Seyyit Nezir : Cemal’in şiirinde Doğu – Batı karşılaşması evrensel çizgileriyle yer alır. O bunu şöyle tanımlamıştı: “Bir yerde cazla kaval alt alta geldi benim şiirimde.”

9 Ocak 1990 tarihinde aramızdan ayrılan büyük usta, İkinci Yeni’nin başlıca şair ve kuramcılarından olan Cemal Süreya’yı ölümünün 27. yılında, Cemal Süreya Kültür ve Sanat Derneği Başkanı, şair ve yayıncı Seyyit Nezir’den dinledik. Kendisi ile gerçekleştirdiğimiz bu çok özel söyleşi ile Cemal Süreya’yı bir kez daha saygı ile anmış, tavrı, duruşu ve ölümsüz eserleri ile bize kattığı değerlerin bir kez daha vurgulanmasında aracılık etmiş olduk. Bu güzel söyleşimize vesile olan sevgili Zuhal Tekkanat’a da sonsuz teşekkürlerimizi ileterek sözü değerli usta Seyyit Nezir’e bırakıyoruz…

Söyleşi : Ayşegül Kaya

Öncelikle şair ve yayıncı kimliklerini büyük bir başarı ile taşıyan Seyyit Nezir’in öz yaşam öyküsü:

(Kaynak: Vikipedi.)
Şair, yayımcı (Tekirdağ / Çorlu,18 Nisan 1950 -). Asıl adı Muammer Akça. Bazı yazılarında asıl adının yanı sıra Hasan Ali Mızrap imzasını kullandı. İlkokulu İstanbul Sümer, Çorlu Aziz Günden ve Atatürk ilkokullarında okudu. Kepirtepe İlköğretmen Okulu’nu bitirince girdiği Eğitim Enstitüsü Türkçe bölümünü Bursa ve Trabzon’da tamamladı (1971). Mardin, İstanbul ve Van’da iki ayrı dönem (1971-1983 / 1994-1998) ortaokul ve liselerle Atatürk Eğitim Enstitüsü’nde Türkçe ve Edebiyat öğretmenliği yaptı. 1983’ten beri yayıncılıkla uğraşıyor… Edebiyata öyküyle giren Seyyit Nezir, ilk ürünlerini öğretmenleri Şakir İnce ve Sayıl Kültüral’ın önerisiyle 1966’da Lüleburgaz yerel gazetelerinde, ilk yazısını Bursa’da Alkım dergisinde, ilk şiirlerini 1968’de Varlık ve Yelken’de, daha sonra birçok dergide yayımladı. Kendisi de birçok dergi yönetti. Yazko Edebiyat’ın yazı kurulunda ve Yazko Yönetim Kurulu’nda yer aldı(1982 – 1984). De Yayınevi’ni Memet Fuat’tan devralarak Hüseyin Ekici’nin sahipliğinde Düşün dergisini çıkardı ve yönetti (1984). Ekim 1985’te Broy Yayınevi’ni kurdu, Broy (1985) ve Şairin Atölyesi (1993) dergilerini yayımladı. 1988’de Broy dergisinde Veysel Çolak, Tuğrul Keskin, Hüseyin Haydar, Metin Cengiz ile birlikte Yenibütün hareketini başlattı. Broy dergisinde yayımlanan “Yenibütün Manifestosu”, “edebiyatımızın 1980’lerdeki parçalanmasına ve postmodern yönelimlere karşı bir direnç oluşturma”yı amaçladı. Eski dergisini (Kasım 2001-Ekim 2005) yayımladı; dergi, yayınevinin kuruluşunun yirminci yılında Eski BROY adını aldı (s: 49)… Tarık Dursun K., Dağları Öylecene kitabındaki şiirler üstüne şunları yazdı: “Kuşkusuz daha önceleri de vardı Seyyit Nezir. Niye farkına varmamışım şiirinin peki? Okur, hele şiirsever okur, arayıcı bulucu olmalı. İyi şiiri, iyi şairi arayıp bulmak zordur ülkemizde, herkes şiir yazıyor, herkes şiir söylüyor. Hamurumuzda, geleneğimizde var bu. (…) Ölçülü biçili, tartılı şiir diye bir şey varsa eğer, işte o ölçülü biçili, tartılı şiire örnek. Duyarlılığı, içeriği, kelimeleri seçişiyle onları bir bir yerlerine oturtuşu, yüklediği anlam zenginliği (hamallığı değil), bir geçmiş zaman deyiş ustalığına uzanışı, yanı sıra bunu şiirine özümsetme çabası ilginç.” Seyyit Nezir, Israrla ile 1977 Lions Şiir Başarı Ödülü’nü, daha sonra İzleri Var adlı şiir kitabının bir bölümünü oluşturan Hayırlı Acılar adlı dosya ile 1982 Ömer Faruk Toprak Şiir Başarı Ödülü’nü kazandı (1982’den beri yarışmalara ürün göndermiyor). 2013’te Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği başkanlığına seçildi, Zühal Tekkanat’ın 2014’te kurduğu Üvercinka dergisinin yönetimini üstlendi. 1985’ten beri Broy Yayınevi’ni yöneten Seyyit Nezir, 2011’den başlayarak Aydınlık gazetesinde Yüklem, gazetenin Kitap Eki’nde Arakablo başlığıyla edebiyat üstüne makaleler yazıyor. 15 Haziran 2016’ında Aydınlık gazetesinin KültürSanat yönetmenliğini de yürütüyor.Şiir kitapları: Şili Duyarlığı (1976), Sancıyor Sözlerim, Israrla (1977), Bütün Yarınlarda (1978), Dağları Öylecene (1981), İzleri Var (1983), İnsanın Beyaz Kokusunda (1988), Bana bir Senaryo Yaz Dediydin: Mesela Papalina (1993), Mor ve Gülistan (1998).

