Oyun Yazma Yarışmaları / Serkan Fırtına

Ülkemizde oyun yazarlığı yarışmalarında ciddi bir artış söz konusu. İlk bakışta bu durumun sevindirici bir gelişme olduğu görülüyor. Özellikle yeni ve genç oyun yazarlarının kendilerine görünürlük kazandırmaları için bu yarışmaların önemi büyük. Ancak, Mitos Boyut Yayınları’nın düzenlediği yarışma ve birkaç ciddi örnek dışındakileri biraz inceleyince konunun hiç de göründüğü gibi olmadığı ortaya çıkıyor.

Şöyle bir geriye dönüp bakalım. Yıl içinde gerçekleştirilen yarışmalardan özellikle Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın düzenlediği “Sevda Şener Oyun Yazma Yarışması” ciddi tartışmalara konu oldu.

Yarışma sonucunda, düzenleyici kuruluş tarafından “başvuran oyunlar arasından hiçbirinin derecelendirmeye ve ödüle değer görülmediği” şeklinde, tartışmalı ve şaşırtıcı bir duyuru yapıldı. Öncelikle, her ne olursa olsun yarışmaya kaç eser başvurduğu belirtilmeliydi. Başvuran yazarların emeğine karşı bir saygısızlık söz konusu. Dereceye girecek eser bulunamamasını normal karşılasak bile, hiç mi özendirme alacak, yazarlığa teşvik edilecek bir yazarın oyunu yoktu? Tüm eserlerin kötü olduğunu iddia eden değerlendirme kurulu, dramaturgik bir açıklama yapmayarak, başvuran oyunların neden yetersiz olduğu ile ilgili bir rapor ortaya koymamış. Ayrıca bu jüri üyelerinin oyunları değerlendirirken, okuduklarını Brecht veya Shakspeare ile karşılaştırma yanılgısından kurtulmaları gerekiyor. Beyler bayanlar; sizlerden sadece yarışmaya katılacak oyunlar arasından en iyilerini seçmeniz isteniyor. Yoksa dünya tiyatro tarihinden değil…

Öğrendiğim kadarıyla üç yıldır düzenlenen bu yarışmada ödül alan hiçbir oyun Eskişehir Şehir Tiyatroları’nda sahnelenmemiş. Bu da işin başka bir trajikomik yanını ortaya koyuyor. Türkiye’nin en iyi ödenekli tiyatrolarından birisi olmakla övünen bu şehir tiyatrosunun, küçük bir sahnesinde ödül almış oyunları sahneleme ve yazarlarını özendirme imkânı olmadığını düşünmüyorsunuz herhalde! Sonra ülkenin bilumum tiyatro şürekâsı toplanıp “yeni oyun yazarı çıkmıyor” diye saçma sapan bir düşüncenin etrafında dönüp dururlar. Ortada yazar ve metin sorunu yok! Yeni olana gerekli alanı açmaktan çekinen statükocu bir dinazorlar ordusu var.

Milas Belediyesi tarafından düzenlenen, her yıl başka bir kategoride verilen Melih Cevdet Anday edebiyat ödüllerinin 2017 yılında tiyatro oyununa verilmesi kararlaştırıldı. Rumuzla değil, açık kimlikle katılma zorunluluğu olan yarışmada ödüle, tiyatro sanatçısı ustalarımızdan Yılmaz Gruda layık bulunmuş. Yarışmaya 31 kişi oyunlarıyla başvurmuş. Ama maalesef bu yarışmada kazanan oyun değil de “isim” olmuş gibi. Usta bir sanatçı olan Yılmaz Gruda’nın tabii ki kendini kanıtlamak için böyle ödül almasına gerek yok. Ancak, seçici kurullar sanırım yarışmalarının prestiji için böyle isimleri öne çıkarmak istiyorlar gibi bir algı ortaya çıkıyor. Sosyal medyada “Tiyatro Oyun Yazma Yarışmaları” adında bir grupta çekincelerini ve eleştirilerini paylaşan oyun yazarları seslerini yükseltmeye devam ediyorlar. Bu tarz yarışmalarda rumuz kullanılmamasının başlı başına bir sorun olduğunu düşünüyorum. Yarışmaların “yeni yazarları ortaya çıkarmak”, “yeni eserler kazandırmak” gibi işlevlerinin unutulduğu ve görmezden gelindiği bir yarışmanın Türk tiyatrosuna ne katacağının ve ne kazandıracağının ciddi bir şekilde tartışılması gerekiyor. Ayrıca Yılmaz Gruda’nın bilinen ve yayımlanan sadece bir oyunu olduğu göz önüne alındığında, oyun yazarı kimliği ile değil tiyatro ve sinema oyuncusu yanıyla daha çok ön plana çıkan bir isim olması da unutulmamalı. Böylesine değerli bir isme zaten “emek” vb kategoride birçok ödül veriliyor. Bu yarışmada verilen ödülün “oyun yazarı” etiketinden daha çok emek ödülü gibi verildiği anlaşılıyor.

Kadıköy Belediyesi’nin düzenlediği “Oyun Yazma Yarışması”da yine tartışmalara konu olan diğer bir yarışma oldu. Seçici kurul başvuran oyunları eşit sayıda jüri içerisinde paylaştırmış, her bir üyeye yaklaşık altmış eser düşmüş. Bunu eleştiren kişiler haklı olarak, “Bir üye tarafından kabul edilebilir sayılabilecek bir eser diğerine düşmüş olmaz mı?”, “Birinin tolere edebileceği bir kusur diğerinin o eseri elemesine neden olamaz mı?”diye soruyorlar. Bu yarışmaya katılan 336 oyunun yazarının bu kaygıları taşımasını çok normal karşılıyorum. Bu kadar ciddi bir ilginin olduğu oyun yazma yarışmasının daha profesyonel bir şekilde değerlendirilmesini istemek kötü bir şey olmasa gerek.

