garip
garip
garip

Sıra Dışı Karantina / Gönül Malat

reklam
01 Ekim 2019 0

Kurumuş yeşil otları / Toprak olmuş umutları

Gökte mavi bulutları / Bu mezarda bir garip var

Aşık Mahzuni ŞERİF

Günde otuz,  otuz beş kişinin öldüğü salgın yıllarıydı. O kuduz yıllarda, şimdi olduğu gibi tek meclisle değil, çift meclisle yönetilirdi üstelik bu güzelim ülke. Senato, yönetimde oluşabilecek, tüm tıkanmaları çözmek ve cumhurbaşkanına danışmanlık etmek için oluşturulmuştu. Meclisle elbirliği edip çözümün bütün yollarına barikatlar kuruyordu oysa.

Mavi gömlekli Romantik Şövalye ile nüktedan hazır cevap Şapka bir türlü uzlaşamıyor, cumhurun başkanını seçemiyorlardı. Seçim turları başlayan çifte mecliste, senato ayrı telden, meclis ayrı telden, Şövalye ve Şapka ayrı tellerden kakofoniyi, öyle güzel çaldılar ki, elbirliğiyle sonu da başlatmış oldular.

Sokakların karanlığına, tepelerin kirli gölgesi aksetmiş, insanlar kudurmuş ve en acısı da, “yiğitlerin, fidanların,” gencecik ölümleri kanıksanır olmuştu. Eski cumhurbaşkanı, görev süresi bitince tasını tarağını bile toplamadan, kaçarcasına ayrılıverdi Çankaya’dan.

Çift meclisteki seçim 100. turunu tamamlamaya doğru yol alırken, cumhurbaşkanlığı için, Bülent Ersoy ve Zeki Müren’e oylar çıkıyor, ciddiyetsizlik ve sorumsuzluğun haddi hesabı bilinmiyordu. Emekliliğinde yağlı boya nü resimler yapacak olan Netekim Paşa, Şövalye ve Şapka’ya göstermelik parmak sallayıp haber saldı. “Uzlaşın, uzlaşmazsanız gelir otururum tepenize haa,” diye. 

Netekim Paşa, 115.turdan sonra “Artık bu kadar ölen yeter, daha fazla ölmesinler,” diyerek işe el attı. Tankla, topla, tüfekle sıkı bir karantina başlattı. Ne yazık ki, bu karantina toplumdaki kuduz salgınından daha ölümcül olacaktı. Yalnızca henüz kimsenin haberi yoktu.   

Karantina, salgını durdurmuş ama başka yeni bir salgına, ceza, işkence ve idam salgınına neden olmuştu.

Netekim Paşa oluşturduğu karantinayı savunmak için, güzelim Anadolu şehirlerini bir bir gezip sürekli konuşuyordu. Bir şehirde “Asmayalım da besleyelim mi?” diyor, başka bir şehirde “ Biz aydınlarımıza düşünmeyin demiyoruz. Sadece düşündüklerini başkalarına söylemesinler yeter” diyerek ağzıyla kara kara mermiler ateşliyordu.  

Karantinanın başlamasıyla birlikte halk da, yeni salgından etkilenmeyelim diye evlerinde ne kadar kitap varsa gizli gizli yakmaya başladılar. Gazyağı karaborsa olduğundan, kitapları yakmak için misafir kolonyalarını kullandılar. Nasıl olsa, sokağa çıkma yasağı vardı. Hiç kimse “Müsaitseniz Annemler Size Gelecek”  diyemiyordu artık. 

Hani bazı şeylere kıyamazsınız ya, insanlar da bazı kitaplara kıyamıyorlardı. İşte “İnce Memed” onlardan biriydi. Şimdi baksanız Anadolu’nun bozkırında, ormanında, tarlasında, tapanında ve evlerin bahçelerinde,  yakmaya kıyılamamış “İnce Memed” mezarlıkları doludur. 

Yıllar yıllar sonra karantinayı başlatan Netekim Paşa; karantina sonucunda yitirilen yiğit ve fidanlarla birlikte yüzlerce “İnce Memed” mezarını hiçbir şey olmamış gibi ardına atıp,  çamların altında “nü” yağlıboya yapıyordu. Kadınların ana, bacı ve eş olanların, yani nü resimleri yapılabilenlerin, gözleri yaşlı, gönülleri kırık döküktü oysa yitirdiklerinden. Netekim Paşa’nın, bu resimlere aktaramadığı, resmedemediği, hiçbir zaman da resmedemeyeceği tek bir şey vardı. Kadın bakışları. 

Evlatlarını, eşlerini ve yoldaşlarını; otların altına, selvilerin, uğultularıyla yarenlik etmeye veren kadın bakışları! O bakışlar daha doğrusu bakamayışlar zamanda asılı kaldı. 


BENZER KONULAR
YORUM YAZ

YAZARLAR
Hüseyin Opruklu
Bilgi yok.