Şiirle iç içe bir hayatınız var. İlk kitabınız Şili Duyarlığı 40. yılında. Bu kırk yıldan özel olarak aktarmak istediğiniz bir kesit var mı?

– Büyük ölçüde Cemal Süreya’dan söz edeceğimize göre, o yıllardaki Milliyet Sanat Dergisi’nde onun şiirime dair şu sözlerini anımsatmak isterim: “Seyyit Nezir: büyük coşku. Ne yazık ki tekdüze!” Kendisiyle rastlaştığımda, ne demek istediğini sormadım. Sanırım politik boyutun yoğunluğunu ve söylemi de yalınkat bir anlatıma daralttığını vurgulamak istedi. Mehmet H. Doğan, Şili Duyarlığı’nı Neruda’nın Canto General (Evrensel Şarkı) şiiriyle kıyaslamıştı. Aynı sıralarda Salâh Birsel, 12 Eylül’den hemen önce yazdığım Hayırlı Acılar şiirini övmüştü. Başka övgüler de oldu. Ama ben bu sözlerinden sonra Cemal Süreya’yı elinde pertavsızla hep arkamda duydum.

Özellikle Broy dergisi ile edebiyatımıza pek çok genç şair kazandırdınız. Şiire olan katkılarınız önemli ama tüm bunların içinde en çok dikkatimi çeken, “Yenibütün” şiir akımının öncüleri arasında anılmanız. İkinci Yeni’den sonra ortaya konmuş bu önemli akımı bize biraz anlatabilir misiniz? Ortaya çıkışında belirleyici unsurlar nelerdi?

