ümraniye escortkadıköy escortataşehir escort

sakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escort

PABLO NERUDA / R’Ulaş KARAKUŞ

01 Şubat 2019 0

Birçoğumuz tanırız aslında.

     12 Temmuz 1904 doğumlu, asıl adı Ricardo Eliezer Neftali Ricardo Reyes Basoalto olan

1973’te yaşama veda eden, hatta hasta olduğunu öğrendikten sonra yakınlarına bir veda mektubu yazan, “Şili’nin Nazım’ı” Pablo Neruda’yı aktarmak isterim.

     Ve şöyle diyor Neruda:

“Adımı 14 yaşımdayken, daha Santiago’ya gitmeden değiştirdim. Babam yüzünden. Mükemmel bir insandı, gelgelelim, genellikle şairlere, özellikle bana karşı idi. Hatta işi kitaplarımı ve not defterlerimi yakmaya kadar götürdü. 

Onun görüşüne göre, mühendis, doktor, mimar olmalıydım, çünkü diyordu, insanların bu gibi kimselere ihtiyacı var. 

Oğullarının toplum içinde sivrilmesini görmek isteyen, orta sınıfın köylülükten gelme bütün insanları gibiydi. 

Yine babamın görüşüne göre, toplumda yükselmeyi başarmanın tek yolu üniversiteydi, serbest mesleklerdi.

     Vaktiyle, aynı zamanda bir gazete yazarı olan büyük bir Çek şairi vardı: Erwin Kisch. 

Bu zat, bu soruyu sorarak yıllarca iflahımı kesti. Madrid’de, Mexico’da, Prag’da hep karşıma çıktı ve Prag’ta bana şöyle dedi: “Bana şu hikayenin sonunu söyle. Bak şimdi artık ihtiyarladım. Nice zamandır seni pek sıktım.” Gerçek şu ki, bu hikayede gerçek diye bir şey yok. Babamın gerçeği fark etmesinden en çok korktuğum günlerde -çünkü böyle bir şey felaket olurdu- bir dergiyi karıştırdım ve orada Jan Neruda imzalı bir hikaye gördüm.

Tam o sıralarda bir şiirimle bir yarışmaya katılmak durumundaydım. O zaman Neruda soyadını seçtim ve ad olarak da Pablo adını aldım. Bu adın bir kaç ay sonra geçip gideceğini sanıyordum…”

‘Güz Çiçeklerinden Nazım’a Bir Çelenk’ sunuyordu:

“al sana bir demet Şili kasımpatıları

al güney denizleri üstündeki ayın soğuk parlaklığını,

halkların savaşını, kendi dövüşümü

ve yurdumun kederli davullarının boğuk

gürültüsünü.

kardeşim benim, dünyada nasıl yalnızım sensiz,

çiçek açmış kiraz ağacının altınına benzeyen

yüzüne hasret,

benim için ekmek olan, susuzluğumu gideren, kanıma

güç veren

dostluğundan yoksun.”

ve teşekkür ediyordu Nazım’a;

“nasıl yaşamalı seni örnek almadan…

teşekkürler türkülerinle yaktığın ateş için.”

“Yoldaşlar, İsla Negra’ya gömün beni
çakıl taşının ve dalgalarının her bir pürüzlü lekesini
gözlerim kapalıyken, sanki artık hiç görmeyecekmişim gibi
tanıdığım denizin yakınına.”

     Bir kazada parmağı kırıldı. Birkaç ay boyunca daktilo kullanamadığında el yazısıyla yazdığı şiirlerin daha duygusal olduğunu fark etti. Daktilonun en derine erişmesini ve samimiyetini engellediğine karar verdi.

     Planlama yapmaz. Genellikle sabahları çalışır. Gün boyu fırtınalarla gelerek şairi memnun, yorgun, dingin ya da bomboş bırakan düşünceler, ifadelerle doludur. Masasında oturup kendisini hayatında, evinde, politika ya da doğada olup bitenlere bırakır. Ancak içten gelerek yazdığında nerede, kimlerle ya da ne kadar kalabalık önemli değildir. Sadece yazar.

     Üç defa evlendi. İlk eşi Antonieta Hagenaar, ikinci eşi Delia de Carril, son eşi de Matilde Urrutia. Dostlarını da asla unutmazdı Neruda. Bir dostu öldüğünde, adını evinin barındaki kirişlerin üstüne kazır ve onlarla içmeye devam ederdi.

     Politik mücadelenin ayrılmaz bir parçasıydı şiir, Neruda için.

Şiirin bereket olduğunu, aynı zamanda isyanın ve başkaldırının lisanı olduğunu söylerdi.

Hep ezilenden yana oldu, onlara el verdi, engellemelere ve baskılara şiirleriyle, dizeleriyle

savaş açtı. Ve sürgün edilirken bile düşüncelerini dile getirmekten hiç çekinmedi.

     İlk kitabı Crepusculario’yu (Alacakaranlık), babasının hediye ettiği saati ve elindeki üç beş eşyayı satarak 1923’te yayımladı. İkinci kitabı Veinte Poemas de Amor y Una Cancion Desesperada (Yirmi Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı) 1924’te yayımlandı.

Ve son olarak;

IL POSTİNO (POSTACI)

“Şiir onu yazanın değil, ona ihtiyaç duyanındır.” sözüyle zihinlere kazınan bu film, Neruda’nın vatanından uzakta yaşamak zorunda kaldığı günleri anlatır. Filme kaynak olan kitap da “Ateşli Sabır” adıyla dilimize kazandırıldı.

Kaynak: BirGün Gazetesi, Arsız Sanat

R'Ulaş Karakuş
R'Ulaş Karakuş

Diğer Yazıları

15 Ocak 1988’de Ankara’da doğdum. Yazmayı seviyorum; yazmak ve kağıdın canına dokunabilmek benim özgürlüğümdür. Böylesine güzel bir dergide, Son Gemi’de yer almak, onun omurgasında bir parça olabilmek ve maviliklerde seyretmek de apayrı bir güzellik benim için.


BENZER KONULAR
YORUM YAZ