Rabia BURHAN:” Yaşamla ölüm arasındaki kelimelere tutunma şansım şiir yazmak.”

Söyleşi: Munise BAYER

Geçtiğimiz günlerde ilk kitabı ‘Altıncı Mevsim’i şiir severlerle buluşturan Rabia Burhan ile şiir ve şairlik üzerine bir sohbet gerçekleştirdik. Şiiri yeniden sevmek, şiir üzerine düşünmek için yeni sebepler doğuran şairimize teşekkür ederiz, keyifli okumalar dilerim.

1

 

İlk kitabim, ilk röportajım. Öncelikle teşekkür ederim. Yazdığınız dizelerin eser olarak paylaşılması muhteşem bir duygu. Ben hep şiir yazdım ama kitap gibi bir düşünce hiç olmadı. Sonra tesadüfler, cesaretlendirmeler şiirlerimin yolunu buldurdu. Tıpkı kafesteki kuşların özgür bırakılması gibiydi. Bunun için ben Edebiyatist Yayınevi’ne de minnetlerimi sunmak isterim, mektuplarım doğru adrese ulaştı.

Şiir, kış mıdır, yaz mı, yoksa ilk ya da sonbahar mı? Hatta beşinci ya da altıncı bir mevsim mi?

Altıncı mevsim hiçbir canlıyı geçici kılmayan, henüz dile dolaşmayan, sonbaharın geçişi, ilkbaharın yumuşaklığı… Umutla beklenen şiir tadında bir mevsim.

received_602725276784832

Anlatmak ya da hissetmek ve de hissettirmek istediğiniz şeyler olduğunda bunu şiir üzerinden verirken bu süreç sancılı mı oluyor, yoksa şiir doğumlarınız ağrısız mı gerçekleşiyor?

Ben şiirlerimi çok kaygısız yazdım. Çünkü aynadaki tek başına danslarımın, ağlamalarımın, gülüşlerimin nasıl göründüğüne baktığım fotoğraflarımdı. Küfürlerim, haykırışlarım kimsenin duymayacağı eminliğinde yazıldı. Ağrıların şifası belki de.

 

Ülkemizde şiir okuyan da okuyanlar arasında şiirden anlayan da maalesef oldukça az, bu da şairin hem okunmasını hem de anlaşılmasını zor kılıyor. Bu bakımdan şiir diğer edebiyat türlerine göre daha fazla cesaret isteyen bir türdür diyebilir miyiz?

Aslında şiir daha çok okunmaya başlandı. Sosyal medya buna büyük bir zemin oldu. Her gün insanların büyük bir bölümü sosyal hesaplarından dizeler paylaşıyor. Şiirlerin adları daha iyi biliniyor. Yani şiirin görselleştirilip sunulması çoğaldı. Tabii ki durum benim için böyle değil. Şairlerin kitapları bende onların arka bahçeleri, her sayfası başka bir çiçek kokan, tekrar tekrar dönülüp okunan. Toplumumuzda kitap almak okumak maalesef çok az. Bu oranı şiir kitaplarına vurduğunuzda daha da az. Ama dediğim gibi sosyal alanda şiir paylaşım kolaylığı olduğu için biraz daha sevindirici oluyor. Bana göre şiir bir ihtiyaçtır çünkü.

1

Şiir ihtiyaçtır dediniz, bu düşünceye ben de katılıyorum kesinlikle. Sizce şiir hangi boşlukları dolduruyor insan hayatında, biraz bahseder misiniz?

Yaralarınıza, mutluluklarınıza, coşkunuza tercüman ararsınız. Şiir dilden kaleme dökülmüş, sizin içi yazılan bir reçete gibidir adeta. Aslında şarkılar da öyledir. Duygulara kılavuz olan her şey bizdeki boşlukları doldurur.

 

Şiir üzerine uzun süre çalışmış görsel açıdan oldukça iyi şiir yazmış biri okuyana verdiği duygu bakımından yeterli olabilir, anlam açısından iyi şiir yazabilir mi? Karar verilerek şair olunur mu?

İnsan kendisini keşfedebiliyorsa bunun zamanı çok önemli değil bence. Şiirin bir kabiliyet olduğunu düşünüyorum. Duygusu kaleme sıçrayan her şey bence önemlidir. Sadece beni üzen giderli iki kelimenin, karşı tarafa mesaj verme kaygılı sıradan cümleler yazmakla herkesin şair olabileceğinin kanısıdır. İyi bir solfej dersiyle şarkı söyleyebilir sesi güzel olmayan biri ama doğuştan yeteneği olan, nağmesi ruhu titretenle aynı olamaz. Şiir ekmek bölüşmek gibidir, aynı lokmalar geçer boğazdan.

 

Mesaj kaygılı, sıradan cümlelerle oluşan şiirlerden bahsetmişken, böylelerinin de edebiyat içerisinde bulunmasını şiir açısından olumlu/olumsuz hangi açıdan değerlendirirsiniz, ben iyiyi anlamak için kötüyü de görmek gerektiği fikrindeyim, ya siz?

