Pazar Arabası / Yalçın Tecimer

Odamın kapısı açık, ders çalıştığım sırada annemin mutfaktan gelen sesiyle irkildim.

“Oğlum, babana söyle de para versin, pazara gideceğim.”

Odalarını ayırdıkları iki yıldan beri annem babamdan bir şey isteyecek olsa hep bana söyleyerek konuşurdu. Hoş, hepimiz alışmıştık. Niçin ablamın değil de benim üzerimden yapardı bunu, çözememiştik. Gerçi, onun birçok lafını ben daha iletmeden babam yanıtlardı.

Kahvaltı sonrası annem masayı topladı, öğle yemeği için tavuğu düdüklüye koydu. Kimse oralı olmayınca odama geldi. “Oğlum, sana diyorum, sor gel babana,” diye üsteledi.

Kısa bir duraklamadan sonra annemin sözünü yerine getirmek üzere salona gittim. Babam ayağını sehpaya uzatmış oturuyordu. Bir yandan da bugüne kadar camını sildiğini görmediğim yağ lekesi dolu gözlüğünü takmış, bulmacasını çözüyordu.

“Annem para istiyor, pazara gidecekmiş,” dedim çekinerek.

Önündeki gazeteden başını kaldırmadan yanıt verdi.

“Boşlukla konuşmuyorsun, benimle konuşuyorsun.”

“Baba, annem para istiyor, pazara gidecekmiş,” diye yineledim.

Bir şey demedi. Yine mi hata yaptım dedim kendi kendime. Bağıracak diye tedirgindim.

“Param yok. Hem sabah gitmesin, söyle ona, sabahları pazar pahalı olur.”

Babam, bunu yalnız benim değil, odasında sokağa çıkmak üzere hazırlanan ablamın bile duyacağı şekilde söyledi.

Annemin tek geliri mutfak parasından ne ayırırsa oydu. Bir yere de harcamazdı. Parayı daha çok ablama, bazen de bana, arkadaşlarımızın yanında aşağı kalmayalım diye verirdi.

Ellerini üstüne silerek mutfaktan salonun kapısına geldi. Bu sefer beni aradan çıkardı. Babama döndü.

“Pek bilirsin sen. Akşam çöp var çöp tezgâhta… Gideceksen akşam sen git, emekli olduğun okulun hademesi bile o saatte orada değil.”

Ablam odasından çıktı. Konuşmadan, ne var gibilerinden bana baktı. Omzumu silktim. Onun da bildiği şeylerdi. Yine de ilgisiz kalmadı.

“Bıktım bu evden, bir bitsin, çekip gideceğim.” Bunu bizimkilerin işitemeyeceği şekilde söyledi. Hemen odasına girdi.

Bir süre sonra annem sessizliği bozdu.

“Oğlum, pazar arabasını getir.”

Yatak odasının balkonunda duran kumaşı eskimiş arabayı getirip dış kapıya yasladım.

“Anne, bunun sol tekeri kırık,” dedim.

“Sen bunu bana değil, babana söyle.”

“Böyle nasıl süreceksin,” dedim. Kaşlarımı kaldırdım. Şaşkınlık içindeydim. Annem yanıt vermek yerine, boş ver dercesine gülümsedi.

Babam oturduğu yerden ağır ağır kalkıp, yanımızdan geçerken sertçe bize baktı. Yatak odasına girdi ve beni çağırdı.

“Buraya gel.”

Oyalanmadan korkarak yanına gittim. Konuşmamak için başımı eğdim. Ceketini aldı. İç cebinden cüzdanını çıkardı.

“Al bunu annene ver.”

Parayı aldım. Az sonra annem pazara, ablam sokağa, babam da öğretmenevine gidecek; ev de bana kalacak diyerek zamanın çabucak geçmesini istedim.

Üstünü başını düzelterek banyodan çıkan annemin yanına gittim. Aldığım parayı uzattım. Göz ucuyla paraya baktı. Benim duyacağım şekilde, “Pinti”, diye mırıldandı. Mutfağa girdi, duvardaki saati gördü. “Pişmiştir,” dedi. Düdüklünün altını kapadı.

“Kızım, buzdolabında az kıvırcık var, çıkmadan yıka yeter,” dedi ablama.  “Gerisine karışma. Ben doğrarım.”

Babam dış kapının yanına geldi. Pazara gitmek üzere olan anneme döndü.

“Sakın yeni araba alayım deme, oğlanı da götür yanında. Boşa masraf çıkarma.”

Hem mahallede annemle dolaşırken arkadaşlarıma görülmekten hem de pazar arabasını sürmekten nefret ederdim. Gitmek istemiyordum. Ortaya bir bahane attım.

“Bu hafta Fen Lisesi’ne hazırlık için deneme sınavım var.”

Babam tekrar bulmaca çözdüğü koltuğundaydı. Elinde televizyon kumandası olduğu yerden konuştu.

“İki saat gitmekle bir şey olmaz. Az koş topun peşinde.”

Annem vestiyere uzandı. Mantosunu aldı, düğmelerini iliklerken, “Bırak çalışsın, ben tek giderim,” dedi fısıldarcasına.

Annemin son lafını duyunca çatacak yer ararcasına aniden, “Ne haliniz varsa görün,” dedi babam. “Pazarınızın da sınavınızın da topunuzun da canı cehenneme!” Hışımla ayağa kalktı. Salonun kapısını kapadı. Çarpılan kapı evin duvarlarında yankılandı.

Annem hareketsiz elinde pazar arabasıyla kalakaldı. Konuşmaya devam etmedi. Şimdi eve sessizlik egemendi. Ölse de kurtulsak dedim içimden. Göz göze geldim annemle. Sanki aklımdan geçenleri okudu. Usulca ayakkabılarımı giydim. Elinden pazar arabasını alıp, sırtladım. Merdivenden aşağıya indik. Apartmandan dışarı çıkar çıkmaz arabayı bütün gücümle yere çaldım. Birkaç tekmeyle öbür tekerini de kırdıktan sonra döküntüyü yerden alıp çöp tenekesine attım. Anneme baktım, yüzünde tebessüm vardı.  Ardından pazara doğru…

3 Yorum Pazar Arabası / Yalçın Tecimer

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*