Sinan Akyüz Söyleşisi / Güzin Aydın

“Aşk Başka Evde” Sinan Akyüz’ün yeni romanı. Evliliğin korkulan yanlarını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren bir hikaye… Bir metres hikayesi. Her türlü insanın dertlerine ortak olan Sinan Akyüz, bu sefer de bir metresin hayatına ortaklık etmiş. Aşkı, şevheti, ihaneti her yönüyle ele alan bir roman… Aşkı, edebiyatı, insanı sorgulayan bir sohbet… Bu sohbeti okuduğunuzda Sinan Akyüz’ü tanımış kadar olacak ve ayrıca hemen hemen bütün kitaplarıyla ilgili fikir sahibi olacaksınız…

Kitapları kadar kendisi de beni etkiledi. Dürüst, sevecen, alçak gönüllü. Gücünü sadece okurlarından alan bir yazar.

s13

Yazmayı, sihirli halının varlığına inanmaya benzetirim ben. Sizi farklı hayatlara götüren sihirli halıyla tanışmanız nasıl oldu?

Ben zaten yazının içindeydim. Ben gazetede yazıyordum. Dergide yazıyordum. Yazı benim mesleğimdi. Günlük bir şeyden alıp onu başka bir şeye çevirdim. Karakterlerimi oluşturduğumda, onlarla bir tren yolculuğuna çıkmaya hazırdım. Karakterlerim benim çocuğum gibidir. Hepsini ayrı severim. Onlarla birlikte yolculuğa çıktığımda onlar fısıldar ve ben yazarım.

Karakterlerinizi gezdirdiğiniz yerleri nasıl bu kadar iyi betimleyebiliyorsunuz?

Karakterimi bir yere göndereceksem, o yolu bilmek zorundayım. Anlattığım hikayelerin geçtiği yerlerde gidip yaşıyorum.

Ailenizle birlikte mi gidiyorsunuz, yoksa yalnız olmayı mı tercih ediyorsunuz?

YAZARLIK EŞİTTİR YALNIZLIK…

Yazarken bile çocuklarımla eşimle birlikte değilim. Kitaplarımı yazarken ailemden ayrı başka bir evde yaşıyorum. 4 ay eve kapanıyorum o karakterlerle onların hayatlarını yaşıyorum. Ayda bir defa dışarı çıkıyorum. Aklım onlardayken başka bir şeye konsantre olamıyorum. Strese giriyorum, tam oturup yazmaya konsantre olduğumda evdeki kadının odaya girip “Odayı süpürecektim.” demesi bütün konsantremi dağıtıyor. Yazdığım dönemlerde geceyi gündüzü ters yaşıyorum.

Bu çok büyük bir fedakarlık. Eşiniz nasıl karşılıyor bu durumu?

Ama yazar olmak bu. Eşime de şunu söylüyorum. Bir yazarı sevmek, onun yazmasını sevmektir. Beni seviyorsan, yazmamı seveceksin. Klasik kadın triplerini yapmayıp bana kocacığım, git kitabını yaz ve evimize geri dön diyeceksin.

Kabul ediyor yani?

Ediyor tabi, kabul etmek zorunda. Etmezse başka bir yol çıkıyor karşınıza. Ya ayrılacaksın birçok yazar gibi, yalnız devam edeceksin hayatına ya da karşılıklı anlayış içinde devam ettireceksin. Eşimin anlayışı mesleğinden de kaynaklanıyor. Kendisi akademisyen olduğu için, bir makale yazdığı zaman yalnız başına kalmanın ne kadar önemli olduğunu bilir.

s5

Üzerinizde tesir bırakan batılı ve yerli yazarlar kimler?

Ben yazmaya başlamadan önce dünya klasiklerini, beğenilen yazarları irdeledim. Onların özelliklerine kadar araştırmış bir yazarım. Balzac’ı severim. İyi bir karakter yazarı olduğu kadar, iyi bir kurgucudur da. Dickens, hem iyi karakter yazar hem iyi kurgucudur. Bunları iyice inceledikten sonra, siz de kendi üslubunuzu oluştuyorsunuz. Yerli yazarlardan Orhan Kemal’i beğeniyorum.

Yani bir olgunlaşma mı gerekiyor yazabilmek için?

Evet ama bu olgunlaşma da ölene kadar devam ediyor. Öldüğüm zaman bitecek bu öğrenme. Yazmanın sonu yok. Dipsiz bir kuyu…

Şunu merak ediyorum. Yazarken sizi en çok etkileyen romanınızla, okur tarafından en çok ilgi gören romanınız aynı mı?

