Samed’in Dünyası / Turgut Say

 

Küçük Kara Balık sordu, “Ama anneciğim her şeyin bir sonu yok mu? Gece sona ermiyor mu?”
Küçük Kara Balık – Samed Behrengi

Samed’in dünyasında masalların büyülü bahçesi, acımasız gerçeklere ve onlara karşı şekillenen bir başkaldırıya kapılarını açar. Belki bugüne kadar hiçbir çocuk hikayecisi bu denli ustalıkla, gerçeğin çirkin yüzü ile hayal aleminin büyülü yanını böyle yan yana anlatmamış, anlatamamıştır.

“Masalın en önemli işlevi çocuğu gerçeklere alıştırmaktır” der Behrengi. Yaşam ve insana olan duyarlılığını artırmak, çocuğun gerçekleri daha iyi algılamasını sağlar. Samed’in yarattığı yazınsal dünyanın amacı işte burada saklı. Samed’in dünyası diyalektik bir dünyadır; karşıtların savaşından hareketin ve yaşamın doğduğu bir dünya. Çocuk, karanlığı da kötülüğü de tanıyamazsa onlara karşı savaşmayı nasıl öğrenecektir? Onun dünyasında çocuğun öğrenmesi gereken en önemli nokta belki de aydınlığın ve iyiliğin kendiliğinden ve kolay yoldan gelmeyeceğidir.

Kitlenin içinden sıyrılmayı bilen ve farklılıklarıyla gurur duyan biri olmak kolay bir şey değildir fakat bunu başaranlarsa asıl kazananlardır. Küçük Kara Balık hikâyesinde Samed bu gerçeği ilginç bir matematik oyunu ile ortaya koyar ve hikâyeye şöyle başlar; “Yelda gecesiydi. Denizin dibinde yaşlı bir balık, sayıları on iki bini bulan çocuklarını ve torunlarını etrafına topladı ve onlara masal anlatmaya başladı.”

Masalda günlük rutini yaşamaktan bıkan Küçük Kara Balık yeni dünyaları bulmak umudu ile doğduğu suları terk etmeye karar verir. Onun bu kararını yersiz bulan annesi ve toplum onu bu sevdadan vazgeçirmeye çalışır, ikna edemeyince de dışlamaya kalkarlar. Küçük Kara Balık’ın annesi üzülerek ona “Bir gün gelip çocuğumun böyle konuşacağını aklımın ucundan bile geçirmezdim, kim bilir hangi şeytanlar onu kandırmış?” der.

Küçük Kara Balık, toplumsal inançları körü körüne doğru kabul eden ve ona karşı olan herkesi dışlayan, aforoz eden bir yaklaşıma karşı “Hiç̧ de bile! Kimse beni kandırmadı! Benim zekâm var, aklım var, gözüm var, kulağım var…” diyerek direnir. Bireysel aklın toplumsal doğrulardan üstün olduğuna inanan Küçük Kara Balık, hayalinden vazgeçmez ve yola koyulur.

Masal boyunca Küçük Kara Balık’ın yolculuğu ve yolculuk boyunca verdiği mücadele anlatılır. Masal balıkçıl kuşu ile girdiği savaş ile son bulur ve Samed, hikâyeyi şu satırlarla bitirir: “ ‘Şimdi uyku zamanı haydi, herkese iyi geceler!’ On bir bin dokuz yüz doksan dokuz balık, ‘İyi geceler!’ diyerek uyumaya gitti. Büyükanne de hemen uykuya daldı. Sadece Küçük Kırmızı Balık’ın gözünü uyku tutmadı. Bütün gece boyunca denizi düşünüp durdu…”

On iki bin balığa anlatılan bir masalın sonunda on bir bin dokuz yüz doksan dokuz balık uyusa bile uyanık kalan ve düşünen o tek balık dünyayı değiştirmeye yeter. Bu balık, sayısal olarak güçsüz ama niteliksel olarak üstün olan bu uyanmış birey, tüm nicel üstünlüklerine karşın yanlışa savaş açıyorsa, doğrudan yanaysa, doğruyu yaşamak adına dünyayı karşısına alıyorsa bu Samed’in verdiği dersin özetidir.

