Parfüm / Aysu Altaş

 

Sigarasını yavaşça küllüğe bırakışını izledim. Sonra gözlerini ovuşturdu, üzerindeki yorgunluktan kurtulmak istercesine gerindi ve bunun peşini her tarafından uyku akan bir esneme izledi. Öyle ki sonunda gözlerime baktığında bile bana değil de arkada bir yerlere bakıyormuş gibi hissettim. Kendisine gelmesine zaman tanımak için karşılık bekleyen dalgın bakışlarını görmezden gelerek dağınık masasını incelemeye başladım. Ofis telefonu, her bir tarafında kapaksız renkli kalemler, minyatür çöp kutusunun içinde buruşturulmuş kağıtlar, boş bir sigara kutusu, hiç açılmamış bir sakız paketi.

“ Ben,” dedim, “Düşünmüştüm ki,”

Masadaki telefon çalmaya başlayınca sustum. Gözlerini nefretle devirdi, gelişigüzel bir hareketle telefonun üzerindeki bir düğmeye basınca sesi kesildi. Bakışlarını tekrar bana yöneltti, gözlerini kayıtsızlıkla kırpıştırdı.

“Sorun değil, acilse açabilirdin.”

Boş bakışlarla yüzüme bakmaya devam etti; kesinlikle çok güzel hatlara sahip erkeksi bir yüze sahipti, yoksa bu boş ifade bana bir ölününkini anımsatacaktı, şüphesiz.

“Çağrıyı Parma’ya aktardım, o bakacak.”

Gülümsedim, masasının önündeki koltuğa oturdum. Aptalca konuştum.

“Yeni sekreterin olmalı, tuhaf bir isme sahip. Değil mi?”

Dudaklarından alayla karışık tuhaf bir ses süzüldü.

“İnsan değil. Bu yıl yeni gelen güncelleme paketinde bulunan sıradan bir sekreter hologramı. “

“Ah, doğru, aptallığımı bağışla. Yine de güzel bir isim, değil mi?”

“Neden geldin?”

Düşündüm. Bir nedenim yoktu, gerçekten, neden geldiğimi ben bile hatırlamıyordum. Oysa onun yanında biraz daha olsa bile kalmak için can atıyordum ve zihnim durdurulamaz bir hızla onu tatmin edebilecek mantıklı bir neden bulmak için çalışmaya başladı.

“ Belki de bir şeyler yaparız, diye düşündüm. Bu akşam, film izleriz-“

Yüzü olduğundan çok daha solgun göründü, son sürüm bir sağlık robotu tarafından her gün sağlık durumunun ve kan değerlerinin kontrol edildiğini bilmesem hastalıktan benzinin attığını falan sanırdım, herhalde.

“Pekala.”

“Yani, sana da uygun mu? Müsait olduğun bir zamanda güzel bir film seçebiliriz, mesela-“

Saatine dokundu, küçük bir düğmeye bastı.

“Şaka yapıyor olmalısın. Bu yıl en fazla beğenilen, yorum alan ve gişesi yüksek olan filmlerin istatistiklerini kapsayan bir dosyayı telefonuna yolladım. İstediğini seçersin.”

Kurumuş dudaklarımı ıslattım, alnımda birikmiş ter damlacıklarını kuruladım.

“Bir sorun mu var?”

“Hayır, hayır, sadece-“

“Güzel, ben de öyle ummuştum. Başka?”

“Aslına bakarsan, seninle vakit geçirmek için gelmiştim. Şu istatistik zırvaları falan hiç de umrumda değil yani.”

Dediklerime anlam veremezmiş gibi baktı, umursamazca soluk verip önünde her ne varsa dikkatsizce onunla ilgilenmeye başladı.

“Pekala.”

“Yani, söyledilerimi yanlış anlamadın, değil mi?”

Eline dayadığı başını  dalgınca kaldırdı.

“Hangi söylediklerini?”

“Önemi yok. Boşver.”