– Akım demek sanırım pek doğru olmaz. Oluşum, atılım ya da girişim demek daha yerinde… 1980’lerde şiirimizin içerik ve söylem olarak gereksinim duyduğu yenilik arayışları, bir savrulma ve dağılmayı işaret ediyordu. Şiirimizi içerden zorlayan basıncın patlamayla sonuçlanması tüm yıkıcılığına karşın elbette yeniden yapılanmaya da elverişli bir geleneğin ürünü olacaktı. Ne ki dışarıdan gelen kuşatmanın ezici baskısı olumlu ve yaratıcı girişimleri çöküş yönünde iteleyip ufalayacak gibi görünüyordu. En başında, hızlı teknolojik gelişme tüketim duygusunu içgüdüsel olgularla kamçılayacak, bu da bireyin gerçeklik karşısında kendi trajedisini yaşamasının önünü kesecekti. Tarihsel konumuyla bağları zayıflayarak bütünlüğünü yitiren birey postmodern güdülenmeye açık hale gelecek, toplumsal varoluşu silinecek, içgüdüsel varlığa geri tıkılacaktı. Hegelci bütün kavramı bu parçalanma karşısında bize direnmeyi ve yeni bir seçeneği kendi deneyim ve geleneğimizle kurmayı öneriyordu. Daha sonra Jameson, modernist akımların postmodern saldırı karşısında bunca hızlı çöküşünün ve dayanıksızlığının şaşırtıcı olduğunu yazmıştı. Ama gerçekten de teknoloji 30 yıl, dahası 20 yıl gibi kısa bir sürede gerçekleştirdiği küresel boyuttaki yayılmayla geride kalan 20 bin yıllık kültür ve uygarlığı silip attı, geçersizleştirdi; toplumsal varoluştan yalıttığı insanı teknoköle oluş sürecine sokarak Yeni Ortaçağ’ın göbeğinde, altı milyar insan içinde herkesi tek başına bıraktı. Şiir ve sanatlar, bu sürece boyun eğerek kendini yinelemekle yetindi, içeriksiz, köpürtülmüş söylemlerle kendi burgacında kalakaldı.

Cemal Süreya hem bizim şiir serüvenimizi, hem de dünya şiirinin uğraklarını çok iyi bilen bir şairdi. O sırada, Can Yücel dahil, Asım Bezirci’den Enis Batur’a edebiyat sarkacının karşı uçlarındaki nice kişi bizi sabuklamayla suçlarken, Cemal Süreya, “hepimiz Yenibütüncüyüz!” demiş ve tartışmayı bitirivermişti.

CemalSüreya afiş 1

– Söz Cemal Süreya’ya gelmişken onu biraz sizden dinleyebilir miyiz?

– Elbette… Aslında onu konuşmak için buradayız. Cemal’in şiirinde Doğu – Batı karşılaşması evrensel çizgileriyle yer alır. O bunu şöyle tanımlamıştı: “Bir yerde cazla kaval alt alta geldi benim şiirimde.” Burada bile yerli bir deyime çok güçlü göndermede bulunur: “Altı kaval üstü şişhane.” Aynı zamanda, endüstriyle el sanatları arasındaki çelişkiye de dikkat çeker böylece. Gerçekten de Cemal Süreya hiçbir sözü boşa söylemez. Günlük konuşmasında da öyledir. Övüyor mu yeriyor mu anlamak çok zor. O anda hemen yanıtlayamazsınız. Ama sözü, zihninizde bir yere çakılır. Enis Batur için, “Kale gibi bir adam. Girilmesi çok zor” demişti örneğin. Abdülkadir Bulut’u “Kasabalı bir Lorca” olarak tanımlamıştı.

