Sanal / Hava Özcan

Boş gözlerle bakıyordu çevresine.Titreyen ellerini saklamak ise ayrı bir telaştı. Daha önce nerede duruyorlardı ki? Bu da sorulacak soru mu şimdi? Sorun ettiğin şeye bak. Sıkıldım. Çok sıkıldım insanlardan, iki yüzlülükten. Güvenimi mi kaybettim ben şimdi? Ara ki bulasın! Her şey boş, her şey yalan. Nasıl çıkacağım işin içinden? Rabbim bir yol göster ne olur. Dua et. Dualar evet dualar. Hadi söylenip duracağına kalk, abdest al da, namaz kıl. Yaradan içine bir ferahlık verir elbet. “Her şerde bir hayır vardır.” bilmiyor musun? Bitmiyor ki beynimdeki konuşmalar. Offf çıldıracağım. Nasıl? Nasıl çıkacağım işin içinden? Hadi kalk ama, üşenme. On dakikanı bile almaz…

Beynindeki tüm düşünceleri sıyırıp attı. Koşar adım banyoya gitti. Abdest alıp vazgeçmeden namaza durdu.” Zorla güzellik olacak. Yok öyle…” dedi ve alelacele namaza durdu. Kaçıncı rekatta olduğunu bile unutuyor, yeniden başlıyor, inatla vazgeçmiyordu. Derin bir nefes aldı. Dualarını bile dillendiremiyordu. “Sen içimden geçenleri biliyorsun Rabbim, sen hayırlısını ver.” dedi ve koşarak bilgisayarın başına oturdu.

Sanaldı her şey. Genç kadının umutları tükenmişti. Öylesine oynuyordu taşlarla. Dikkatini okey taşlarına verip düşüncelerini dağıtıyordu. Bir nebze olsun unutmaya çalışıyordu. Kah kazanıyor, kah kaybediyordu. Eline hiç bir şey geçmiyor, sadece zaman geçiyordu. Sanki önceden zamanın değerini, kıymetini bilen o değildi. Bütün bildiklerini inkar edercesine zamanını bilgisayar karşısında harcıyor, telef ediyordu. Bu zamana kadar her ânı değerlendiren o değilmişçesine, bildiklerini inkar edermişçesine…

Bak gördün mü? Oyun bile oynayamıyorsun artık. Ne oldu? Zamana mı üzüldün şimdi de. Üzülecek bir şey bul da, ne olursa olsun. Yeter , kendine gel artık. Rahatsızlık duymaya mı başladın. Neden? Bırak…geçsin zaman. Toparlanacaksın. Söylene söylene yedin kafayı, offff? Yine taşlara döndü..

Bu durum onu rahatsız ediyordu. Fakat çözüm bulamıyordu. Çözüm çüzümsüzlükten ibaretti. Yaşama dair umutları tükenmişti. Sessizdi. İniltilerini, acılarını yalnızca kendisi duyumsuyordu. Sorumluluklarına ne olmuştu? Yaşamsal faaliyetlerini ölmeyecek kadar karşılayabiliyordu. Geçmişle hesaplaşması bitmemişti. Öfke ve hınç doluydu. “Keşke hiç keşkelerim olmasa.” dedi kendi kendine. Sonra hiç hoşlanmadığı arabesk bir müzik açtı. Gözlerinden akan yaşlara engel olamıyor, ekranı bile göremiyordu. Mendil bile almaya üşenip akan yaşları kollarına sildi. “Sümüğünü de sil, tam olsun.” diye bağırdı kendine.  Sonra kahkaha atmaya başladı. Müziği değiştirdi. Hareketli bir parça açtı bu kez. Odanın içinde dans etmeye başladı. Gözü hep ekrandaydı. Ağlıyor, gülüyor, oynuyor, söyleniyor…Ne yaptığını kendisi de bilmiyordu. Kafasındakilerden kurtulmak istedikçe düşüncelerinde boğuluyordu.

