Sisyphus’un ‘Kafa Yaran’ Kayası/ Josef Hasek Kılçıksız

reklam
01 Şubat 2020 2

Öykü tadında bir deneme ve söylenler ve söylenceler yumağı olacak önünüzde. Bu anlatının felsefi bir iletisi olacak tabii. Hatta o kadar ki, herkes bir şeyler öğretmeye çalışıyor, diye bunalacaksınız.

Yazı bazen fantezi mekânının boş bir yüzeyidir, arzuların yansıtılacağı bir tür perde olarak işlev görür.

Çoğumuzun hayatı yoğun beklentiler içinde geçer. Sisyphus’inki de öyle. Ruhumuz oysa, gıcırdayan merdivenleri olan, zemininde çürüyen rutubetli birkaç kilimin olduğu, karanlık, eski harabeyi andıran bir evde uyuklamaktadır. 

Mersault Arap’ı neden öldürdü sorusunun yanıtında kristalleşen hayata karşı duyulan hınç, varoluşun uyukladığı gerçeklik ile fantezi mekânının öteki sahnesi arasındaki farka dikkat çekerek, beklenti ile olanın günlük, sıradan gerçekliğe indirgenmiş haline bakarak anlaşılabilir. Orada Olan bekleneni sert gerçekliğiyle hükümsüzleştirmiştir.

Kaleideskop birçok görüntü yayan bir alet, bu bakış şekli hayata dair ayrıştırılabilen perspektifler sunar. Bence hayatın, dünyanın yüzeyine yatırılmış varoluşu çizen ve kanatan kesici bir gerçeklik yüzeyi var. Bu sebeple kaleideskoptan çok kesilmiş cam yüzey metaforunu kullanmak isterim.

Arzu nesnesinin büyüleyici hatları yüzünden gözümüz kamaşıyor. Kayanın her defasında aşağılara yuvarlanmasına rağmen hayat arzu akışkanlığını kesmeyen anlatı olmak zorundadır. Yoksa her yerde intihar kazanacak.

Hayatla ilgili en karanlık önsezilerinizi bütünüyle haklı çıkaracak felsefi öngörülere hazır mısınız?

Sisyphus, Yunan mitolojisinde Zeus’un sırrını ifşa ettiği için tanrılar tarafından cezalandırılan bilge bir kraldır. Büyük bir kayayı sonsuza dek bir tepenin en üstüne yuvarlamaya mahkum edilmiştir. O kaya ne zaman zirveye yaklaşsa gerisin geriye aşağıya doğru yuvarlanmaktadır. Sisyphus her seferinde yeniden başlar. Bu sonsuza kadar böyle devam edecek kısır bir döngüye dönüşmüştür. Sisyphus bu dönel ahmaklığın bilincindedir, ancak buna rağmen, hayata tutunma tutkusu ona yeniden başlamak için güç verir.

Sisyphus uyumsuz ve direngen bir kahraman mıdır, yoksa saçma (absürd) ile zımni bir suç ortaklığı içinde olan biri mi? Aslında söylensel ve metafizik olarak inşa edilmiş olan bu figür gerçek anlamda hiçbir zaman yaşamadı. Onun eyleminde sabır ve direngenlik gibi erdem mertebesine yükseltilen şey aslında hayata tutunması için varoluşa zerkedilen anlamdır biraz da.

Sisyphus bütün bu çabanın beyhude olduğunu bilmesine rağmen kendisine verilen cezayı görevi gibi görür ve çabalamaktan vazgeçmez. Çünkü o bir amor fati insanıdır. 

Arzularının bildikleri ya da öğrendikleri dünyayla eşleşmediğini kabul edip onun iflah olmaz absürtlüğünü sevenler külübünün bir üyesidir Sisyphus.

İşte bu nedenle Sisyphus yazgısını kabullenip sevmiş bir kahramandır artık. Bu tutumu boyun eğme değil, bir başkaldırı olarak görenler var. Burada direnmeye yükseltilen eylem, aslında bir kabullenmedir, varoluşun yazgısıyla barışması durumudur.

İntihar varoluşa hakaret mi? Hayatı bütün saçmalıklarıyla kucaklamamız mı gerekir?

