Sinema Koltuğu / Özlem Y. Uçak

Evimize çıkan caddenin köşesinde bir sinema salonu vardı. Kültür Sinemasıydı adı. Her ay bir film gelirdi. Dört gözle beklerdim hep.

O gün yeni bir film gelmişti. Okuldan dönerken bir baktım, Fevzi amca afişini asıyor. “Hadi iyisin yine,” dedi. “Tam senin seveceğin türde, bilimkurgu…”

Siyah önlüğümü çıkardığım gibi koştum sinemaya; iki bilet aldım. Biri benim, diğeri bana sinema tutkusunu aşılayan annem içindi tabi. Onunla izlemek en sevdiğim şeydi. Arkadaşlarım anneleriyle gitmiyordu. Çocukluk olarak görüyorlardı. Annemin yanında çocuk olmuyordum ki. Aksine! Tüm benliğiyle sinemaya gönül vermiş, gerçek bir sinemasever, bir yetişkin gibi davranıyordum yanında. Saatin yaklaştığını görünce annem hemen bir sandviç yaptı öğle yemeğine. Vakit kaybetmeden gittik.

Yarım saat vardı. Erkenden gitmek bizim bir alışkanlığımızdı. Ve tabi ayaktaydım. İçim içime sığmıyor, bordo perdenin görkemli açılışı ve yerini beyaza bırakmasını anbean görmek için gözümü perdeden ayırmıyordum.

Işıklar sönene kadar etrafı izledim. Heyecanımı bastırmak için elimde sıkıca tuttuğum kese kâğıdından bir buzlu badem attım ağzıma. Bademin serin ekşimsiliği dilimde dolaşırken gözlerim daha bir büyüdü, perdenin tümünü bir bakışta görecek hale geldi.

Koltuğa kurulmak benim için önemliydi, hemen oturmazdım asla. Zaten öyle büyüktü ki uzay mekiği kaptanının koltuğuymuş gibi hayal ediyordum onu. Tüm salonu da uzay aracı. Düşlerim ‘salondan uzay gemisinin’ içinde, ben de kaptan koltuğunda, uçmaya hazırdım. Bundan sonra olacaklar göz kırpışlarım arasındaki gerçeklerdi. O esnada kalbim atıyor mu bilmiyor, nefes almayı unutuyordum bazen.

Perdenin içine dalıp filmde oynamaya başlıyordum. Aracımla havalanıp geçmişe gidiyordum. Bir tuşla savaşları bitiriyordum. Sonra geleceğe dönüyor, yetişkin halimi izliyordum. Biraz merakla, biraz da ürkerek. Bisikletimi yıldızlı gökyüzüne doğru hızla sürüyordum, sepetimde uzaylı yeni dostum…

Herkes onu sevimli buluyordu. Kocaman gözleri olduğundandı belki de. Sihirli tozlardan alıp kötülerin üzerine döküyordum, küçülüyordu kafaları. Bir yunusun kuyruğunda geziniyordum mavilikte. Sonra bir köpek balığı görüp çıkıyordum korsan yelkenlisinin direğine; serkeş bir korsan gibi bakıyordum güneşi batıran ufka…

Bir ben değildim böyle. Annem de aynı duygularla ilmin içine giriyordu. Biliyordum. Dünyaya tepeden bakıyorduk ayın üstünde. Her şey küçük, basit, sevimliydi. Ve hepsi bana aitti. En sadık köpeğim, güçlü filim ve en sevimli fok balığım benimdi. Kötülere karşı savaşıyordum onlarla. Uçaklarım, oklarım, sihirli kılıçlarım ve atlarım vardı düzinelerce.

Sadece bizim bildiğimiz ağaç bir ev inşa ettim bir gün. Üzerini oyuncak ve kitaplarla kapladım. Yırtık, askılı şortum, büyük, sert şapkamla kovboyculuk oynadım. Ama en favorim uzaycılıktı her zaman. Görkemliydi çok. Dünyanın çevresinde tur atıyordum. Ayın kuyruğuna oturup ayaklarımı sallayarak oltamı gökyüzüne bırakıyordum. Hayallerin de ötesine gidip bunun gerçekliğine annemle iddiaya giriyordum. Yılmadan, vazgeçmeden hayal ediyordum.  Kendi filmlerimin aktörleri oluyordum.  Adına “filmcilik” dedi annem ben bahçede oynarken.  Zamansızdı filmlerim; gecesi gündüzü, yılı, yaşı yoktu hiç. Ne evdeki kutulara ne de aklıma sığıyordu. Kâğıtlara döküldü zamanla. Beyaz perde beyaz kâğıt oldu büyüdükçe.

Perde, kararlı ve işini bilen bir aktör edasıyla sessizce açıldı. En sonunda film başladı. Karşımda ışıklı ve büyülü bir diyar. Müzik, renkler… Tuttuğum nefes ciğerlerime ferah bir havayla girdi. Düşlerimin izdüşümünü şimdi gözlerimle görecek olmanın akıl almaz heyecanı. Hayallerimdeki kadar güzel ve canlı. Kendimi ondan alamadığım…

Annem olabildiğince kısık bir sesle seslendi. Bendeki büyünün bozulmamasına özen göstererek. Sesini kulağımın bir kenarında taze tutmak beni güvende hissettirdi yine. O zaman daha cesur, atak ve galiba çok daha tutkulu oluyordum. Annem sayesinde. Elimdeki soğuk kese kâğıdını aldı. Buz kesmişti parmaklarım, ovdu. İşte o an gerçekle düşün birleştiği andaydım. Basit, sıradan ama gerçek. Annem olmasa, kendimi ilmin içinde kaybedecek ve bu anın gerçek olduğuna inanamayacaktım. Kolumdan tutup koltuğa oturttu beni. Sanki üzerinde çok düşünerek bulmuş gibi bir cümleyle devam etti; “Bu anda kal, gitme bir yere…”

Bıraktım vücudumu sinema koltuğuna. Filmi izlemeye başladım. Tabi o koltuk bir uzay kaptanı koltuğuydu.

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.