Yazma dersi veriyorum. Sait Faik Müzesi’nde ada çocuklarıyla öykü atölyesi düzenliyorum. Öğretmenlere yaratıcı okuma ve yazma eğitimleri veriyorum. Yaz aylarında yurtdışında gençlerle sosyal sorumluluk projelerinde çalışıyorum. Kısacası yazmaya, eğitime ve çocuklara, gençlere dair her şey ilgi ve çalışma alanıma giriyor.

 

Anladım. Yani diyorsunuz ki, insanın ve yazının buluştuğu her yerde varım. Bu duyguyu çok iyi anlıyorum. Ben de sizin hayalet yazarlık atölyenize katılmıştım. Ne güzel paylaşımlarımız olmuştu.  Biliyorsunuz Yeşim Cimcoz Atölyeleri benim yazı yolculuğumda ilk göz ağrımdır. Orada çok şey öğrendim. Şu an bir şeyler karalıyorsam ve birilerine karalamayı bulaştırmaya çalışıyorsam sizlerin sayesindedir. Hani insan ilkokul öğretmenini bir başka sever ya! İşte benim hissettiğim de böyle bir duygu… Bakın şimdi nereden nereye geldim. Neyse soruma geçeyim. 

Çocuk romanları yazma süreci nasıl başladı, nasıl gelişti?

 

2010 yılında sevgili Yeşim Cimcoz, İstanbul’u Yazıyorum adı altında bir etkinlik başlatmıştı. Her ay şehrin farklı bir semtini gezip bir şeyler yazıyor sonra da bir kafede birbirimize okuyorduk. Düzeltme yok, yerden yere vurma yok, yalınca alkış vardı. Üç yıl devam eden bu projeye katılanlar, yalnızca birbirlerinin yazdıklarını dinleyerek epey yol kat ettiler.

1 Kasım 2011 buluşmasında ise, mekânlar ve efsaneler üzerine bir yazı çalışması yapacaktık. İlk durağımız Ayasofya’ydı. Sultanahmet’in parke taşlı arka sokaklarını tek başıma dolaştım, bir çocuk canlandı hayalimde. Veli’nin yaşadığı ev, yürüdüğü kaldırım gözlerimin önünde beliriverdi. Bir daha da aklımdan çıkmadı Veli. Ete kemiğe büründü sözcükler sayesinde. O gün alelacele karaladığım kısa öykü, kitabın ikinci bölümü olan Delinin Velisi.

O sırada Murat Gülsoy Yaratıcı Yazarlık Atölyesi’ne devam ediyordum. Atölyede bu öyküyü okuduğumda arkadaşlarım Veli’yi pek sevdi. Murat Gülsoy, “Siz koca bir dünya yaratmışsınız, burada kesemezsiniz mutlaka devamını yazmalısınız,” deyince, geriye Veli’nin başını dertten derde sokmak kaldı bana.

İtiraf etmek gerekirse bu kısa romanın çocuklara uygun olabileceğini hiç düşünmemiştim. Nalan Barbarosoğlu, Günışığı Kitaplığı’na göndermemi tavsiye etti. Müge İplikçioğlu da, Müren Beykan’ın çok titiz ve deneyimli bir editör olduğunu, yazdığım metni en iyi şekilde değerlendireceğini söyleyince yolum çocuk edebiyatıyla kesişti ve haliyle gerisi de geldi.

 

IMG-20180418-WA0005

 

Benim de kahramanımın çocuk olduğu öykülerim var ama bir çocuğa okuması için tavsiye edemem. O kuşak için yazılan her türlü metnin sorumluluk gerektiren bir metin olduğunu düşünüyorum.  Sizce, çocuk edebiyatının, yetişkin edebiyatından farkı var mıdır?  

 

Aslında çocuk edebiyatının büyüklerinkinden bir farkı yok. Edebiyat edebiyattır. Çocuk ayakkabısının büyük ayakkabısından işlevsel olarak bir farkı olmaması gibi… Çocuklar aldanmaz, çok iyi okuyuculardır. Çocuklara yazarken samimi olmak, onları ciddiye almak, onların hizasından bakmak, kapasitelerine güvenmek gerekir. Savaş, ölüm, ayrılık gibi şeyleri yazarken çocukları zedelemeyecek ama onları hayata daha kuvvetli hazırlayacak şekilde işlemeliyiz temaları.

