Soğukta Patiksiz Kalma / Tuana Gencer (17 Yaş)

 

Rüzgârın yüzlere hafif hafif dokunduğu, dökülen yaprakların rüzgârda uçarken hışırtılı sesler çıkarttığı güzel bir cumartesi günüydü. Küçük çocuk, bankta oturan satıcıyı şaşkınlıkla izliyordu. Onu hayrete düşüren şey, yaşlı bir adamın el örgüsü renkli patikler satmasaydı. İçinden ”Şimdiye kadar patik satan bir erkek görmemiştim,” diye geçirdi. O bunu düşünürken ihtiyar adam ”Kışın soğukta patiksiz kalma!” diye bağırıyor, bağırdıkça yaşının verdiği yorgunluktan olsa gerek sesi titriyordu. Küçük çocuk, ihtiyarın oturduğu ve patiklerinden mini bir sergi yaptığı bankın karşısındaki duvara oturmuş,  ihtiyarı dikkatle izliyordu. Daha önce balon, mendil, yara bandı satan yaşlı amcalar görmüştü; ama patik satanla ilk defa karşılaşıyordu doğrusu. Üstelik ihtiyarın elleri, saatlerce suda kalmış gibi buruşmuştu ve titriyordu. İhtiyarı hayretle izlerken göz göze geldiklerini fark etti ve gülümsedi. Bu gülümsemeye hoş bir tebessüm ile karşılık veren ihtiyar ”Kışın soğukta patiksiz kalma!” diye bağırmaya devam etti. Çocuk, ihtiyarın giysilerinden ve yaşından paraya çok ihtiyacı olduğu için yaptığını anlamıştı. Birden, aklına bu hafta okul harçlığından kenara koyduğu yedi lira geldi.

İhtiyarın yanına sokularak patiklerin fiyatını sordu. Fiyatı sadece dört lira olan patiklerden bir adet aldı. İçlerinde küçük kardeşine göre de güzel bir patik olduğunu fark etti; ama parası yetmiyordu. Çocuğun küçük patiği incelediğini fark eden ihtiyar, sanki onun ne düşündüğünü anlamıştı. ”Şimdi elindeki parayla karşıdaki fırından iki açma al ve gel,  sana bu patiği hediye edeyim,” dedi. Çocuk mutlu olmuştu, koşarak fırına gitti. Elinde bir poşet ile dönen çocuk onu ihtiyara uzattı. İhtiyar poşeti açtı ve açmalardan birini çocuğa uzattı. Çocuk şaşırmıştı. İyi niyetinin tüm güzelliği yüzüne vurmuş olan bu ihtiyarın teklifini geri çeviremedi, açmayı teşekkür ederek aldı. Birbirlerine gülümseyerek yemeye başladılar. Çocuk bir yandan açmasını yiyor, öte yandan da yaşlı patikçinin dikişleri patlamış, kenarları yırtık ayakkabısına bakıyordu. Bankta yan yana oturuyorlardı. Birkaç dakika sonra ihtiyar ”Merak ediyorsun, biliyorum,”dedi. Çocuk ne dediğini anlamadığını belli eden bir ifadeyle ihtiyara baktı. İhtiyar devam etti. ”Neden burada, bu yaşlı halimle patik sattığımı merak ediyorsun.” Çocuğun cevap vermesini beklemeden sözüne devam etti. ”Bu patikleri Ayşe’m örüyor ama yaklaşık iki yıldır yürüyemediği için ben satıyorum. Ayşe’m,  benim kırk yedi yıllık eşim, can dostum, yol arkadaşım. Ona hiç ‘Ayşe’ demem, hep ‘Ayşe’m’ derim. Evlilik aşkı öldürüyor diyor şimdiki gençler. Biz bunun doğru olmadığının somut kanıtıyız. E, tabi her şey dört dörtlük olmuyor insanın hayatında. Biz birbirimizi çok sevdik ama çocuklarımız bizi sevmedi.”

Son cümleyi söylerken ihtiyarın sesi titredi, aniden gözleri doluverdi. Dikkatle dinleyen çocuk ihtiyarın gözyaşlarını silmek için uzandı, söyledikleri çocuğun içine işliyordu sanki. İhtiyar o kadar içten anlatıyordu ki çocuk saatlerce dinleyebilirdi onu. İhtiyara, çocuklarıyla arasındaki ilişkiyi sormak istiyordu ama hem çekiniyor hem de onu daha fazla üzmek istemiyordu.

Derin bir iç çeken ihtiyar ”Biraz da sen anlat bakalım; okuyor musun, sever misin böyle muhabbet etmeyi? Ben pek sevmezdim açıkçası ama öyle yakın hissettim ki seni kendime anlattıkça anlatasım geldi, içimi döktüm. Uzun zamandır, tanımadığım birisiyle böyle konuşmamıştım,” dedi. Cevap beklercesine çocuğa baktı.

