Rüya / Kenan Şahbaz

Uyanır uyanmaz fırlıyorum yataktan. Bu sabah erken uyanmayı başaran şanslı insanlardanım belki de. Yumuşak, beyaz çarşaf gerili yataktan kaçarcasına uzaklaşırken üzerime yığılı kırmızı kumaş parçasını dertop edip atıyorum üzerimden. Terden sırılsıklam olmuş bedenimi yalayan serinlik kararsız bir ürperti veriyor. Yakınlarımda uykunun dördüncü fazında insanlar üzerlerini örten renk renk örtülerle girift olmuşlar. Kiminin yatağı gökkuşağı gibiyken kimi saman doldurulmuş nefti şilte üzerinde yatıyor. Gecenin bir yarısı, günden önce uyanmak öyle kolay bir şey zannetmeyin. Önüne geleni girdabına katıp giden bir fırtınadan öylece çıkmak… Bir bahar akşamı kırda gezinmek gibi değil. Bir doğum sancısı gibi; çiçeğin tohuma durması, yılanın deri değiştirmesi, sanatçının eserini yaratırken hissettiği kaygıyla karışık mutluluk gibi. Ben uyanana değin neler çektiysem, belki benden öncekiler daha fazlasını yaşadılar.

Uyuyanlara takılıyor gözüm. Aynı yatakhanede yüz yirmi iki kişi kalıyoruz. Ne huzurlu duruyorlar. Kimisinin dudak kıvrımları çıplak yüzlerinin üzerinde büyük bir tebessüm resmederken kiminde tedirginlik, kiminde öfke yansıtıyor. Garip şey doğrusu insan hiç olmazsa rüyasında mutlu olabilmeliydi. Yaşam dediğimiz debdebenin içerisinde hayallerini fazlasıyla yitirmiş insanların hiç olmazsa rüya seçme özgürlüğü olmalıydı.

Buna hastalık tedavisi denilerek, elli yıl önce dağıtılan ücretsiz bir ilacın sebep olduğuna dair söylentiler var. İlacın yan etki olarak rüya görmeyi imkânsız kıldığı söyleniyor. Ancak bugüne değin hiçbir ciddi tahkikat yapılamadı. Şimdi ise aynı ilaç firmaları tarafından uykuda beyni harekete geçirip rüya görmeyi sağlayan bir elektrot satılıyor. Satılan rüyaların çoğu kötü kurgulanmış. İkinci elden alınanlar çoklukla arıza çıkarıp uyanmayı tümden güçleştirebiliyor. Eğlenceli diye aldığınız bir rüya geceyi kurtulması güç bir kâbusa çevirebiliyor. Elbette sokaklara düşen rüyalardan böyle şeyler beklenebilir. Sadece rüyalar değil ki, sokakta satılan hemen her şeyin bozulmaya yatkınlığı kabul edilse de başka çaremiz de yok. Ben hiç mağazadan açılmamış bir rüya satın almadım. Neredeyse benim iki yıllık çalışmamla satın alabileceğim rüya, belki de benim zihin düzeyime uygun olmayabilir. Rüya mağazasında çalışan bir işçiden duymuştum. Satılan bu rüyaların uyum problemleri olabileceğine dair bilgilendirme yapmak zorunluymuş. Sıfır bir rüya uyumsuz bir zihin tarafından alındığında kişi hasta yahut yorgun kalkabiliyor. Bugüne değin hiç duyulmamış olsa da bitkisel hayata sokabileceği ve hatta uykuda ölüme dahi neden olabileceği söyleniyor. Beynimizin üçüncü boyutu çalışırken diğer boyutlarıyla yaşanabilecek çatışmalar önemli sonuçlar doğurabilir. Aldığınız rüyanın sizin zihin kapasitenize uyumlu olup olmadığını önceden ölçtürebileceğiniz mağazalar var. Bunun için gerekli teçhizatlar yalnız şehir merkezinde birkaç mağazada bulunuyor. Burada CRH, serotonin, melatonin gibi çeşitli hormon düzeyleriyle yapıştırılacak elektrotlara reaksiyon testleri yapıldığı gibi, kısa bir deneme sürümüyle aynı boyutun uyumu test ediliyor. Tabii o zaman ödeyeceğiniz ücret katlanıyor. Sokaklara düşen rüyalar ise daha önce defalarca kullanıldığı, bir kaç zihinden geçtiği için çoğu zaman yarıda kalıyorlar. Sabah uyandığınızda çoklukla bir şey hatırlamıyorsunuz. Konu ve kurgusu değişmeyen bu rüyaların karakterleri rüyayı kullanan kişinin belleğine göre değişiklik gösteriyor. Bir de bizim yaşam basamağımıza uygun olmayanların ikinci eli de buralara düşmeden yüksek basamakdakiler arasında el değiştiriyor.

