garip
garip
garip

Serpil Seyhan Gürbüz “Dostlukların, paylaşmanın ve güvenmenin var olduğu bir kasabadan beslenen şiir ve öykülerdir kitabımda okuduklarınız.”

01 Temmuz 2019 1
reklam
Söyleşi: İdil Tatar

Bu kitabın sayfalarını çevirdikçe Merzifon’un ahşabı gıcırdayan evlerinde dolaşıyor, Ermeni terzilerinin ellerinden çıkma kıyafetleri giyiyor ve herkesin dost olduğu kalabalık sofralarda Rum kurabiyelerinden ısırıklar ala ala sohbete dalıyoruz. İlerlediğimiz yola tercihe göre ya zaman ya da yaşam diyor, yanlış durakta inmeyi de mutlulukla geziye dahil ediyoruz.

Yalnızlıkları ağaç dallarına saklamış çay bahçelerinde çayımızı yudumlarken çocuk gözlerimize işlemiş hüzünlü ve kırgın sevgileri anımsıyor; yine de, yüzümüze doğru esen Çanakkale’nin Boreas rüzgarları eşliğinde savaşları dostluklarla karşılıyoruz.

Dikkat! Kitabın içinde gizlenmiş tarifler var.

-Zaman uyandı, hanımeli titredi hafifçe, kara kedi zeytin gözlerini çekik bir çizgiye getirip baktı.

-Elbiseleri tenleriydi, şarkıları sesleri, sessizlikleri adını sorsan bilmedikleri felsefeleriydi.

-Neden oyun sandı masum insanlar şiddeti, yaşamak için yaşatmak varken.

-Bilime inanmanın ve tükettiğin her şeyi kendi ellerinle üretmenin şart olduğunu madamlar gidince anladık.

………………………………………………………………………..

-“Madamlar Gidince Anladık” isimli kitabınızın içindeki öykü ve şiirlerden Son Gemi okurlarına bahseder misiniz?

-Merhaba, kitabımdaki öyküler yıllardır yüreğimde saklanan yaşanmışlıkların birikintileridir. Ben şiir yazmaya çalışan birisiyim. Çocukluğumdan beride gözlem yapıp, okumaktan ve okuduklarını anlatmaktan sevinç duyan biri oldum. Öykülerimi şiirlerimle birleştirmek anlama güç katmak için olabilir.

Dostlukların, paylaşmanın ve güvenmenin var olduğu bir kasabadan beslenen şiir ve öykülerdir kitabımda okuduklarınız.

-Çocukluğunuzda okuduğunuz öykü, şiir ve masallarda yollarınızın kesiştiği ve yaşam boyu ihtiyacınız olduğunda yanınızda eski bir dost gibi ara sıra beliren karakterler oldu mu?

-Bu sorunun yanıtı birinci sorunun yanıtında gizli. Eflatun Cem Güney’in kitapları, mahallenin masalcı teyzesi Halime Teyze’nin anlattığı masallar şüphesiz beni beslemiştir. Ama en fazlasını yaşadıklarımdan öğrendim sanırım. Ben unutmayı unutmuş birisiyim.

-Kitabınızdaki öyküleri okurken anlatıcıların bir kadının farklı yaşlardaki halleri olduğunu fark ediyorum. Anlatıcılar ve anlatılan olaylar sizin yaşamınızdan izdüşümler taşıyor mu?

-Anlatılanlar çoğu kez yaşanmışlıklardan hareket ediyor olsa da, zaman zaman çizginin dışına çıkıp kurguladıklarım da olmuştur.

-Öyle anlıyorum ki çocukluğunuz zaman zaman oldukça kalabalıklaşan bir evde samimi ve neşeli sohbetlerin içinde geçmiş. Böyle bir ortamda büyümek öykülerinize nasıl bir yön verdi?

-Yaşadığım ortamda paylaşım, komşuluk ve sevgi hakimdi. Tüm mahalle ile sanki akraba idik. Beraber gülüp ağlamak, sırları paylaşmak, şiirlerimi ve öykülerimi şekillendirdi. Yaşanan acıları da hafif bir mizahla katlanılır yaparak anlatmayı öğretti.

-“Kokoş Babaannem” öykünüzü okurken insanın yıkıcı yanından naif bir tavır ile yakınan Kokoş Babaanne’yi kendi babaannem yerine koyup sözlerini torunuymuşçasına kendi kulaklarım ile işittim. Öyle düşünürüm ki, büyüklerin söylenceleri hayatın bazı acı yanları tecrübe edildikçe kişiler için anlaşılır hale gelir ve anlaşıldıkları zaman da bir nebze olsun bizi acıya karşı daha dayanaklı kılar. Bu nedenle büyükleri ile yan yana olma şansı yakalayamamış benim gibi bir okur için Kokoş Babaanne’nin sözleri oldukça değerli.