Burnumu keskin bir parfüm kokusu doldurunca midem sancılarla kasılmaya başladı. Metalik, nane mentollü, metalik ve tekrar nane mentollü. Herkesin, odaların, ofislerin ve hatta sokakların aynı parfüm kokusu; onda da aynı koku. Aslında nane ya da metalik koktuğundan bile emin değilim; pek incelemedim. Fakat ne hissettirdiğini çok iyi biliyorum: Hiçlik ve büyük bir boşluk. Ruhlarını saklamak için büründükleri tuhaf bir kalkan.

“İyi misin?”

Pantolonumun cebinde buruşmuş bir peçeteyle alnımı ve boynumu kaplamış soğuk terleri hararetle kurularken yüzü sonunda endişelenmiş göründü. Parfüm kokusundan kurtulabilmek için çantamdan çıkardığım zeytinli kolonyayı kokladım. Hareketlerimi büyük bir endişe ve korkuyla izlediğini fark edince yüzümün ne kadar solgun ve sararmış göründüğünü düşünmeden edemedim.

“Hata yaptım. İyi görünmüyorsun, belki de-“

Koltuğa bıraktığım çantamı alıp ayağa kalktım, başarabildiğim en canlı gülümsemeyi yüzüme yerleştirerek konuştum.

“Evet, belki de film işini başka bir akşama erteleriz.”

Anlamsızca yüzüme baktı, birkaç dakika boyunca bir şey söylemeye dili varmadı. Gerçekten, insan olduğunu bilmesem, işletme sistemi tarafından tanınmayan bir karakterle karşılaşması sebebiyle çalışmayı bırakan ve çöken bir robota benzetirdim onu.

“Rengin attı, gerçekten, iyi görünmüyorsun. Zehirlenmiş gibisin. Yemek yedin mi?”

Kapının yanına yürüdüm, midem çok fena bulanmaya devam ediyordu. Oysa giderek bu bulantının benliğimin ve vücudumun alıştığım bir parçası haline gelmeye başladığını, tuhaf bir halde beni rahatsız etmemeye başladığını hissediyordum.

“Bu imkansız. Biraz önce telefonumun tarayıcısıyla midem ve bağırsaklarımı kontrol ettim, bir sorun rapor etmedi.” dedim.

Şaşkınlıkla başını salladı, sonra yüzündeki en küçük tepki kırıntıları bile yok oldu. Gözleri hala gözlerime baksa bile onu tamamen kaybettiğimi biliyordum; yeniden, arkalara bir yerlere bakıyordu. Küllüğe bıraktığı sigarasını sessizce dudakları arasına götürdü. O sırada bana bir şey diyip demediğine hiç mi hiç dikkat etmedim. Belki de kendime iyi bakmamı, midem için ilaç falan almamı söylemiş ya da sadece elveda demişti. Umrumda değildi.

Kapıyı çarparak çıktım. Vücudum metalik ve nane mentollü parfüm kokuyordu. Saçlarıma, hatta daha derinlere, derimin altına bile sindiğini hissettim. Sadece onun kokusunu alıyordum. Birkaç adım attıktan sonra bu ağır parfüm kokusundan kurtulur gibi hissettim; bir an için, ofisine geri dönmek ve onu hiç tereddüt etmeden güçlüce öpmek geçti aklımdan. Ofisine doğru birkaç adım attım. Dalgın gözlerini, bir ölününkini andıran kireç yüzünü ve kayıtsız bakışlarını hayal ettim. Şüphesiz, bütün kontrol sistemimi etkisine altına alan bu arzu kısa süre sonra gözüme epey gereksiz, saçma ve mantıksız görünmeye başladı. Zihnimden geçen bu saçmalıklar beni güldürdü,  ters yöne doğru yürümeye başladım. Her tarafıma sinen keskin parfüm kokusu bütün duyularımı uyuşturmuştu, artık hiçbir şey hissetmiyordum.

Telefonumu çıkardım. Ofisinden çıkarken biraz aceleci ve kaba davrandığımı düşündüğümden, alınmaması için ona hareketli öpücükler atan minik bir tavşan emojisi yollamaya karar vermiştim.

 

 

 

Fotoğraf: https://www.kisa.link/Lcqg

 

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.