Yaşama sebebi olan çocukları son günlerde ona fazlalık geliyordu. Artık onları bile sevip sevmediğinden emin değildi. Nedense çocukların acıkmış olabileceğini düşünerek mutfağa koştu. Makarna suyu koydu. Koşar adım geri geldi. Bir tık oyun oynadı. Tekrar mutfağa koştu, suya tuz atıp yağı dolaptan çıkardı. Koşarak ekran başına geldi, tık…

Oyun bile oynayamıyorum ya! Eee sen çıldırdın diye çocukları da açlıktan öldürecek değilsin ya. Adam olacak onlar, adam. Vatana, millete hayırlı evlat. Çocuklarım için yaşayacağım. Hadi kendine gel artık. Hah yine kavgaya başladılar. Bunlar mı adam olacak? Hiçbir şey olmayacak bunlardan. Üzerine üzerine gelen duvarları yumruklamak istiyordu. Çocuklarına dair beslediği umutları, böyle anlarda yok oluyordu. Kaybolmak, hiç olmak, uzaklara gitmek istiyordu. Yapamayacağı şeyler istiyordu. Yaşama sebebim çocuklarım bile bana eziyet ediyor. Ama onlar çocuk. Sen çocuk olmadın mı?…Yorgunum, kaldıramıyorum artık hiçbir şeyi. Nerede hata yaptım? Neden? Niçin yaşıyorum bunları? Hep iyi insan olmaya çalıştım. Çuvalladım işte…

Yatağı boş ve soğuktu. Aldatılmanın acısını içinden atamıyor, kabullenemiyordu. Şükredecek tek şey sağlıklı olmaları ve başlarını sokacak sıcak bir evlerinin olmasıydı. Televizyondaki haberler, dünya onu hiç mi hiç ilgilendirmiyordu. O kendi iç savaşını veriyordu. Galibi olmayan savaşını. Tükenmişti artık savaşmaktan. Sevgisiz dünya boştu. Anlamsızdı.O da çok iyi biliyordu ki bakış açısını değiştirebilse hayat tekrar anlam kazanacaktı. Ama şu an, bunu başarabilecek enerjisi yoktu. Dur durak bilmeyen düşünceler kemiriyordu beynini. Peki ya sonra. Umut ışığı…

Çocuklarım umudum olacak. Ben anneyim. Evet ben anneyim. Bir anne nasıl olmalı biliyorsun değil mi? Anneni getir aklına bakalım. Evet ama…Evet ama çocuklarımı yönlendirecek gücü nereden bulacağım. Annem gibi güçlü olamıyorum ben. Gücüm yok.

Kafasını salladı. İşte yine ekran başındaydı. Oyun oynuyordu. Eleştirmenin çözüm olmadığını çok iyi biliyordu. Ama eleştirmeden duramıyordu. İçindeki kin ve nefreti böyle atıyordu dışarıya. Atmak ne kelime, kusuyordu. Öfke nöbetlerine tutuluyor,, sinir krizleri geçiriyordu. Bir yanda işi, diğer yanda çocukları ve eve uğramayan kocası. Geride bıraktığı baba ocağı, anası, babası, kardeşleri. Neden o hep uzaktı. Sıcak tebessüme karşı hep mesafeli. Sevgisizlik miydi onu bu hale getiren. Yoksa güvensizlik mi? Düşünceler zehirliyordu beynini…

Öç almak mı? Kimden ve neden? Yorgunum. Sessizlik.Hata yapmak mı? Ne yaptım ki? Yanlış karar verdim. Nereden bilebilirdim? Çözüm ne? Bedeli kim ödeyecek? Sabır yeter mi? Zaman, evet zaman her şeyin ilacı olan zaman. Yuvanı sıcak tut. Yalnız değilsin. Hani düşünmeyecektin. Evet oyun oynuyorum. Düşünmeyeceğim.

Bir tık daha.

Ne yaparsa yapsın düşüncelerini kovamıyordu kafasından. Günahsız çocuklarına bedel ödetmemek için bunca yıl sabretmişti. Bu yıl da geçti. Sona bir adım daha yaklaştım. Nasıl olsa ölümlü dünya. Bu benim seçimim. Yanlış olduysa bedelini ödeyip, beklerim. Katlanmam gerek. Hayatıma anlam katmak için yine çocukları sevindireyim. Yardıma ihtiyacı olanlara yardım edeyim. En önemlisi hiçbir şey olmamış gibi gülümsemeye devam. Evet kocaman gülüşümün arkasına saklanayım. Nasıl olsa profesyonel oldum bu konuda. Aman boş ver. Çocuklarımı geleceğe hazırlayayım da gerisi önemli değil.