 

Füsun Çetinel’in çocuk kitaplarıyla kendini yayım dünyasına kabul ettirmiş olması, takdire şayan. İşte bu bağlamda bir eseri yazmadan önce hangi yaş grubuyla buluşacağı konusunda bir ön çalışmanız oluyor mu? 

 

Yazdığımız eserin hangi yaş grubuna uygun olduğunu kahraman üzerinden anlıyoruz. Çocuklar, kendilerine yaşıt kahramanları okumayı tercih ediyorlar. Böylece kendilerini kahramanla daha rahat özdeşleştiriyorlar. Kahraman on yaşındaysa, sekiz yaşla on bir, on iki yaş arası okuyucuyla buluşacaktır eseriniz. Bu tür incelikleri çok iyi bir editör olan Müren Beykan’la çalışmaya başladığımda öğrendim. Kimi yazarlar planlı hareket edebilir ama benim için hep hikâye önemli oluyor. Yayınevimle birlikte hangi yaş grubuna uygun olduğuna daha sonra karar veriyoruz.

 

Bir yazarın en büyük sermayesi geçmişidir, derler. Sizin de yazdıklarınıza çocukluk anılarınız akıyor mu? 

 

Elbette. Edebiyat bir çağrışımlar ve anlamalar pınarı. Yazmak da öyle. Yaşadıklarımız, düşüncelerimiz, deneyimlerimiz, okuduklarımız, seyrettiğimiz filmler, duyduklarımız, kurgular iç içe geçip yeni bir form oluşturuyor. Romanda ve öyküde kendini gösteriyor. Gerçekle kurgu hep iç içe benim yazdıklarımda.

 

İlk kitabınız Ayasofya Konuştu’nun ardından Sırlar Yolu ve Duvarda 3 Hafta ile çocuk kitapları dünyasında koşarak yol almaktasınız. Bu ay dumanı üstünde yeni bir kitabınız daha okuyucusuyla buluştu. Çiko’nun Seçimi. Yolu açık, okuyanı bol olsun. Gerek Çiko’nun Seçimi ve gerekse önceki kitaplarınızda okuyucuya vermek istediğiniz bir mesajınız oldu mu?

 

Aman aman! En son isteyeceğim şey çocuklara veya herhangi birine bir mesaj vermek. Birine bir şey öğretmeye kalkmak. Yaşarken ister istemez bir sürü şey öğreniyoruz. Kitap okumak da böyle bir deneyim olmalı bence. Yaşamak gibi yani. Herkes ihtiyacı olan şeyi alıp çıkmalı kitaptan.

 

Her kitap çocuğumuz gibidir ve hepsini bir ayrı severiz, ama bazılarının diğerlerinden bir tık da olsa ayrı bir yeri vardır. Diğer kitaplarınızla, Çiko’nun Seçimi kıyaslanacak olursa, sizde özel bir yeri var mı?

 

Çiko’nun Seçimi, diğerlerinden farklı olarak daha otobiyografik bir roman. Başından sonuna kadar her şey gerçek değil pek tabii. Ama kahraman Seren aslında benim çocukluğum. Seren’in hayalleri benim hayallerim. Kitapta çocukluğuma ve hayvan sevgime dair pek çok ipucu var. Ayrıca illüstratörüm Maria Brzozowa harika bir iş çıkardı. Çocuklar ve yetişkinler için tam bir koleksiyon kitap olacağına inanıyorum. Kimi okuyucularım kitap için “Çilekli Dondurma” gibi veya “Tenten” çizgi romanlarıma yeniden kavuşmak gibi yorumlarda bulundular. Bu beni çok mutlu etti. Çocuk edebiyatının bir diğer etkisi de yetişkinleri çocukluklarıyla buluşturmak olmalıdır bence.

 

Hayvan sevgisi demişken Sırma’yı anmadan geçmek olmaz. Derler ki hayvanlar da zaman içinde sahiplerine benzerler. Sırma da aynı sizin gibi durduğu yerde duramayan, okumayı, yazmayı çok seven bir kuşa benziyor bence. Yakında bir kitap da o çıkarırsa şaşmamak lazım. Tabii bir de İlhami var. Hayvanlarla iç içe olmanın ruhumuza iyi geldiğini hepimiz biliyoruz. Peki yazma yolculuğunda hayvanların bize bir katkıları oluyor mu?

