OYUNCAK BEBEK / Mediha Türkan ALPAGUT

Ihlamur kokusunu sevmesem de ilginç ki, bu kez daha çok içime çekmek, doya doya koklamak istiyordum. Ayağımda uzun süredir istediğim ancak alamadığım o yeni bordo renkli rugan ayakkabılar; üzerimde siyah tafta kumaştan, uzun pilili bir elbise vardı. Oysa bulunduğum yere hiç uymuyordu. Etrafımdaki insanlar sanki uzaydan gelmişim gibi bakıyorlardı. Çünkü burası yürüyüş yapan insanlarla dolu bir parktı. Boş bulduğum ilk banka oturdum. Bir süre yürüyen insanları izledim. Moda programlarını tartışan, dışarıdan çok iyi dost görünen ancak içten içte birbirlerini kıskanan iki kadının konuşmasına kulak misafiri oluyordum. Bir yandan uzun süredir ayrı olan iki sevgilinin kucaklaşmasını görüyor, diğer yandan da önümden geçen ve bana şaşkınlıkla bakan herkese yüz mimiklerimle iyi olduğumu, bir sorunum olmadığını anlatmaya çalışıyordum. Tam o sırada yanıma bir adam yaklaştı. Sanki bir yerlerden tanıyordum onu. O an ne olduğunu anlayamasam da ağlamaya başladım. Bir anda boşalan sağanak yağmurlar gibiydi gözyaşlarım. Tutamıyor, engel olamıyordum akmalarına. Bana ne olduğunu sordu adam. Neden ağladığımı. Ancak ne olduğunu ben de bilmiyordum. Oysa gözyaşlarıma engel olamadığım gibi dudaklarımdan dökülen kelimelere de engel olamadım. Onlar cevap verdiler iyi görünümlü adama. Oyuncak bebeğimi kaybettiğimi ve bu yüzden çok üzgün olduğumu söylüyordum. Bu sözler dudaklarımdan hızlıca çıkıp giderken, gözyaşlarım da aynı hızla özgürlüğüne kavuşuyordu. Sanki uzun süredir tutsak olan bir insanın özgürlüğüne kavuştuğu an gibi. Karşımda duran, beni dinleyen bu adam bebeği bulmam için yardım etmek istediğini söyledi ve yarın aynı yerde buluşmak için ayrıldık.

O an bir şeylerin ters gittiğini anladım ama ne olduğu hala sırdı. Ancak çözecektim bu sırrı. İlk olarak ne yapmam gerektiğine karar vermeliydim. Hava soğuyor, rüzgâr şiddetini arttırıyor ve buna bağlı olarak da aslında sevmediğim ama hoşuma gitmeye başlayan ıhlamurun kokusunu daha da duyuyordum.  Bu arada etrafımda yürüyüş yapan, koşan insanlar azalmaya başladı. Gece oluyordu. Ayağa kalktım ve yürümeye başladım. Beynim ne yaptığını bilmiyordu ancak ayaklarım kendinden emin adımlarla ilerlemeye devam etti. Bir süre sonra köşesinde terk edilmiş ahşap bir köşkün olduğu sokaktan içeri girdim. O keskin hanımeli kokusu olmalıydı beni bu sokağa getiren. Çıkmaz bir sokaktı. Kendiliğinden sağa kıvrılan ve en sonunda mor renkli, iki katlı, beyaz panjurlu, rengârenk boyanmış çitlerle kaplı,   bahçesinde saksılara düzenle dikilmiş güller olan bir ev vardı karşımda. Bahçe kapısını yavaşça açtım ve bu kez benim olduğunu hissettiğim ayaklarımla adım attım. Mor renkli evin kapısı açıktı. İçeri girdim. Sessizdi içerisi. Kimse yoktu hatta belki de kimse yaşamıyordu. Sanki yerini biliyormuşçasına sağımda kalan prize uzandım. Aydınlanan odada tam karşımda, üzerinde fotoğrafların olduğu bir konsol duruyordu. Yavaşça ona doğru ilerledim. İlk çerçevede tanıdık ancak çıkaramadığım birbirine sarılmış olan güzel bir çift vardı. Hemen yanındaki çerçevede de iki kız çocuğu. Onlar da birbirlerine sımsıkı sarılmışlardı. Hatta uçurumdan düşmek üzere olan birini asla bırakmayacakmışçasına tutunmuş gibiydiler. Ölüm bile bizi ayıramaz dercesine.

Yorgun düşen ayaklarım konsolun hemen yanındaki koltuğa götürdü beni. Hemen uzandım ve uzun süredir yakalayamadığım uykumun beni çağırdığını hissederek gözlerimi kapattım. Ihlamurun kokusu, etrafımdaki insanların bakışları, tanıdığımı sandığım ama aslında tanımadığım adamın sohbeti, bu ev, fotoğraflar istediği oyuncak alınana kadar annesinin eteğinden ayrılmayan çocuk gibi peşimdeydiler.

