Ses / Ziya Boz

Işık ve ses

bir de dünyanın ağrısı

uçup yolunu bulamayan uğur böceği

nazara gelmiş çağ yangınında

 

kalınır böyle işte ve hatırlanmaz

unutulan kalçalarda

eski zaman kıvraklığı

ağzımın okşanmasından anlarım

dudağının rengini

 

bir şehir buz tutar,kahırlı

bir kadın inler merdivenden çıkarken

tatlı uykulara gözlerini vermiş anne

hırçın atların ayaklarında demire seslenir

 

Işık ve ses

ışık ve ses

kapı sürgülerine birer iltifattır

her bir anne azarı

oysa yastık anlamaz gözden dökülenin

için için ıslattığı pamuğu

 

açıl kapı açıl

etimden kovuldum da geldim sana

penceremden kopartıldım

indirdim duvarlardan kandırılmış bir zamanı

unutulan bir çukurda yeşerdim

ahh Yusuf…

 

birleşti gittikçe yaralar birleşti kanamalarla

kendi içine sızan irin

kapıyı açsam ağrı

kapıyı açsam

yel ve çöl

 

kim dimağını yoksun bırakırsa dünyadan

o’dur nefesini siyah üfleyen

ılımlı şosede köpüren sarhoş ah’ı

ve amonyak kokulu ağaç dibi

 

eziliyorum şarabın sancısından

sana diyorum

üzümden sağ beni

su katılmamış bir çekirdeğim ben

 

karartılı iki çınar yaprağı saçlarımız

ay ışıdığında okunur esamemiz

bir yazı

iki hece

bir dolma kalem eskisi

kırmızıdan siyaha boyanmış adın

ahh ses…

 

camlardan sarkan drama

uzanır

a

şa

ğı

la

ra

 

ahh dolambaçlı aşk

kâkülün düz değil bu fakirliğe.

 

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*