Kokoş Babaanne, “zaman” ile tanıştıkça hayatın içinde nelerin kıymetli olduğunu öğrenmişti? Ona göre güven, sevgi ve paylaşmak eğitim ile anlaşılabilir miydi?

-Kokoş Babaanne yaşadıkça en değerli şeyin sevgi olduğunu öğrendi. Tüm canlıları karşılıksız, koşulsuz sevmek… Sevgi için emek vermek ve kimseyi kıskandırmadan olgunluk ve alçak gönüllülükle yaşamak.
Güven, sevgi ve paylaşmak ise ailede başlar. Eğitimle de zenginleşir

-Kitaba da adını veren “Madamlar Gidince Anladık” öykünüzde, insanları ayrım yapmadan dostluklarda, yaşanamamış sevdalarda, kurabiyelerin tadında ve bayramların neşesinde buluşturuyorsunuz. Sizce gerçek hayatta devamlı bir sulh mümkün müdür?

-Gerçek hayatta devamlı barış mümkün değildir. Bu bir hayal. Olmasa bile umut edelim ve bunun için çabalayalım derim. Belki olur. Neden olmasın?

-Bir şiirinize ve bir öykünüze konu olan “Gözlerinden Hüzün Akan Kız” takıldı aklıma. Bana öyle geliyor ki okurların da aklına şu soru geliyordur: Bu kızın gözlerinden akan sırrı nedir?

-Gözlerinden hüzün akan kız benim… O okur yazarları çok olan bir kasabada romantik siyah beyaz filmlerden, kökeni farklı komşulardan ,hoşgörülü sevgi dolu insanlardan beslendi. Ne kadar anlayışlı olsa da kuralları yasakları olan çevre o kızı gelgitlerde bıraktı. Sevip sevgisini anlatamamak, hep beyaz atlı prensinin gelip atının terkisine atıp götürmesini beklemek, gözlerine çöken hüzün oldu. ’’Arada sırada gülse de yüzüm/Benim desenim neşe kumaşım hüzün’’. Hüzün bazen hasret bazen gurur; bazen karşılıksız aşk olup aktı gözlerinden….

-“Kadın Camları Siliyor” öykünüzde çocukların karşı karşıya kaldıkları zorluklar ve sessiz kalınan istismarlara şahit oluyoruz. Sizce kişiler bu öyküleri okudukça, bir nebze dahi olsa, bir farkındalık geliştirebilir mi?

-Yaşanan zorluklar ve sessiz kalınan istismarlara karşı toplu bir karşı duruşun görünür olması beni sevindiriyor. Sivil toplum kuruluşlarının direnişi çok önemli. Toplumda yalnız olmadığımızı bilmek ve bundan güç almak adına okuduklarımızda bizi yüreklendirmeli. Ama yeterli değil. Biz az okuyan bir toplumuz.

-1990’lı yıllara doğmuş biri olarak aklımda en son kalan hikaye anlatıcısı Ekmek Teknesi’nin Heredot Cevdet’i idi ve o zamandan beri bir kadın hikaye anlatıcısına ihtiyaç duydum. Kendinizi bu neslin gezgin hikaye anlatıcısı olarak hayal ettiniz mi?

-Çocuklarım bana her zaman ‘’Sen yaşadıklarını çok güzel anlatıyorsun.’’ derlerdi. Ben buna inanmak istesem de kendimi bu neslin hikaye anlatıcısı olarak görmek beni aşıyor.

-“Hey! Aşk Nereye?” isimli öykünüzde gönderemediği bir aşk mektubunun pişmanlığı içinde olan bir kadın ile tanışıyoruz. Kitabın genelinde de aşka değer veren anlatıcılarla karşılaşmamıza rağmen aşkın doyasıya yaşandığına şahit olmuyoruz. Aşkın yaşanamamasına sebep ne olabilir?

-Aşkın yaşanamamasının en büyük nedeni bence korku. Aşkı yaşamaktan korkmak da peşinen aşkı kaybetmek demektir.

-Çanakkale’ye ve tarihine olan hayranlığınızı göz önüne aldığımızda kendinizi özdeşleştirdiğiniz mitolojik bir karakter var mı?

-Çanakkale deyince aklıma ilk gelen Mustafa Kemal Atatürk’tür. En büyük hayranlığım erkeklerden O’na, kadınlardan Türkan Saylan’adır. Burada saygıyla anıyorum her ikisini de…

“Madamlar Gidince Anladık” kitabınızı ve sizi tanımak güzeldi. Bu keyifli söyleşi için Son Gemi ve okurlarımız adına teşekkürlerimizi sunarız.

BENZER KONULAR
YORUM YAZ

Avatar
Alp Altundal

Fırından çıkmış taze simit gibi bir solukta okudum bu güzel sohbeti.. Kimbilir Kitabın tümünü okuyunca ne tatlar alıcam..
Teşekkürler Serpil Seyhan GÜRBÜZ’e..👏🙏

YAZARLAR