Yanı başımdaki pencerenin köşesinden içeriye sızan delici güneş ışığı sayesinde uyandım. Ayaklarım dün olduğu gibi kendi kendine hareket etmeye başladı. Kahvaltı etmeden hemen dışarıya çıktım. İlginç ki aç olup olmadığımı da bilmiyordum. Akşam geldiğim yollardan geri gittim ve kendimi parkta buldum. Dünkü gibi etrafımdaki insanlar bana şaşkınlık içerisinde bakıyorlar, ne diyeceklerini bilemeden hayatlarına devam ediyorlardı. Aynı banka oturdum ve beklemeye başladım. Parkın hemen girişindeki heybetli ıhlamur ağacının altında dün yanıma gelen adamı gördüm. Benim onu fark ettiğimi görünce yüzünde masum bir gülümseme belirdi. Biraz önce ayaklarımı yönetemediğim gibi şimdi de istemeden gülümsedim. Onun masumiyeti beni güvende hissettirmiş, bulunduğum bilinmezlikten beni ışığa ulaştıracak umutmuş gibi yeniden hayal kurmama vesile olmuştu. Hızlı ama temkinli adımlarla yanıma geldi ve banka oturdu. Kısa bir süre yalnızca birbirimize baktık. Onun gözlerinden yaşamış olduğu bütün aşkları ve çektiği acıları anlamıştım sanki. Konuşmadan da iletişim kurabiliyor muyduk acaba? Sonuçta şu ana kadar yaşadıklarım çok da normal değildi. Bir anda sessizliği bozarak, arkasında saklamış olduğu küçük, mavi renkli, kırmızı kurdeleli paketi bana uzattı ve paketi açmamı bekledi. Dünkü üzüntüm yerini meraka bırakmıştı. Adamın uzattığı bu pakette ne vardı acaba? Daha fazla dayanamadım ve hızlıca açtım. Oyuncak bir bebek! Ne anlama geliyordu bu bebek? Uğruna durmaksızın gözyaşı döktüğüm bebek bu muydu?

Tüm bunları ne kadar süre düşündüğümü bilmiyorum. Bu buluşmanın ardından birçok kez aynı yollardan gidiyor, aynı eve giriyor, orada uyuyor; uyanır uyanmaz da parka gidip güzel görünümlü adamı bekliyordum. Onunla konuşmak beni rahatlatıyordu. Sanki karanlık bir tünelin sonundaki aydınlıktı. Ancak her hikâyenin sonu geldiği gibi bizim buluşmalarımızın da sonu gelmişti. O gün yanımdan yavaşça kalktı ve gözlerimin içine baktı. Yalnızca ona yakışan masum gülümsemesiyle, parkın en heybetli ağacına doğru yürüdü ve gözden kayboldu. Karmakarışık başlayan hikâyemde umudum olan iyi görünümlü adam gitmişti. Ne yapacaktım şimdi?

Bankta oturmuş, ardından bakarken yere düşen bir şeyin sesiyle irkildim. Oyuncak bebekmiş. Telaşla bebeği yerden aldım. O da ne? Elbisesinin koluna gizlenmiş küçük bir kâğıt! Nasıl daha önce görememiştim?  Titreyen ellerimle kâğıdı aldım ve hızlıca açtım. Kâğıtta “Sevdiğin her şeyi er ya da geç kaybedeceksin ama sonunda sevgi başka bir suretle geri dönecek.” yazıyordu. Ne demekti bu? Bir daha onu göremeyecek miydim? Bu soruların cevaplarını öğrenmek istiyordum ki, ayaklarım yeniden benden habersiz adımlar atmaya başladı. Ancak bu sefer farklı bir yöne gidiyorlardı. Düşüncelerim gibi onlar da dalgalı bir denizin ortasında kalmış kayık gibiydiler. Caddeye çıkmışım. Aniden gözlerimi kamaştıran bir ışık ve ürküten o güçlü ses…

“Hıhhhhhhhhhh” dedim ve derin bir nefes aldım. Uzun süredir kapalı tutulan bir kuşun özgürlüğüne kavuşması gibiydi. Sanki hasret kalmışım nefes almaya, zorluklara rağmen yaşamaya.

“Bu tam anlamıyla bir mucize!”

“İmkânsız! Nasıl olur bu?”

O ana kadar sadece bunları işittim. Birde koku duydum ama bu sefer ki ıhlamur da değildi, hanımeli de. İlaç kokusuydu. Beyaza boyanmış bir odada, beyazlar içerisindeki yatakta yatıyordum. Bir hastane odasıydı burası. Peki, o iyi görünümlü adama, mor renkli eve, fotoğraflardaki insanlara, her şeye tamam ama burada ne işim vardı? Bunları düşünürken kapı açıldı ve içeriye kısa boylu, esmer, saçları arkadan toplanmış, beyaz önlüklü bir kadın girdi. “İyi misin?” diye sordu. Cevap vermek istedim ama sözcükler bir türlü dudaklarımdan dökülmedi. “İyiyim,” dercesine başımı salladım. Yanıma yaklaşan beyaz önlüklü kadının eli yavaşça başıma gitti ve bir süre öylece kaldı.

Bir trafik kazasıymış.

İki ay sonraydı ve taşlar yerine oturmaya başlamıştı… O gün neşeyle arabaya bindik. Hayatımın kahramanı babam, prensesi annem ve başımın tatlı derdi kız kardeşim ile yeni bir umut için başka bir eve doğru yol alıyorduk. Arabanın içerisinde şarkılar söylüyor, birbirimize şakalar yapıyor, bilmeceler sorup, gülüyorduk. Tüm bunlardan yorulduğumuzu hatırlıyorum ve biraz sakinleşmek için hikâye okumaya başladığımı. “Kafka ve Oyuncak Bebek”. Sonrasında acı bir korna sesi duydum. Sadece duyduğum değil, içimde hissettiğim; sevdiğim insanları kaybetmeme neden olan ve beni tekrar uyandıracak olan o ses ve uyandığımda yanı başımda duran oyuncak bebek…

8 Yorum OYUNCAK BEBEK / Mediha Türkan ALPAGUT

  1. muhtesem harika tebrikler yayinlanmadan öncede okumustum coj begenmistim..burdan da okuyunca muhtesem bir yazi ….ilk adim cok basarili cok öpüyorum. .

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*