Bahsettiğim sosyal medya grubunda sorunlarını ve tepkilerini paylaşan yazarlar ve yazar adaylarından birçoğu artık yarışmalara katılmayacaklarını söylüyorlar. Bu durumun çok üzücü olduğunu düşünüyorum. İnsanları yazmaktan soğutmanın bedelinin ağır olacağına hiç şüphem yok.

Yazarların ve genç yazar adaylarının diğer eleştirdiği konuları, jüri üyelerinin yeterliliği hakkındaki tereddütler oluşturuyor. Klasik yapının dışında, avangard ve deneysel eserlerin yazıldığı oyunların değerlendirilmesinde de, çağı ve yenilikleri takip eden ufku geniş jüri üyelerinin olması gerektiği aşikâr. Nitetim bu yarışmalardaki jüri üyelerini töhmet altında bırakmak değil, ancak şöyle bir gerçek var ki; nice yenilik taşıyan dikkat çekici oyununun bu yarışmalarda hiçbir derece almamış olduğuna şahit olan birisi olarak söylüyorum bunları. O kadar iyi, o kadar ilginç ve estetik düzeyi yüksek oyunlar yazılıyor ki, bu oyunların yarışmalar tarafından ilgi görmemesi, jüri yapısıyla yeni yetişen yazarların arasındaki düşünsel uçurumun ne kadar derinleştiğini de gösteriyor. Ayrıca yarışmaların çoğunda oyun yazarından çok, edebiyatçıların yer alması, ülkemizde tiyatro sanatını hala edebiyat içi değerlendiren yanlış ve eskimiş algının sürdüğünü gösteriyor.

Bu konuda benim önerim şöyle: Bu ülkenin en geniş oyun yazarı örgütlenmesine sahip kuruluşu olan, Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği’nin (OYÇED) bu yarışmalar oluşturulurken kesinlikle değerlendirme aşamalarında yer alması ve gözlemci olması gerektiğini düşünüyorum. Böyle olursa; yarışmaların daha bilimsel ve estetik ilkeler çerçevesinde düzenleneceği konusunda belli kaygıların giderebileceğine eminim. Ayrıca üniversitelerin ilgili bölümlerinden de daha fazla yararlanılması gerektiğini düşünüyorum.

Yukarıda bahsettiğim sosyal medya grubunda bir anket düzenlendi. Sonuçlar ne kadar karamsar bir tablonun ortaya çıktığını gösteriyor:

“Günümüz Oyun Yazma Yarışmaları Türkiye Tiyatrosuna Yazar Kazandırır mı?” diye sormuşlar. Yüzde 29 oyla “Kazandırmaz ödül alan oyunlar sahnelenmiyor” şıkkı birinci olmuş. Diğer sonuçlar ise şöyle; “Sektöre girmek çok zor, rekabet çok. Oyunlarımı okutmak için bir kanal olarak görüyorum.” (Yüzde 17), “Jüriler eşe dosta ödül vermek yerine adaletli davransa ve oyunlar sahnelenip tanıtımları yapılsa neden olmasın” (Yüzde18), “Yarışma kurullarının objektif olması ve yeterli birikime sahip olması durumunda faydalı olabilirler” (Yüzde 13),  “Oyunlarımı değerlendirebileceğim bir platform olarak görmüyorum. Ümitsizim” (Yüzde 5), “Pek işe yaramıyor ama olmasa daha iyi mi olacak?” (Yüzde 2), “Kazandırır, bir kapı açacağına inanıyorum” (Yüzde 2), “Nesnel ölçütlere göre davranılsa neden olmasın?” (Yüzde 2)

Oyun yazma yarışmalarında derece alan oyunları genel olarak incelediğimizde birçoğunun hâlâ seyirciyle buluşamadığını ve yayımlanamadığını görüyoruz. Tiyatro uygulayıcılarının yeni olana karşı şüpheci yaklaşımları ve hep bilinen oyunları tercih etmelerinin bu yeni yazarların görünürlüğü konusunda eksik kalmalarına yol açtığına inanıyorum. Yıl boyunca fedakârca emeklerle Mitos Boyut Yayınları ve Dramatik Yayınları bir sürü yeni oyun yayımlıyor ama her tiyatro mevsimi öncesinde maalesef bazı tiyatrolar dışında yine bilindik oyunları tercih eden bir tiyatro dünyası ile karşı kaşıya kalıyoruz.

XXXX

Yeni tiyatro mevsimi öncesinde tiyatro ekiplerinin ve öğrencilerin soluk almasını sağlayacak, birbirleri ile güzel etkileşimler, paylaşımlar kurabilecekleri birbirinden iyi birçok tiyatro kampı ve buluşması hayata geçti. Son olarak Kıyı Ege ve Ege Tiyatrolar Birliği’nin düzenlediği 2.Tiyatro Kampı Urla’da 5-9 Eylül tarihlerinde geniş bir katılımla gerçekleştirildi. Yaşam Kaya, Şirin İnci ile birlikte katılımcısı olduğumuz “Tiyatroda Eleştirinin Gerekliliği ve Estetiği” başlıklı söyleşi yaptık. Kampta birçok eğitmen kendi alanlarındaki birikimleri çeşitli atölyelerde öğrenciler ve tiyatro uygulayıcıları ile buluşturdular. Tiyatro oyunları, söyleşi, şiir ve müzik dinletileri ile dolu dolu bir kamp oldu. Başta birliğin dönem başkanı olan Metin Güler olmak üzere emeği geçen dostları kutluyorum.

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*