Ekonomik basamağım düştüğü için uzun zamandır rüya satın alamadım. Belki en büyük şansım da bu oldu. Diğer herkesten erken uyanıyorum artık. Bu sürede şehir banyosunda kimse olmadığı için serbestçe sıcak su kullanıp banyo yapabiliyorum. Hem o zaman günü daha dinç geçirebiliyorum. Bir saat geç uyansam şehir banyosu karınca sürüsü gibi insan doluyor, hem de para vermek zorunda kalıyoruz. Şafaktan önce eski su kullanılıyor. Yenisine yer açmak için eskisinin bitirilmesi gerekiyor. Kalan su, içerisindeki ilaç yüzünden sisteme zarar veriyormuş. Bu sebeple kalan suyla banyo yapmak için bozulmaya başladığından belli bir saatten sonra para istemiyorlar. Yoksa hepsi boşa akıtılacak.

Bir ay önce patronumla kavga edince beni bir alt kata indirdiler. Alt kata inmek hemen herkes için sorun olabilirken ben fazla dert etmiyorum. Alt kata inince gelirimle birlikte İhtiyaçlarım da azaldı. Yoksul dahi saymıyorum kendimi. İhtiyaç duymadığım şeylerden dolayı yoksulluk hissetmem saçma olurdu. Kimsede olmayan sistem dışına çıkma lüksüne bile sahibim artık.
Koşarak çıkıyorum koğuştan. Yüz yirmi bir kişinin kulaklarında bomba patlatsan uyanmayacak durumdalar. Bu saatte evsizlerden başka kimseyi bulamazsınız sokakta. Acele edip şehir banyosuna doğru koşturuyorum. Yarım saat kazanabilirsem eğer Seda ile buluşabilirim. Bu yüzden banyoyu beş dakikada tamamlıyorum. Banyonun suları helezon biçimli bakır borulardan geçip özel bir kazanda damıtıldıktan sonra duvarın iki yanındaki başlıktan ortaya doğru püskürtülüyor. Giyinmemle birlikte beş dakikada banyodan çıkıp ışıklı monitöre bakarak kalan bir kaç tel saçımı düzeltiyorum. Parfüm sıkamıyorum. Çünkü koku makinesine atacak param yok. Seda bir evsiz. Bizim yatakhanenin hemen bitişiğindeki sokakta yaşıyor sayılır. Eski atık kutularından geçici bir kulübe yapmış. Üstü başı her zaman hırpani, kısa kesilmiş kestane rengi saçları çoklukla dağınık duruyor. Uzun boylu, dokunsan kırılacak kadar ince uzun boyunlu, kemikli bir yüzü var. Keskin, zayıf çehresiyle ben güçlüyüm diyen her insanı alt edebilecek bir duruşa sahip. Beni çeken yanı ise gökyüzünden dahi mavi gözleriydi. Gözlerine bir defa bakmam duygularımın harekete geçmesi için yetti de arttı. Öylesine maviydi ki denizin dip akıntısına kapılıp gider gibi gözlerinin ortasındaki kuytuya doğru çekildiğimi hissettim. Şimdi buluşmak üzere koşturarak banyodan çıkıp sokağa doğru sapıyorum.

Neyimi sevdi benim bilmiyorum. Oysa ona sunacak fazlaca bir şeyim yok. Beğenebileceği bir güzelliğe dahi sahip değilim. Beni görünce sığındığı kutuların arasından ayaklanıp kollarını bir kırlangıç kanadı gibi iki yana açıyor. Görüyorum. Gözlerinin içi gülüyor. İlk defa bir kadının beni gördüğünde bu denli mutlu olduğunu görüyorum. Annem dahi bana çirkin oğlum diye hitap eder, uzaktan uzağa konuşur lakin yanına fazla yaklaştırmazdı. Gözlerinin içiyle güldüğünü, ruhunun derinliklerinde gülümsediğini ise hiç hatırlamıyorum. Hiç olmasa ölüm döşeğindeyken sevmesini bekledim, bedeninin az sonra alacağı soğuklukla vedalaştı benimle.

Seda’nın gözlerinin içine doğru bütün gücümle, bakımsızlıktan incelmiş kaslarımı zorlayarak koşturuyorum. Git gide hızlanan adımlarla yaklaşırken önce birbirimize doğru uzanan ellerimiz bulanıklaşıyor, ardından bedeninde yaralar açılıp güzelim gözlerine doğru ilerliyor. En son mavi gözleri rengini yitirip griye döndüğünde yataktan fırlayarak uyanıyorum.

Uyandığımda çevremdeki işçilerden birçoğunun benden önce uyanmış olduğunu görüyorum. Demek bugün de herkesten geç uyanmıştım. Bu rüya gün geçtikçe bozuluyor lakin ben değiştirmeye kıyamıyorum. Her gece aynı rüyayı kullanmaya devam edeceğim. Sonuna değin gelemeyeceğimi bilsem de… Sonunda Seda olduktan sonra…

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*