Bir tık daha.

Taşları bilinçsizce atıyordu. Boş gözlerle bakıyordu ekrana. Kimseyle konuşmak istemiyordu ama burada da rahat yoktu. Gelen mesajlara baktı:

   Nereden?

   Evli misiniz?

   Yaş kaç?

Öylesine sorular… Boşlukta sallanan insanlar, karanlıkta yolunu bulmaya çalışan bir kalabalığı andırıyordu genç kadına.

Herkes mi boşlukta? Hem de ne boşluk! Dipsiz bir kuyu. Açlık, duygusuzluk, tatminsizlik…Nereye gidiyor bu toplum? Ahlaksızlık diz boyu. Değerlerimize ne oldu? Değerler, ahlak, güzellikler…Herkes mi depresyonda? Mutlu olan yok mu?”

Gerçek yaşamdan daha tehlikeliydi sanal ortam. Eskiden yaşanmış aşk hikayeleri geçti kadının aklından: Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Yunus Emre, Mevlana…

“Peki bu ne şimdi?”

Dünyanın her yerinden milyonlarca insan gerçek yerine sanal yaşıyorlardı. Sanaldı her şey. Oyunlar, yaşamlar, aşklar sanaldı. Sanal…Peki ya hayat?

18 Yorum Sanal / Hava Özcan

  1. “Boşlukta sallanan insanlar, karanlıkta yolunu bulmaya çalışan bir kalabalık…”

    İnsanların, günümüzde, -genel olarak- yalan söyleyerek kendini eğlendirdiği pembe bir hapishanedir; sanallık. Hattâ bir girdap… Emeğinize sağlık…

  2. Çok keyif alarak okudum.Umarım yazılarınızın arkası gelir.Çocuklarımız farklı bir dünyada biz farklı bir dünyadayız..Bir düşünürün sözü sanırım.İnsan evlenene kadar kendi için,evlendikden sonra çocukları için yaşar.Öyküde deki kahramanda kendi mutsuzluğuna rağmen,çocuklarının bekasını düşünmüştür.Tebrikler Sn.Hava ÖZCAN hocam…

  3. Günümüzde birçok insanın kendinden birşeyler bulacağı güzel bir yazı olmuş .Elinize ,yüreğinize sağlık ….

  4. “Keşke hiç keşkelerim olmasa”… Yaşamının herhangi bir döneminde bu sözü sarf etmemiş, böyle bir temennide bulunmamış olanımız var mıdır bilmem. Pek de zannetmem :) Hepimiz aşinayız aslında “çuvalladım” hissine… Kalabalık bir koro eşlik etmiş gibi sanki bana bu yazıyı okurken. Öylesine tanıdık, öylesine yalnız olmama hali.. satırlar buruk, kelimeler yalnız… lakin öyle bir ayna tutmuşsunuz ki içerisinde savrulup durduğumuz yaşama; hapsolmuşuz sanala. Bilmeden ve hiç de istemeden belki… Kendimi hiç yalnız hissetmedim okurken, hepimiziz işte burada anlatılan. Emeğinize teşekkür ederim.

    Yazılarınızın devamı dileğiyle…

  5. Hava Hanımcığım, yazınızı okudum. Son derece etkileyici, öyle ki her okuyan hayatından bir şeyler bulur yazınızda. Eskiden alçak evlerde yaşayan insanların kapıda, bacada ettiği ayak üstü sohbetlerin bittiği; her saniye bir kovalamaca içinde yaşayan kadınların yaşamları gerçekten çok zor. Siz de bu konuyu işleyerek yaramıza parmak basmışsınız. Şimdi de bize öyle bir yazı yazın ki kendimizi pamuk bulutların üzerinde mutluluktan havalarda gezen, dünyanın en mutlu kadınlarının öyküsünü yazın. Yalandan da olsa yazılarınızla bize bu mutluluğu yaşatın Hava hanımcığım, hemen yazın. Başarılı yazılarınızın devamını diliyorum. Sevgiyle kalın.

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*