Gazeteciler Cemiyeti’nde, 2000’e Doğru’nun yazı kurulu çıkışlarında her pazartesi başta Muzaffer Buyrukçu, Behzat Ay, Mehmed Kemal, Erdal Öz olmak üzere hemen herkesle buluşurdu. Broy’un çıktığı ilk pazartesilerde ben de yanlarında olurdum. Kimileyin Broy’u Enver Ercan götürürdü. Sonraki pazartesilerde aşağı inerken, zaman zaman yeri Valiliğin tam karşısındaki Vilayet Han’a gelirler, yeni çıkan kitapları alırlar, biraz edebiyat ve siyaset dedikodusunun ardından vapura yönelirlerdi. Ben, Cemal Süreya’nın günlük Aydınlık’ta (1979) yazmaya başladığı yıllardan 80’lerin sonlarına kadar farklı siyasi çizgideydim. De Yayınevi’ni yönettiğim günlerde, ondan Papirüs yazılarını istedim kitap olarak yayımlamak amacıyla (1984). İkirciksiz getirdi. Bense Mustafa Kemal’le Mao’yu karşılaştırdığı yazısının kitaptaki konu bütünlüğü dışında kaldığını söyleyerek o yazıyı dışarıda tutmayı önerme küstahlığında bulundum. Hiç renk vermedi. “Bugünden bakmıyorsun. Bugünlük bakıyorsun” dedi. Masanın üstündeki dosyayı usulca aldı ve çıktı. Ama birkaç pazartesi sonra yine hiçbir şey olmamış gibi geldi. Ben kollarımı iki yana açarak sarıldım. Ona gitgide siyasal yönden daha çok hak vermeye başladığımdaysa ansızın ölüverdi. Günlük Aydınlık için nasıl da çaba harcadığımı, Kaynak Yayınları’nda yayın yönetmenliğimi göremedi. Yeni Aydınlık’ta yazma sevdasını şöyle açıklardı: “Türkiye’nin şu dönem benim gibi bir siyasi köşe yazarına ihtiyacı var. Siyasi yazmak benim gizli kalmış yeteneğim… Gerekirse yorgan döşek sereceğim.”

Cemal’in şiirleri de politik ufkunun güçlü izlerini taşır. Bunu Düşün dergisinde “Aşkın Misillemesi” yazısında dile getirmiştim (Şubat 1985). Yazı, Cemal için yazılmış ilk eleştiriydi. Görüşmelerimizde ne o söz etti o yazıdan ne de ben. Orada, aşk ve politikanın onun şiirinde paranın iki yüzü gibi aynı unsuru yansıttığını vurgulamaya çalışmıştım. Aslında Papirüs yazıları, Cemal Süreya şiirinin omurgasını veriyor. Şiiri o yazılarda çizilen çok renkli bir dünyadan besleniyordu. Ölümünden hemen önceki pazartesi günü, Broy’un Ocak 1990 sayısında Ülkü Tamer’in “Atlas Okyanusu’nda Fırat’ın Salı” dizesiyle açılan şiirini görünce dünyalar onun olmuş, benden birkaç dergi istemeye sıkılmış, onlarca fotokopisini çektirdiği şiiri Gazeteciler Cemiyeti’nden vapura kadar kaldırımda rastladığı dostlarına dağıtmıştı. Çarşamba günü de ölüm haberi geldi. Doğu Perinçek nasıl üzülmüştü.

Biraz da İkinci Yeni’den ve Cemal Süreya’nın İkinci Yeni’deki rolünden söz edelim. Onun için İkinci Yeni’nin içinde devrimci bir rol üstlenmiştir diyebilir miyiz?