Burada ayrım yapmak çok zor. Karakterler benim evlatlarım gibidir. Birisini översem, diğeri gözümün içine bakıyor gibi hissediyorum. Kitaplarımın herhangi birini alan birisi diğerlerini de satın alıyor. Satış miktarları birbirine yakın.

Kadınları nasıl bu kadar iyi anlayabiliyorsunuz? Hatta aşk doktoru olarak anılıyorsunuz.

Gazetecilik, profesyonel fotoğrafçılık yaptım. Dergilerde genellikle kadınlarla çalıştım. Kadın bedenini ve kadın ruhunu çok iyi tanırım. Yazdığım hikayeler için de kadınlarla görüşüyorum. Yeni yazdığım roman için yüze yakın kadınla görüştüm.

s6

Herkesin merakla beklediği soruya geldik işte. Bize biraz yeni kitabınızdan bahseder misiniz?

İki farklı kadın var burada. Yani bir metres hikayesi yazdım. Şu sorudan yola çıktım: Metres yuva yıkan mıdır? Yuvayı ayakta tutan mıdır? Yine bir gerçek yaşam hikayesi… Metres olan bir kadın yaşamını bana mail attı. ”Ben yazamadım, buyurun siz yazın.” dedi. Okuduğumda hikayeden çok etkilendim ve ben bunu yazmalıyım  diyerek kendisiyle iletişime geçtim. Kitabımdaki metresi de sevdim. ”Ben senin kocanı, sen üzülesin diye çalmadım” diyor. ”Ben de en az senin kadar sevdiğim için çaldım” diyor. Evdeki kadını da sevdim. Çünkü o da sonuçta kendi alanını kurtarmaya çalışıyor. Metrese şunu söylüyor ”Sen hayatın boyunca bir metres olmaya devam edeceksin, bu da benim sana ahtım olsun!” Aldatılan kadının annesi kızına diyor ki “Bir tek aldatılan sen misin? Ağaç senin ya, altında kim oturursa otursun.” Sevdim bu lafı…

Bir de kitaplarınızda bir iki cümle söylüyorsunuz; kalıcı oluyor, iz bırakıyor… Kitaplarınızda buna rastlıyoruz

Bunları ben söylemiyorum, karakter söylüyor. Miray diye bir karakter var. Çok güzel bir laf etti, aşık oldum Miray’a… ”Kocam bugün evleniyor.” diyor. “Neden?” diyorlar, “Neden ayrıldınız, aldattı mı sizi?” diyorlar…Cevabı şu: “Hayır, onu seven kadın ben değildim artık…” Öperim ben bu kadının elinden. Bunları karaktere bıraktığınızda; onlar fısıldıyor, siz yazıyorsunuz. Evde onlarla yaşıyorsunuz. Hiç unutmam, Hasan diye bir tanıdığımız var. Işığımı gördü, geldi. “Abi, ne yapıyorsun?” dedi. Dedim “Vallahi evde misafirler var.” Geldi, baktı “Abi, nerede misafirler? Göremiyorum!” dedi. Kafamı işaret ederek “Burada!” dedim. Bana bir bakışı vardı. Gitmiş karısına: “Sinan’ı gördüm, o kafayı yemiş.” demiş. Bunu insanlara anlatamazsınız. Biraz fazla kalsam çağırıyorlar, huzursuzlanıyorum. Eşim diyor ki: “Galiba seni çağırıyorlar.” diyorum ki: “Galiba evet, beni çağırıyorlar. Ben bir gideyim.” Yoksa strese giriyorum. O anda onlarla olamıyorum.

“Sevmek Zorunda Değilsin Beni” adlı kitabınızda da yaşamı bir hayat kadınının gözünden anlatmıştınız.

Ben o dünyayı yazabilmek için yaklaşık 6 ay boyunca genel evdeki kadınlarla görüştüm. O dünyayı yazabilmek için öyle mekanlarda bulunmak gerekiyor. Yoksa ben de bilemezdim.

Sizce iffet nedir? Bir hayat kadını da iffetli olabilir mi?

Bunlar toplumun sonradan içimize doldurduğu şeyler. Ben bir yazar olarak bunlara inanmam. Toplumun bir tarafı size diyor ki edep, haya, ahlak…Bir tarafı da toplumun getirdikleri diyor. Nedeni ise yürek bize bunu söylemiyor…Bana göre kötü insan yoktur.

