garip
garip
garip

Sait Çüm: “Gezegen, içinde yaşam olan ve yaşama dair sözler barındıran bir roman. “

reklam
01 Eylül 2019 1

Söyleşi: Mahmut Yıldırım

-Son Gemi okurlarına kendinizden ve “Gezegen” adlı romanınızdan bahseder misiniz, okuru neler bekliyor?

İlk olarak bu kendinden bahsetme kısmı benim pek beceremediğim daha doğrusu nereden başlayacağımı kestiremediğim bir şey. Bizim kültürümüzde kendinden bahset denildiğinde genelde meslekten başlanır. Tanık olduğum bazı kültürlerde ise asla meslekten bahsetmediklerini dahası bunun ayıp karşılandığını gördüm ve bu bir anlamda hoşuma gitti. Ondan beridir alışık olduğum kültürün bu konuda zihnimde işgal ettiği bölgeyi boşaltıp yerini doldurmaya çalışıyorum ama sanırım henüz başarabilmiş değilim. Kısaca şöyle desem: Pek çokları gibi yaşayan ve yaşama dair söyleyecek sözleri olan biriyim. Gezegen de içinde yaşam olan ve yaşama dair sözler barındıran bir roman. Herkesin varoluş sancıları çektiği bir çağda var olmaya çalışmanın sancılarını çeken, var edilmeyi bekleyen bir roman. Günümüzün kolektif bilincinin yaşatmak istemediklerini yaşatma, hatırlamak istemediklerini hatırlatma gayesiyle yazılmış, yeni bir bilince ortaklar arayan bir roman.

-Tanzimat dönemi roman yazarlarına baktığımızda özellikle Ahmet Mithat Efendi, toplumun başında bir padişahın olmaması üzerine yazdığı romanlarda her daim babalık rolünü üstlenmiş ve roman akışını keserek yer yer okura bilgi vermiştir. Sizin romanınız “Gezegen”e baktığımızda ise toplumun sorunları üzerinde de duruyorsunuz. Romanınızın okuyucuya seslenmesi, günümüze eleştirel bir bakış sunması ve bir nevi Ahmet Mithat Efendi rolünü üstlenmeniz üzerine neler söylemek istersiniz?

Aslına bakarsanız okuyucuya seslenmiyorum okuyucuya yakarıyorum. Çünkü eskinin yeni fikirlerle karşılaşması arzulanan okurları gibi değil onlar. Kendilerine çok yerden seslenilmiş ve artık duymaktan sıkılır olmuş bir okur grubu var artık karşımızda. Bu grubun karşısında bir öğretici rolüne soyunmak doğrudan reddedilmek anlamına geleceği için çılgınlık olurdu. İstediğim şey okuyucuya yol arkadaşı olmak, evet sen de gördün, duydun, biliyorsun ama ne olur burada biraz daha durup düşünelim yanlış giden bir şeyler var her neyse bulup düzeltelim demek ve buna onları ikna etmek. Kolay olmadığını biliyorum ve bu nedenle hislere yönelik bildiğim bütün teknikleri kullanmaya zorluyorum kendimi. Hüzünlendirmek, kızdırmak ve bunlarla eşzamanlı olarak alaycı bir tavırla gülümsetmek ama daha da ötesi hiçbir duygunun üzerinde fazla durmadan yani duygusal durağanlığa boğulmadan devrimci bir ilerleyişi gerçekleştirebilmek istiyorum. Tabii okurun da arzu ettiği ölçüde gerçekleşme olasılığı artacak olan bir tür “big bang” duruyor önümüzde.

-Bizmut, Radon, Mangan gibi yabancı isimli karakterlerinize yüklediğiniz anlamlar nelerdir?

Bunlar evrenin herhangi bir noktasına aidiyeti olmayan her an her yerde karşımıza çıkabilir isimler. Bir bakıma evrenin yapıtaşları olan elementler. Kültürel ya da siyasi olarak kimsenin herhangi bir önyargıya sahip olmadığı topluluklar oluşturmak durumundaydım. Gezegen yargılarımızı da yeniden keşfetmemiz gereken bir evrende konumlandırıldı çünkü.

-Cellat karakteri, anlattığı hikâyeler ile romana eşlik ediyor. Aslında kıssadan hisse geleneğini bu romanda yeniden canlandırıyorsunuz. Okura bir roman üzerinden mesaj vermenin zorluğunu yazarken de yaşadınız mı?

Romanda yer alan bütün karakterlerin romana eşlik eden hikâyeleri var evet ama sizin de dikkatinizi çektiği anlaşılan cellât gibi algılanışı kötü olan karakterlerin anlattıkları daha çok akılda kalıyor. Sanırım en çok onların hikâyelerini merak ediyoruz. Ayrıca bilirsiniz bu coğrafyanın insanı kıssadan hisseyi sever. Doğrudan almak yerine çıkarım yapmayı da sever. Bu konuda ne kadar maharetli olduklarını bildiğim için zorlandığımı söyleyemem. Burada vurgu yetersiz mi kaldı şurası anlaşılmaz mı kaygısını hiç yaşamadım.