Bu mücadele Samed’in diğer hikâyelerinde de sürer: Ulduz ve Konuşan Bebek hikâyesinde ateş böceği verdiği bireysel mücadeleyi tüm zorluklarına karşı şöyle savunur: “Ateş Böceği de ona dönüp, ‘Tavşan kardeş, ben ister ormanda olsun ister başka bir yerde hep karanlık ortamları aydınlatmak derdindeyim. Gerçi kimileri benimle dalga geçip bu cılız ışığınla dünyadaki kocaman karanlıkları aydınlatamazsın diyorlar!’ Tavşan; ‘Yok kardeş bu laflar mazide kaldı. Artık yeni sloganımız; küçük de olsa, ışığını yak da geldir!’ ”

Samed’in dünyasında, kendi egolarına yenik düşmüş güçlülerin acizliği ironik bir dil ile anlatılır. Örneğin, Küçük Kara Balık hikâyesinde, Küçük Kara Balık yolculuğu boyunca bir sürü yeni olay ile karşılaşır ama değişmeyen şey hep aynıdır: Herkes dünyayı kendi etrafında dönen şeyler ile sınırlı görmekte ve böylece kendini dünyanın merkezine yerleştirip her şeyi kendine göre adlandırmaktadır. Küçük Kara Balık, bu egolarına yenik düşmüş zavallılara seslenir; “Cahil olmasaydınız, dünyada çeşit çeşit yaratıklar olduğunu ve her birinin kendi türünü en güzel yaratık olarak gördüğünü bilirdiniz…” der ve onlara savaş açar.

Bireyin karşısında iki yol vardır ya kitlenin aklına uyup gerçekleri görmezlikten gelecek ya da cesurca, etrafındaki kendilerini güçlü sanan korkaklara rağmen çürük ve yok olmaya mecbur kurulu düzene karşı savaş açacaktır. “Dostlarım sakın bu kurnaz avcıya kanmayın, o bizi birbirimize düşürüp hepimizi yutacak… Benim ise başka bir planım var!”

Samed ezilmişliği ve yoksulluğu iyi bilir. Çocukluğu Tebriz’de yoksulluk içinde geçmiştir. Babası fakir bir mevsimlik işçidir, annesi Sara ise çocuklarının eğitimli olması için her işi yapan bir kadındır. O yüzden Samed, yoksulluğu ne acınacak ne de katlanılacak bir şey olarak görür. “Sabah uyandığımda babam anneme ‘Bu kahrolası memlekette biri çıkıp da birilerinin evinde neden kömür yok, sormuyor mu?’ diyordu.” diye yazar Ulduz ve Kargalar hikâyesinde.

Samed’in dünyasında kötü ve iyi savaşında iyi ne çok masum ve ne de çok mazlumdur. Zira Samed’e göre iyiler, kötüler kadar acımasız olmazlarsa onları asla yenemezler: “Minik balıklar bir anda kendilerini pelikanın midesinin içinde bulmuş. Bunu gören Küçük Kara Balık bir an duraksamadan hançerini çekip keseyi delivermiş. Pelikan acıyla inleyip kafasını suya vurmaya başlamış…” (Küçük Kara Balık)

Samed’e göre kötüye karşı girişilecek bir savaş neredeyse kaçınılmazdır. Bu savaş sürdükçe, iyiler en az kötüler kadar kötü olamazlarsa, kötüler bu savaşı kazanabilir. Samed’in mesajı yalın ve acımasızdır: İyiliğe karşı iyilik, kötülüğe karşı kötülük!