“EVLİLİK, MEMNUNİYETTEN MEMURİYETE DÖNÜŞÜR”

 Yeni kitabınızdan bir alıntı yapmışsınız, “Evlilik, memnuniyetten memuriyete dönüşür.” diye. Bunun üzerine biraz konuşalım istiyorum…

AŞK BAŞKA EVDE BİR DİZİYE KONU OLACAK

Toplumu, kadını, erkeği, evliliği sorgulayan bir kitap yazdım. Kitabın dizisi yapılacak. Bunu ilk defa size açıklıyorum. Evlilikte birtakım çözülmeler söz konusu. Evlilik de ne kadar doğru bu da tartışılır gerçi… Evlilik insanın bir tarafını yok ediyor. Hepimizin yapısına aykırı evlilik. Hele bu coğrafyada çok fazla ödün veriyoruz. İster kadın ol, ister erkek ol… Genç yaşta attığımız imzalarla, toplum bize bazı görevler yüklüyor. Diyor ki: “Sinan iyi bir baba olacak. Evinin direği olacak. Karısının sorumluluğunu alacak.” Tamam, toplum bunu diyor da ben bunu diyor muyum? Aynı şey kadın için de geçerli.

Yani kendimizi gerçekleştiremiyoruz. Mesela bir kadın, kendi hayatını değil de eşinin ve çocuklarının hayatını yaşıyor bir yerde…

Ama o da yanlış… Mesela siz bir kadın olarak çocuğunuzun annesi olabilirsiniz. Çocuğunuzla beraber eşinizin de annesi olursanız, işte orada ciddi bir sorun var. Sizin boynunuza, ‘Çocuklarımın Anasıdır‘ levhasını asıyor; altına da bir parantez açıp ‘Kutsal Kadın‘ yazıyor. Kutsallaştırdığınız kadına şevhet ve aşkı duyamıyorsunuz. Bu sefer gidiyorsunuz, o duyguları başka kadına duymaya başlıyorsunuz. Kitaptaki karakterime, ortağı şunu söylüyor: “Hastalık sende de mi nüksetti? Genç bir kadın buldun da ona mı gittin?” diyor. Ortağına şöyle cevap veriyor: “Hayır, ben genç bir kadına gitmedim; yeniden kendi hayallerime, kendim olmaya gittim.” Aşkçılarla, mantıkçıların çatışması var. Bir kadın, akşam eve geldiği zaman kocasının neden konuşmadığını daha iyi anlayabilecek…

Siz bu tespitleri yaparken kendi evliliğinizden de dersler çıkardınız mı?

Biz yazarlar, bir şey yazarken hayatımızdaki insanları kullanırız. O yüzden ben de eşime diyorum ki: “Senin de bu kitabı okuman gerekiyor. Senin de kendine bir yol çizmen gerekiyor. Benim de bir yol çizmem gerekiyor. Bizler kutsal insanlar değiliz, bizler de bu hayatı yaşıyoruz.”

Bir yazarın toplumu eğitmesi gerektiğine inanıyor musunuz?

Evet inanıyorum.

Peki Piruze’nin hayatına baktığımızda nasıl bir ders çıkardınız?

Türk insanı yatsın kalksın Atatürk’e şükretsin. Öyle bir coğrafyada kadının adı yok. 4 kadınla evlenebiliyorsun. Evdeki kocayı elde tutmak için, Türk kadının giymeye cesaret edemeyeceği nitelikte seksi iç çamaşırları giyiyorlar.

Ve Edebiyatist Sorumuz: “Edebiyat dünyasında birçok yazarın bir eser oluştururken farklı ambiyanslar aradığına, bazen de kendini dış dünyaya tamamen kapattığına tanık oluyoruz. Peki sizde bu tür değişiklikler oluyor mu? Ya da siz eser oluştururken eserinizin hangi aşamasında, hayatınızda ne tür değişikler yaşıyorsunuz?” Ünlü edebiyatist sorumuzun cevabını da aldık sohbetimiz sırasında. Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Bir panom var, özel olarak yaptırdım. Karakterlerimin özelliklerini oraya not ediyorum. Hikayemin sonunu önceden belirleyip yazıyorum yine. Bazı arkadaşlarım, sonunu düşünmeden yazdığını söylüyorlar. Ama ben bunu tercih etmiyorum.

Bize sohbetiyle, enerjisiyle, öğütledikleriyle çok şey kattığını düşündüğümüz kıymetli yazarımıza sonsuz teşekkürler…

s9s10

8 Yorum Sinan Akyüz Söyleşisi / Güzin Aydın

  1. Güzin sohbet esnasında anlamamışım. Ne kadar başarılı bir röportaj olmuş. Tebrik ediyorum. Sinan Akyüz ü zaten seviyoruz. Senin gözünle bakmanın tadıda bir başka.

  2. Edebiyatist’e bu güzel Söyleşi için teşekkürler….Sinan Akyüz benim çok beğendiğim bir yazar…Başarılarının Devamını dilerim….

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.