Benim belki haddimi aşar eleştirisel yaklaşmak. Ama dediğim gibi, eğer birilerine dokunuyor ve duygularına tercüman oluyorsa denilecek bir şey yok.

 

Şiirlerinizden herhangi birini şarkı olarak duymak ister miydiniz, cevabınız evetse eğer bu hangi şiiriniz olurdu?

Şiirlere ezgi katılıp okuduğunuzda etkisi çok büyüktür. Yani duygusu saracak şiirlerim var, tabii ki bir şarkıda duymak onurlandırır.

 

Şiir ile felsefe-derin düşünce arasında bir bağlantı olduğunu düşünüyor musunuz?

Şiir zaten yaşamdan ne anladığımı yansıtıyor. Hayat felsefemi duygularıma sektirmiş halim. Su, güneş, gökyüzü bende mecazi anlamlar kazanıyor. Yaşamla ölüm arasındaki kelimelere tutunma şansım şiir yazmak. Suya bakınca yüzünün dalgalanmasından manevi geçişler yaparsın, işte bu senin derinliğindir.

“Yeryüzünün nadir bulunan, en az tadılmış mezesidir karşılıklı aşk” dizenizdeki gibi aşk, kendini bolca hissettiriyor şiirlerinizde. Aşkın varlığına inanmak için şiir en büyük kanıttır sanki. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?

Aşk ve hasret üzerinedir çok şiirler, bunların acıları dize dökülmüş olan yani vazgeçilmezidir. Vuslata ermemiş her şey sancıdır, çok şiir, roman yazdırmış, akımlar oluşturmuştur. ‘Aşk Tarifi’ şiirimde vurgulamak istediğim de budur. Vuslatlar çok nadirdir. Aşk olsun, her zaman keyfi kedere değer. Aşk bana göre tüm sıkıntılarının üstesinden gelmene meydan okutacak bir kılıçtır. Çünkü bir tek o hiçsizleştirir diğer acılarını.

 

‘Babama’ isimli şiiriniz eminim çoğu kişinin yüreğine dokunmuştur, özellikle babalarına uzak çocukların. Bu şiirdeki hüzün, özlem gibi kendini hissettiren duygular bir yaşanmışlığa dayanmadan şair tarafından okuyucuya aktarılabilir mi, insan hissetmediği bir duyguyu anlatabilir mi ya da okuyan açısından bakarsak, okuyucu yaşanmışlığı olmadan verilen duyguyu hissedebilir mi?

‘Babam’ şiiri benim çocukluğumun dizeleridir. Katıksız. Duygusunu birebir yaşadığım, çocuk dilimden dökülme şekliyle yazdım, çocuklar da okusun diye. Ben gurbetçi bir babanın kızıyım, bayram sabahlarımın hüznü, ceketteki kalan kokusu, öfkelerim, kendime oradan araladığım bir dünya var. Babalarla, annelerle büyümemişlik, seni hep çocuk bırakır oradan hep alacaklısındır. Hiçbir şeyle telafisi, takası yoktur. Sadece hayata bir sıfır önde başlatır seni, öfkelerini duygularını ehlileştirip bir şair çıkartır işte ortaya. Yine de teşekkür ederim çocukluğuma.

 

Şiirlerinizi okurken karamsarlık ve geçmişe dair hüzün hissettim, yaşamda da böyle biri misiniz, geleceğe dair umutlu mudur ve hayatı nasıl yaşar ve hayata nasıl bakar Rabia BURHAN?

Ben normalde eğlenceli biriyimdir bu belki de saklandığım yanım. Zorlu mücadeleli zamanlarda gecelere koğuşlanırım, hüznü sevmeyen ama aslında sırılsıklam hüznü yaşayan çelişkili bir yapım var. Günlük yaşantımda asla karamsarlığa yer yoktur. Hep ayakta kalmam gereken mecburiyetler üretirim. Hayat ip üzerinde yürümek gibi bir şey, dengemi umut ve hayal üzerine kurmuşumdur. Düşmek yok. O yüzden neyi nasıl düşünürsen öyle şekillenir.

 

Şiiri birine ithaf etmek ya da şiir içerisinde bir isim kullanmak şiirin yaratacağı etkiye ve okuyucu tarafından benimsenmesine bir sınırlama getirir mi? Şiiri ithaf etmekten bahsetmişken sizin şiirlerinizi ithaf ettiğiniz birileri olup olmadığını da bilmek isteyen okuyucularınız olduğunu düşünüyorum, çünkü ortak noktası olduğunu hissettiren şiirleriniz var.

 

Şiir yazıldığı andan itibaren tarih oluşturur. Tarihi bir eser gezerken kılavuzun o yere ait hikâyeyi anlatmasıyla duygun değişir, anlamlanır. Şiirler de, romanlar da, şarkılar da böyledir. Kime ithaf ettiğiniz bilindiği an, gizli kahraman eseri devleştirir. Şiirlerimin hepsi birilerine, bir şeylere… Ama ‘Aşk Tarifi’ hiç yazamayacağım bir şiirin yanılmasıyla yazıldı. Saygılarımı sunarım, şiirle kalın.

 

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*