Kötülük ve iyiliğin sınırları geleneksel çocuk hikâyelerinin tersine, kesin değildir. Samed’in dünyası siyah ve beyaz ile örülü bir dünya değil, gri tonlarının hâkim olduğu bir dünyadır. O, bu dünyayı Ulduz ve Kargalar hikâyesinde Ana karga ve Ulduz’un diyalogunda ortaya koyar:
“Ana Karga, ‘Genelde ben su içecekmişim gibi havuza yanaşırım, baktım ortam uygun hemen balığı veya sabunu kaptığım gibi kaçarım’ dedi. Ulduz, ‘Ama neden Karga Ana? Neden çalıyorsun ki? Hırsızlık büyük günah!’ diye sordu. Ana karga, ‘Ne günahı be? Asıl günah bir kenara oturup yavrularımın açlıktan ölmesini izlemek! Karınlarını doyuramazsam asıl o zaman günah işlemiş olurum. Bunca sabun burada orada heba olacak ve biz açlıktan öleceğiz bunu mu öneriyorsun? Bak ben bunları bilecek kadar çok yaşadım. Asıl sen şunu kafana sok, kuru öğütle kimse hırsızlığın önüne geçemez! Hırsızlık, insanoğlunun bencilliği var oldukça olacaktır’ dedi.”

Bu acımasız yaklaşım diğer eserlerinde de yer yer ortaya çıkar; Bir Şeftali Bin Şeftali’de Polat’ın “Bak Sahip Ali, ya bu bağ köylünün olacak ya da ben burayı yakacağım!” demesi, yine aynı bölümde Sahip Ali’nin bağın sahibinin sömürü düzenine karşı “Şerefsizim ona rahat vermem. Bağı yakar kaçarım,” isyanı aynı bakış açısının bir tezahürüdür.

Samed’in dünyasında sermaye düzeninin o basmakalıp dürüstlük ve ahlak kurallarına itibar edilmez, bu pespaye ve ucuz ahlak anlayışının sahtekâr yanı şöyle anlatılır: “Yaşlı kadın, ‘Ancak haram malı yemeyeceğine yemin edersen şapkayı sana veririm’ dedi. Keloğlan, ‘Yemin ederim haram malına el sürmeyeceğim’ diye yemin etti.” (Kel Güvercinci)

Samed’in dünyasında kötülük ve iyilik, güç ve sermayenin çürümüş kalıplarının dışına çıkar, adaletsizliğe karşı girişilen amansız mücadelede iyilik ve kötülük yeniden tanımlanır. Kel Güvercinci hikâyesinde Keloğlan işçilerin hakkını yiyerek zengin olan Hacı Ali’nin parasını çalarken bunu haram saymaz, tam tersine haram parası yemiş Hacı Ali’nin parası onun işçilerine ana sütünden bile daha helal olarak tanımlanır: “Bak bir şey soracağım sana, iyi dinle ve cevap ver bana. İnsanlar çalışmazsa fabrikalar kendi kendine çalışır mı? Hayır. Ne olur? Kapanır! Soruyorum kapanan fabrika kâr eder mi? Yanıt veriyorum; tabi ki hayır. O zaman sonuç; şunu anlıyoruz ki Hacı başkalarının emeğini cebine indirip gerçek emekçilere az bir şeyler veriyor. İşte bu kadar. Hacı başkasını emeğini çaldığı için onun parası bana helal olur.” (Kel Güvercinci)

Köroğlu Destanı’nda da bu anlayışa açık bir vurgu yapılır: Çamlıbel’in savaşçılarının tek yasası vardı: Sadece alın teriyle geçinenlerin hayat hakkı vardı ve başkasının emeğinden çıkar sağlayanlar ölüme mahkûmdular.

Samed’in bütün eserlerinde, -Küçük Kara Balık, Ulduz ve Konuşan Bebek, Ulduz ve Kargalar, Bir Şeftali Bin Şeftali, Sevgi Hikayesi…- onun düşünce dünyasının şifrelerini bulabiliriz. Bu zengin dünya, tüm dünyada bugünün ve geleceğin çocuklarına bırakılmış eşsiz bir mirastır; fakat İranlı yazar ve doktor Gholam-Hossein Saedi’nin dediği gibi Samed’in şaheseri ise onun kendi hayatıdır.

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.