– Ama İkinci Yeni zaten tepeden tırnağa devrimci bir olaydı. Hem şiirdeki özgün lirik söylemiyle, hem yıkıcı duyarlığıyla köklü politik yönsemeler yükleniyordu. Nâzım’ın daha 1922’de Aydınlık’ta yayımlanan Grev şiirindeki, “Yüksek tuğla bacalarda dumanlar donakaldı” dizesi içerik ve söylem olarak ne kadar devrimciyse, Cemal’in, “Ve zurnanın ucunda yepyeni bir Çingene” dizesi de en az o kadar yıkıcı ve kurucu bir devrim imgesi yüklüydü. Cemal’de ve İkinci Yeni şairlerinin tümünde ironi farklı tonlarla şiire damgasını vuruyor, zekânın lirizmiyle politik duyarlığa ve söyleme, dahası eleştiriye ve yenilenme tutkusuna açılıyor. Bu özellik Edip Cansever’de de var, Turgut Uyar’da da… Ece Ayhan, Sezai Karakoç, İlhan Berk ve Ülkü Tamer de aynı yönelimler içinde, dili anlam, ses, kurgu yönünden esnetip bozunuma zorlayarak yeniliği biçimde dışlaştırmaya ve duyumsatmaya çaba harcadılar. Cemal Süreya, İkinci Yeni’nin genişleyen yatağını daha ilk şiirinde, şiir üstüne yazılarında öngörmüş, hem kendinin, hem İkinci Yeni’nin, hem de Türkçenin ve Türk şiirinin öncüsü olmuş, şiiri kendi içinde başkalaşımlar geçirmeksizin yenilenip tazeliğini sürdürmüştür. Divan geleneğiyle akrabalığını yadsımamış, konuşma diliyle ve halk şiiriyle kesişmelere yer vermiş, ama çılgınlık derecesine götürmeksizin, çok özgün söyleyiş ve arayışların da peşini bırakmamıştır. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın zaman kavramıyla ilgili dizesine benzeterek söylersek, İkinci Yenici süreçten hiç kopmamış ama ona büsbütün kapılıp kendini koyvermemiştir.

foto

– Onunla ilgili hiç unutmadığınız, bizimle paylaşmak isteyeceğiniz bir anınız var mı?

– Konuşma zaten anılarla sarmal gelişiyor ama çok etkilendiğim bir olay var ki, Cemal’i Cemal yapan sevecenlik ve hinliği o gün yüzünde çok çıplak görmüştüm: Gösteri’ye Hasan İzzettin Dinamo için yazımı götürdüğümdeydi (1982). Sırtım kapıya dönük… Benim orada olduğumu bilirmişçesine, “Cerbezeli sözcüğünü çok ustaca kullanmışsın” diyerek kapıdan girdi. Sesindeki acı ama ipeksi şefkat nasıl da içime yayılmıştı. Benim bir şey söylememe bırakmadan ekledi: “Bercezeli diye de kullananlar var.” Yine sözü nereye getirecek? diye kuşkulu bakışlarla ona döndüğümde hiçbir şey söylemeksizin onu dinlemeye hazır duygularla yatışmıştım. Şiirimle böyle ilgilenmesi, dinlerken sözünde alaysı ve imalı tonlamalar aramayı unutturuvermişti.

Onunla olan arkadaşlığınız ve çalışmalarınız boyunca, “Ben bunu Cemal Süreya’dan öğrendim” diyebileceğiniz bir şey var mı?

– Çok şey öğrendim elbette ama öğrendiğim en önemli tutum edebiyat dünyasında küslük olmaması gerektiği… Bu, tavırsızlık anlamına gelmiyor. Cemal Süreya, siyasal tavrı olan bir adamdı. Ama siyasal tutumu ya da görüş farkı nedeniyle düşmanca davranmayı hem istemez hem de beceremezdi. Kimi şeyleri hiç tartışmazdı, kimileriyle zaten tartışmazdı. Birlikte yaşamanın gereklerini ne güncel bağlamda ne de tarihsel boyutta hiçimserdi.

Karaköy’de Geçit Kafeterya vardı, eskiler bilir. Dergiye ve yayınevine onun katkısını sağlamak için buluştuğumuzda, “adı ne olacak?” diye sordu hemen. “Broy” dedim, “Ruhi Su’nun Kocabey türküsündeki broooy ünleminden…” Duraksadı. Ben sürdürdüm: “Bu adı kafamda sen pekiştirdin. Can Yücel için yazında, ‘birey broy olunca’ diyen sen değil misin?” Yüzünü yüzüme doğru kaldırdı: “Sahi öyle bir şey vardı, evet…” Ama daha ilk sayıdan sonra Günlüklerde eleştirdi beni. Sonra ilk görüşmemizde yine kucaklaştık. Bu hep böyle sürdü. Hemen bütün dostluklarında kırgınlıklar ve bağlılıklar birbirine halkalıydı Cemal’in… Turgut Uyar öldüğünde, “Nâzım’dan sonraki en büyük kaybımız” demişti. Ama Türk şiirinde hakkında söz söylemediği hiçbir şair bırakmayan da odur.   