 

Yazarken yalnızca kitaplardan değil başka kaynaklardan ama özellikle de doğadan, hayvanlardan besleniyorum, onlarda dinleniyorum. Hayvan sevgisi bambaşka bir şey benim için. Onlar beni, ben de onları anlıyorum, nasıl mı? Bakışlarla, seslerle, okşayışlarla, birlikte zaman geçirerek. Kendimi bildim bileli sokaktan, bahçeden, ormandan ne bulduysam eve getirmişimdir. Karınca, örümcek, kaplumbağa, kurbağa, kedi, köpek, ördek. Benimle gayet mesut yaşamıştır birçoğu. Arkadaşlarım, dostlarım, “Sana gelen hayvan insanlaşıyor,” diye dalga geçer benimle çoğu kez. Belki ben de onlarla biraz “hayvanlaşıyorum” kim bilir… Bu da hoşuma gidiyor. Onlarla her gün biraz daha yok olan doğaya yaklaşmaya çalışıyorum.

 

Ve işte yazarlık eğitmenlerine mutlaka sorulan klişe soru. Aslında sorup sormamak arasında gidip geldim ama bunu atölyeden atölyeye koşturan Füsun Çetinel’e sormazsak kime soracağız değil mi!

Yazarlık öğretilebilir mi?

 

Yazarlık öğretilemez, ama yazmak öğretilebilir. Ben katılımcılarıma yazma cesareti veriyorum, teknik öğretiyorum, birlikte okuyoruz, düşünüyoruz, tartışıyoruz.  Israrla yazmalarını sağlıyorum. Kitap çıkarmak değil bizim derdimiz. Yazarak eğlenmek. Eğlenerek yaptığınız işte de başarısız olmak çok zor.

 

Bir başka kazık soru diyelim ve biraz gülelim. Yazma konusunda tıkanma yaşayanlar için bir tavsiyeniz var mı?

 

Olmaz mı hiç. Benim işim her türlü tıkanıklığa çare bulmak. Karakterleri Starbucks’a götürmek, “Çayın altını kapadın mı?” sorusuyla diyaloga sokmak gibi kendime ait yüzlerce yöntemim var. Film seyretmek, yürüyüşe çıkmak, kitap okumak, müze gezmek, pazara çıkmak ama en önemlisi üzerinde çalıştığımız karakterlerle birlikte zaman geçirmek… Kimi zaman biraz ara vermek, uzaklaşmak. Her bünyeye göre çarelerim mevcut kısacası.

 

Yeter ki sorsunlar diyorsunuz… Evet. Söyleşimizin okurlara yararlı olması için son bir sorum daha var. Yazarlıkta, okumanın önemine kısaca değinebilir misiniz ve başucu kitaplarınızdan okuyuculara örnekler verebilir misiniz?  

 

Hiçbir zaman başucu kitabım olmadı ama çok okuyorum. “çok” herkese göre değişen bir kavram. Benim “çok”um günde bir bazen iki kitap. Bunun yanında mutlaka bir öykü, birkaç şiir ve resimli çocuk kitapları.

Yüz Kitap çok beğendiğim bir yayınevi, her öykü kitabını tavsiye ederim. Günışığı Kitaplığı bünyesinde olan On8 yayınevinin kitapları da çok nitelikli. On sekiz yaşından itibaren her yaşa uygun.

George Saunders, Neil Gaiman, Etgar Keret, Carlos Mari Dominguez, Saroyan, Selçuk Baran, Tezer Özlü, Emine Sevgi Özdamar, Fatma Akerson, Nihat Sırrı Örik, Ferit Edgü ilk aklıma gelenler. İyi yazan bütün yazarların başımın üstünde yerleri var. Seve seve, minnet duya duya, teşekkür ede ede okuyorum hepsini. İyi ki yazmışlar.

 

Bence de iyi ki yazmışlar ve yazıyorlar. Biz de onların yoldaki ayak izlerinden yürümeye çalışıyoruz… Bana göre oldukça keyifli ve verimli olan bu söyleşiye zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim Füsun Hanım. 

 

Ben çok teşekkür ederim. Sıkılmadınız beni dinlediniz J okudunuz.

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.