Çocuk,  ”Üçüncü sınıfa gidiyorum. Severim, hatta annemler bana ‘geveze’ der,” dedi ve güldü. İhtiyar cevap verecekti ki küçük çocuk aniden ”Eyvah! Annem geç kalma demişti; bugün anneannemlere gideceğiz de. Şimdi gitmem lazım. Sonra görüşürüz amca, açma için teşekkür ederim,” dedi ve kalktı. Çocuk kardeşi için alacağı patiği unutmuştu fakat ihtiyarın hala aklındaydı. Çocuğa diğer patiği de verdi ve ”Ben teşekkür ederim küçük adam, iyi ki geldin de döktüm içimi. Hayatında her zaman sevgiyi ve saygıyı ön planda tut. Bil ki ben şuan mutlu ve umutluysam bunlar sayesindedir,” dedi. Çocuk hızlı adımlarla yol boyu uzanan kaldırımda ilerledi ve gözden kayboldu.

İhtiyar, arkadaşının gidişiyle önce hüzünlendi, sonra da parkta sallanan çocukları izlemeye başladı. Gözlerinin dolduğunu fark etti. Derin bir nefes aldı ve ”Keşke…” dedi. Sesli düşündüğünü fark etti, sustu. Aklına yıllardır görmediği torunu geldi. Çocukları tarafından terk edilmenin verdiği sızıyı yüreğinde bir kere daha hissetmişti.

Aslında altı yedi sene öncesine kadar yaşantısı çok daha farklıydı. İki çocuğu ve eşiyle mutlu bir yuvaları vardı. Bir oğlu ve bir kızı vardı ihtiyarın. Kızı evlendikten sonra farklı bir şehre taşınmıştı. Aralarında güçlü bir bağ oluşturamamışlardı kızıyla. O ne kadar yakın olmaya çalışsa da, kızı hep  uzaktı  onlardan. Yakınken uzaktı… Aynı evin içindeyken bile uzak.  Evlenince de bayramdan bayrama görüşür olmuşlardı.

Bir de oğlu vardı. Oğlu da evlenince arayıp sormaz olmuştu. Gelin sevmezmiş öyle kaynanasına hizmet etmeyi. ”Biz de hizmet beklemiyorduk.” diye geçirdi içinden. ”Torunumu göstersinler yeter bana. Onu çok özlüyorum,” dedi kendi kendine

Büyümüş de küçülmüş gibi  bir torunu vardı ihtiyarın. Dört yaşındaydı; ama sanki yılların birikimiyle konuşuyordu. Oturup bir büyükmüş gibi karşısındakini dinliyor, cümleleri çıkaramadığı “r” sesine rağmen bir güzel kuruyordu. İhtiyar yine kendi kendine konuşmaya başlamıştı. ”Benim sevilesi, güzel yürekli torunum, kocaman olmuşsundur sen şimdi!”

Kaç aydır görememişti torununu, görse belki tanımazdı. Okula başlayacak yaşa geldi neredeyse, diye düşündü. Elini sıcak sudan çıkarıp soğuk suya sokmayan, her işini yardımcılara yaptıran gelini bir gününü ayırıp gelmiyordu. İhtiyar torunlarının boşluğunu dolduramıyordu işte. Onları çok özlüyordu.

İhtiyarın aklına torunuyla geçirdiği zamanlar geldi. Vapurla karşıya geçmişlerdi bir gün. Torunu denize bakmak için biraz eğilmişti ki o an ihtiyarın yüreği ağzına gelmiş, torunu düşecek diye ödü kopmuştu. Biraz hareketliydi ama çok sevdirirdi kendini. Karşısındaki ona kızınca hemen anlar, sahibinin bacaklarına dolanan bir kedi gibi sırnaşır, affettirirdi kendini. Bu sevgi ne güzel bir şeydi! Hep dedesine ”Ben büyüdüğümde süper kahraman olup bütün sokakta kalan çocuklara yardım edeceğim,” derdi.

”Benim güzel yürekli torunum, neredesin?” diye inledi. İhtiyarın aklına bu anılar geldikçe gözlerinden yaşlar dökülüyordu hep. Dökülen yaşlarla, içinde birikmiş acıları atıyordu sanki vücudundan.

Rüzgârın şiddeti biraz daha artmıştı. Gözlerinden sızan gözyaşları ihtiyarın yanaklarına iniyor,  acının ve serin rüzgârın etkisiyle ihtiyar adam titriyordu. Gözlerini sildi ve patikleri yavaş yavaş poşete doldurmaya başladı. Bugüne farklı bir anlam katan küçük çocuk geldi aklına. Onun da torunu gibi güzel yürekli olduğu anlamıştı masum bakışlarından. Esen rüzgâra rağmen hala parkta oynayan çocuklara son kez baktı, bankın kenarına tutunarak ayağa kalktı. Yarın yeniden gelmek üzere evinin yolunu tuttu.

 

 

Fotoğraf: http://bit.ly/2M5CoHa

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.