“İntihar, en son noktasına götürülmüş bir kabullenme” ise (A. Camus), ki öyledir, o halde intihar da bir başkaldırıdır.

Yaşamın her yönüyle saçma ve anlamsız olmasını absürt kavramıyla açıklıyoruz. İşte bu absürtlüğün intiharı gerektirdiği ya da haklı çıkarttığı konusunda değişik görüşler var. Özkıyım, yaşamın yaşanmaya değip değmediğine dair bir yargıya varmakla ilgili bir şeydir. Asıl mesele budur.

‘Madem ki geldik ve buradayız, kaliteli ve mutlu bir yaşam için uğraş vermeliyiz’in protagonisti. Bu acziyetten, çünkü dünyaya savrulmuş olmak bir seçim değil, bence fena halde hayata bir maruz kalınmışlık durumudur, bu da bir acziyete tekabül eder, vazife çıkaran, Varoluşun ona verdiği ödevin bilincinde bir kahraman. Bu dünyaya savrulmakla saçma “ortamı”na sokulan varoluşa, kayayı her defasında tepeye yuvarlamak ya da cezayı baştan redetmek dışında çok da fazla istenç ya da seçim şansı bırakılmamıştır. Fakat Sisyphus’un oral bir takıntıya dönüşen yaşam tutkusu onu cezaya mahkum etmiştir.

Varoluşun verdiği ödevin farkında olanlar ile olmayanlar. Saçma ile barışık olanlar ile onu baştan rededenler. Fiziksel olarak varolmanın bir ödev yüklediğini savunanlar ile varoluşun anlamını derinliğine sorgulayanlar. Varolma ile varoluş arasındaki farkın ayırdında olanlar ile bu iki nosyonu özdeş görenler. Yaşamanın değil de hayatta kalmanın anlam artığına dönüşen bir tortu özgürlükle yetinenler ile daha fazlasını isteyenler. Başka bir deyişle özgürlük ve farkındalıkla donanmış olanlar ile sorgulamayan mutlular kalabalığının dualiteleri.

Dünyaya savrulmuş olmanın sonuçlarıyla yüzleşen, anlam alanlarına saldıran hiçlikle boğuşan, sonsuz umarsızlık içinde didinen Sisyphus sabrı taşıyan ve zamanın içindeki onulmaz boşunalığı gidermeye çalışan gayeler var. Bu gayeleri taşıyan özneler, zamanı tahrip edip yeniden onarmaya çalışan dönel kötücül zinciri kırmak istiyorlar. Bu zinciri kırmak, sorgulamayan, tüketici mutlular kalabalığı’nın harcı olan bir şey değildir.

Prometheus karmaşasını zihin ve yürek hayatının Sisyphus karmaşası olarak düşündüm. Ateş mahremdir. Kalbimizde yaşar. Gökyüzünde yaşar. Tözün derinliklerinden çıkıp kendini bir aşk gibi sunar. Maddenin içine dalıp saklanır. Kin ve intikam gibi gizlidir. Görünmez. Cennette ve cehennemde parıldar. Her itaatsizliği cezalandırır. Ateş, aynı anda esirgeyici ve korkunç, iyi ve kötü bir tanrıdır. İçimizdeki bütün tutuşabilir cevherin birleşme merkezi olarak düşündüm ateşi. Aşk ve ayrılık, yaşam ve ölüm, direnmek ve boyun eğmek, kaya ve tepe, ödev bilinci ve kayıtsızlık, absürd ve anlam, özgürlük ve tutsaklık, yasa ile kaos, dehşet ve görkem aynı yakıcı “Guernica” tablosunun içinde barınırlar.

Mersault Arap’ı neden öldürdü ? Saçmalık erişlerinden birine vurgu yapmak için bence. Mersault’inki saçma olanı varoluşun kalbinde arayan protagonisten cinnetli eylemidir.