-Gezegen içinde kurulan bir düzen var. Devlet ve hayat sistemine karşı siteminiz büyük. Bu düzen içinde oluşturulan okulda verilen dersler, hocaların bilgiyi sunumu aslında hepimizin istediği bir durum. Bu gezegen bize yabancı değil aslında. Eski zaman insanlarını ve yaşantısının gelişmiş halini bir bakıma gördüm. Düşündüğünüz bu gezegenin oluşum süreci nasıl ilerledi?

Tespitiniz çok doğru kesinlikle yabancı değil. Bu anlamda milyarlarca yıl önce başlayan bir sürecin devam ettiğini söyleyebiliriz sadece. Fakat geçen her yeni yılla birlikte sürecin kontrolünü biraz daha ele geçiriyoruz. Zaten insanlık tarihi biraz da bu sürecin kontrolünü devralma çabalarının toplamıdır bir bakıma. Bugün geldiğimiz noktada geleceği şekillendirme konusunda iyi ya da kötü daha fazla söz sahibiyiz ve bu durum geleceğin sorumluluğunu üzerimize yüklüyor. Düşünerek hareket etmek zorundayız. Şunun şurasında yirmi sene daha yaşayacağım diyip kenara çekilemezsin. O kadar bencilsen sana söyleyeceğim fazla bir şey yok ama yine de bencilliğinin zayıf karnına tekme atıp gideyim. Yirmi sene sonra bir operasyonla ömrünü üç yüz yıl daha uzatıverirler ve bu foseptik çukurunda hiç şikayetçi olmadan üç asır daha nefes almak durumunda kalırsın. İnşa etmek zorundayız. İşte bu motivasyonla ben de inşa etmek isteyenlerin arasında yerimi arıyorum. Gezegen de bu motivasyonun bir üretimi.

-Denkizm isimli teoriniz üzerinde sizden kısa bir bilgi alsak?

Bu soruyu yanıtlarken şöyle bir anlam çıksın istemem. Denkizm diye bir teorim var ve bu roman aracılığıyla öne sürüyorum gibi değil. Denkizm Gezegen’de yeni bir model arayışında olanların arasında yer alan karakterlerden birinin öne sürdüğü bir tez sadece. Düzeltiyorum tez bile değil. Burada önemli olan eşitlik, özgürlük ve adalet temeline dayanan, sürdürülebilirliği sömürüye bağlı olmayan, dayanışmayı ve birlikteliği önceleyen bir yaşam biçimini inşa etmeye yönelik bir istenç ortaya koymaya yapılan davettir. Belirtmemde fayda var, daha önce böyle bir model yoktu böyle bir istenç de yoktu bir şeyleri sıfırdan oluşturalım demiyorum kesinlikle. Var olanı güçlendireceğiz tabii ki ama burada benimsenmeyen bir şeyler varsa tamamlamamız gereken şeyler de vardır. Tamamlayalım artık.

-Son olarak içinizdeki gezegende bize anlatmadığınız daha neler var? Okuduğunuz kitaplar, sevdiğiniz roman yazarları, projeleriniz vs.?

İçimdeki gezegende bilimle uğraşmaya yönelik büyük bir aşk var. O nedenle bundan sonraki projelerim hep kafamdaki akademik çalışmalarla ilgili. Edebiyat serüveni benim için biraz gurbete yolculuk gibiydi. Yolculuğu çok severim ama bu anlamda yeniden yola çıkmam için büyük bir motivasyona ihtiyacım olabilir ileride. Bu motivasyonu sağlarsa da okurlar sağlar. Açıkçası yapılan işler değer görmezse bir daha yapılmaz. Yapılması gerekir belki ama bu o kadar kolay olmaz yani. Güneş gibi sınırsız enerji kaynağı değiliz ya sonuçta.

Bu aralar Edebiyatist’in YazarEvi Özel Koleksiyonu’ndan çıkan diğer eserleri okuyorum büyük bir keyifle. Aslıhan Güven’in Kelebeğin Döngüsü’ne başladım birkaç gün önce. Koleksiyonun editörü Can Gazalcı’nın yeni romanı da bir sonraki eser olarak koleksiyonda yerini alacak. Çıkar çıkmaz onu okuyacağım. Aynı anda birkaç kitabı birlikte okumayı sevdiğim için Saramago’nun Körlüğüne devam ediyorum bir süredir. O, Coelho, Calvino, Zweig ve Murakami son zamanlarda üstüne çok düştüğüm yazarlar.

Mahmut Yıldırım
Mahmut Yıldırım Diğer Yazıları
11 Mart 1996 yılında İstanbul’da doğdum. Yeditepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı öğrencisiyim. Edebiyatın esrarengiz tadını aldıkça içinde kayboldum. Beni kendinde çifte kavurdu adeta. Bu sene bu tadın cümbüşünde kendimi aramak, bulmak, içimde biriken ne varsa duruşum ve kalemimle boşlukları doldurmak için bu yola gönül verdim. Günler geçiyor birer birer. Bense bu geçen zamanda elimden kalemimi, gönlümden edebiyat ve yazma sevgimi düşürmeyeceğim.
BENZER KONULAR
YORUM YAZ

Avatar
Veysel Yıldırım

Güncel edebiyatı takip ettiğim ve başka bir dergiye ihtiyaç duymadığım ortamdayım

YAZARLAR
Hüseyin Opruklu
Bilgi yok.