cemal_süreya_afişi_2017 (1) 

Başkanlığını yürüttüğünüz Cemal Süreya Kültür ve Sanat Derneği’nin bu yıl 9 Ocak’ta CKM’deki Cemal Süreya anma programında neler var?

– Daha önceki yıllarda dinleyici olarak aramızda bulunan İoanna Kuçuradi bu yıl konuşmacı olarak katkı veriyor. Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu, öykücü Osman Şahin ve 1 Mayıs Marşımızın bestecisi Sarper Özsan da konuşmacılar arasında… Muammer Ketencoğlu ve Folk Beşlisi, hem Cemal’in sevdiği türkülerden, hem şiirleri üstüne sürpriz bestelerinden, hem de Balkan ezgilerinden örnekler sunacak. İlhan Tonger, piyanosuyla Cemal Süreya şiirlerinin bestelerini seslendirecek. Biliyorsunuz, Cemal Süreya, Turgut Özal’a birlikte intihar etmeyi önermişti. Aynı gün başkanlık ve sistem konusu Meclis’te görüşülecek. Derneğimizin başkanlık konusunda kamuoyuna yapacağı sürpriz açıklama da Cemal Süreya’nın ironik söyleminden esinlenmiş anlatımla o gece sunulacak…

– Türk şiirinin şu anki konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

– 1990’da Cemal Süreya’yla birlikte katıldıkları bir toplantıda Can Yücel, şiirin toplumsal işlevinden koptuğunu anlatmak üzere, “Ozon tabakası değil, ozan tabakası delindi” demişti. Bugün çok daha kötü durumdayız. Şairlerin büyük çoğunluğu bir dergide yalnızca kendi şiirinin çıkıp çıkmadığına bakıyor. Başka hiç kimseyle ve hiçbir durumla ilgilenmiyor. Cemal Süreya yaşadığı en son günlerde bile tüm dergileri ve şiir kitaplarını izliyor, Günlüklerinde değiniyor, eleştiriyordu. Bugün Türk şiirinin değil, yalnızca kendi şiirinin onay görmesine çalışıyor her şair. Ama bu onayı kitaplarının okunup sevilmesinden çok, seçici kurullar karşısında önünü ilikleyerek bir ödülle sağlama peşinde… Böyle olunca hem şiir, hem tavır güme gidiyor.

Son olarak şiir severlere ve genç şairlere neler söylemek istersiniz?

– Cemal Süreya’nın devrimci siyasal duruşu es geçilmeksizin şiirleri, yazı ve konuşmaları çok dikkatli okunmalı. Kürt kökenli olduğu halde Türkçeye onun kadar emek vermiş başka isim yok! Ondan örnek alınacak en önemli siyasal tavır, etnik köken ya da mezhep ayrımı gözetmeksizin Türkçeye Yunus sadakatiyle bağlılık… Karacaoğlan gibi yaşama sevinciyle dolu olmak, Emrah gibi yurt sevgisiyle coşmak, tıpkı Pîr Sultan Abdal, Köroğlu ve Dadaloğlu gibi, kötülüklere ve zorbalığa karşı Celalî isyancısı olarak hep ayakta, sürekli yaşamın içinde olmak ve döne döne okumak! Ve dünden yarına her şaire, her şiire, Cemal Süreya gibi sevecenlikle yaklaşıp emek ve yeteneği gözetmek…

Dergimize zaman ayırıp sorularımızı yanıtlayan Seyyit Nezir’e teşekkürler.

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*