Arap’ı öldürmek üzerinden absürd ile kurulan bağlamın, varoluşun saçmaya karşı direniş meşruiyeti ile ne ilgisi var, dediğinizi duyar gibiyim. Mersault absürdün tazyiki altında, durumdan vazife çıkararak Arap’ı öldürdüyse, bu eyleminden sonra dünyanın iflah olmaz absürtlüğünü sevmeye başlayamaz. Nereden tutarsınız tutun, absürd ile hiçlik‘in zımni işbirliği elinizde kalır. Varoluşu nereden tutatrsanız tutun, onun yaşam serüveni dikiş tutmayan bir kumaştır. 

Varoluşun yetkin elverişliliği altında intihar, hayat denen cephenin arkasına yığınak yapan kötücül bir enerjidir. Bu enerjinin hayatla savaşım koşullarında boy veren bir duygulanım ve yatkınlık olduğu söylenebilir. Kaldı ki saçma duygusu saçma kavramının kendisi değil ki zaten.  Kötücül olup olmadığı konusunda bir yargıya varan ben niyet okumuyor.  Sadece kendi etik imperatiflerini merkeze koyuyor ve oradan hareketle intihâr eyleminin itibârını beş paralık ediyor.

Kayanın aşağı yuvarlanacağını bile bile onu her defasında zirveye taşımak, bazılarını iddia ettiği gibi, direnmek değildir. Sanki korkakların başka bir seçeneği varmışçasına varoluşun saçmalığıyla barışık olmaktır. Korkaklığı karşı özkıyımı cesur bir davranış olarak konumlandıracak değilim. Ama kimse kalkıp bana, varoluşun kahredici saçmalığı içinde yaşamak direnmektir, demesin. Görüldüğü üzere korkakların hep euphemizmlere ihtiyacı oldu.

Hiçbirimiz tanrılar tarafından koca bir kayayı dağın zirvesine çıkarmaya mahkûm edilmiş Sisyphuslar değiliz. Bu görevi baştan redetmek mümkün. Bu kayayı, metaforik olarak bile, tepeye yuvarlamayı kabul edersek, gerçekte her daim tepemizde durmayı sürdürecek ve muhtemelen bir gün kafamızı yarma tehlikesi barındıracak. Böylesine taşlarla baş başa didinen bir varlık taşın kendisidir şimdiden. Kayasından daha güçlü bir varlık asla değildir.

‘Bilincinin açık olduğu’ ender anlarda Sisyphus trajik bir varoluştur. Sisyphus varlığının çağcıl muadili didinip duran proleterdir. Mutluluğun çağrısı kalbinde fazlaca ağır bastığında ekonomik gerçekliğe sert bir şekilde toslayan trajik bir varoluştur proletaryat. Efendisiz bir evren inşa edilene kadar daha çok kaya başını yarmaya devam edecek. Saçma ile uyumlu yaşamayı sonlandırana, alına yazılanı sorgulamamayı erdemli davranış olarak görmeye son verene kadar daha çok kaya varoluşun başını yaracak. Ödül ve cezayı metafizik evrene taşıyan Sisyphus tutumu tanrılarla bir alışveriş içinde, insanlığın mübadeleye dayanan ilk kapitalist pozisyon alışıdır. Hipokrit Pavlovcu refleksin eski çağa uyarlanmış şekli.

Dünyaya savrulmuş olmanın sonuçlarıyla yüzleşen, bu çarpıcı anıklık karşısında çıplak duruma düşmüş yüzün karşısındakini soyduğu, zamanı tahrip edip yeniden onarmaya çalışan, anlam alanlarına saldıran hiçlik, sonsuz umarsızlık içinde didinen Sisyphus ve zamanın içindeki onulmaz boşunalık. Bunların hepsi hayata dair. Ölüme dairse sadece biraz hiçlik var, buyrun almaz mısınız ?

BENZER KONULAR
YORUM YAZ

Avatar
Gönül MALAT

Hocam yazınız her zamanki gibi çok iyi. kaleminize sağlık. kaleminiz hiç susmasın. ucu hep açık olsun

    Avatar
    Josef Hasek Kılçıksız

    İlginiz için teşekkür ederim Gönül hanım, yazılarımın sorgulayan okurda olumlu yankılar uyandırması beni daha çok yazmaya cesaretlendirecektir. Sevgiyle, dostlukla