Oyun Dışı / Nilgün Atar

– Dilan, top omzuna değdi, ben gördüm… Yandın, çık oyundan.

– Hayır değmedi işte.

– Mızıkçı… mızıkçıııı…

Çocuklar koro halinde bağırıyor ve üstüne geliyorlardı.

Dilan kapkara gözlerini açmış, yanakları al al, burnundan soluyordu. Soluk basma elbisesi toz toprak içindeydi. Top omzuna birazcık değmişti. Ne vardı yani, oyunun en güzel yerinde çıkmak istemiyordu işte.

 

Bir anda oyun karıştı; her kafadan bin ses çıkıyordu, öyle bağırıyorlardı ki kimin ne dediği anlaşılmıyordu. Az ilerdeki yaşlı çınarın dallarına yerleşik kuşlar gibi cıvıldaşıyorlardı. Çocuklardan biri sert bir şekilde sırtına vurarak yere itti Dilan’ı. Elbisesinin yakası ve kolu yırtılıverdi. Dilan kanayan dizini tutarken “elbisem, annem kızacak şimdi” diye ağlamaya başladı. Çevresini saran arkadaşları onun bu halinden zevk alırcasına gülüyor ve kendi aralarında konuşarak alay ediyorlardı.

 

Gürültüye mahallenin topal köpeği de havlamalarıyla katılınca ayyaş Remzi pijamalarıyla pencereden göründü. Üzerindeki kirli atletin sardığı göbeği pencere dışına taşıyordu. Gözleri ve burnu pancar gibiydi. Tüm gücüyle haykırdı:

– Susun laan… kafamı ettiniz be sabahtan beri. Eviniz yok mu sizin piçkuruları.

İnersem aşağı kırarım bacaklarınızı…

Hızını alamadı, pencere önündeki koca sardunya tenekesini fırlattı çocuklara doğru. Çocuklar çığlık çığlığa az öteye kaçarlarken “sarhoş Remzi… sarhoooş Remzi” diye bağırmaya başladılar.

Kapı önünde oturan kadınlar duruma el koydular:

– Hiiişşttt… susun kızdırmayın adamı, şimdi iner aşağı, görürsünüz gününüzü…

 

İkindi güneşi Kaleiçi’ndeki kutu gibi küçük, eski, ahşap evlerin ve tozlu daracık yolun üzerine olanca sıcaklığıyla sinmişti. Kadınlar kapı önlerinde, ellerinde örgüler boş zaman sohbetlerindeydi. Kimi yüksek sesle, kimi mırıl mırıl… Yakın komşuları hakkında dedikodu yaparlarken birbirlerine yaklaşıyorlar ve seslerini kısıyorlardı.

 

– Dilooo… kız bi dakka gelsene buraya..

Sıdıka teyze pencereden sarkmış, onu çağırıyordu. Kızıl boyalı saçları güneşte göz kamaştırıyordu.  Karşı evin penceresinde rakısını içen Remzi’yi görünce omzuna attığı yemenisini aceleyle başına bağladı.

– Ne var… gelmiycem işte, oynuyom ben…

– Bi dakka kız, sonra yine oynarsın zıkkımın kökü.

Dilan arkasına baktığında arkadaşları yeni bir oyuna başlamışlardı bile. Oyun dışıydı. Bir an öylece kalakaldı. Ne yapacağına karar veremiyordu. Sonra koştu, Sıdıka teyzelerin kapısını yumruklamaya başladı. Naylon terliklerini kapının önünde çıkardı. Ayaklarına baktı, çamur gibiydi, aldırmadı, hızla oturma odasına daldı…

 

Sıdıka teyzelerin durumu iyiydi. Gerçi kocasının karanlık işler yaptığı söylenirdi ama herkes onlardan çekinir ve saygı gösterirdi. Oymalı koltuklar, televizyonun yanında kocaman bir müzik seti, tepede şıkır şıkır kristal bir avize, sehpanın üzerinde gümüş vazoda naylon kırmızı güller, ortada mor-sarı karışımı halı ve kapı önlerinde el örgüsü yün paspaslar evin zevkini oluşturuyordu.

 

Pencere kenarında ise babaannenin divanı vardı. Bağdaş kurup nakışlı minderlere dayamıştı sırtını evin ihtiyarı. Bir elinde kahvesini höpürdetirken, diğer eliyle uzunca, iri taneli, siyah tespihini şakırdatıyordu. Kalın camlı gözlüklerinin üzerinden bakarak kart sesiyle bağırdı. Kulakları ağır işitirdi. Her şeye karıştığından ev halkı ona laf anlatabilmek için yüksek sesle konuşurdu.

 

– Ne o gız, bu ne hal zibidi… Anana söyle de söküğünü diksin.

Dilan burnunu çekerek sessizce iskemlenin ucuna ilişti. Çamurlu ayaklarını geriye doğru sakladı. Gözlerini halının ortasındaki desene dikti.

 

Sıdıka Hanım masanın üzerindeki parlak ve büyükçe poşetten bir manto çıkardı. Dilan’a uzatarak; “Dilo kız şunu bi giysene, bakalım üzerinde nasıl duruyor.” dedi. Dilan sevinçle yerinden fırladı. Ağır ve özenli hareketlerle mantoyu giydi. Kırmızı  uzunca bir mantoydu. Sarı madeni düğmelerini ilikledi, kollarındaki düğmelere baktı, yakasını düzeltti. Odada herkes susmuş, ona bakıyordu.

Bir manken gibi ortaya yürüdü ve salınarak döndü. Kirli elleriyle mantoyu okşadı; o kadar yumuşak ve sıcaktı ki…

 

Babaanne oturduğu köşeden bağırdı :

– Maşşallah, okka gibi oldu valla.

Sıdıka Hanım sigarasından derin bir nefes çekerek dumanını tavana doğru savururken arkasına yaslandı ve tepeden tırnağa süzdü Dilan’ı.

– Hıımmm… çok güzel durdu, tam …

Sözünü tamamlayamadı.

– Ben de görmeliyim, eve gidip aynaya bakıcam… diye ayağa fırladı Dilan. Koşa koşa hemen karşıdaki tek odalı evlerinin açık kapısından daldı içeri.

Annesi bağırdı :

– Kız, terliklerini çıkarsana… O üzerindeki ne öyle, nerden buldun o mantoyu?

 

Dilan’ın siyah kıvırcık saçları terden alnına yapışmış, yanaklarının ateşinden kapkara gözleri daha da ortaya çıkmıştı.

Heyecanla annesinin oturduğu divanın önüne geldi.

– Anne, bak Sıdıka teyzeler verdi bana… Çok yakıştı dediler. Artık o eski hırkamla gitmem okula.

Duvardaki kırık aynayı aldı, iskemlenin üstüne koydu. Geri geri gitti, kendini görmeye çalıştı eğilip bükülerek. Olmadı.

– Anne şunu bi tutsana … kendimi göremiyorum.

Meryem hasbinallah çekerek yerinden doğrulurken, bir yandan da Sıdıka’nın neden böyle bir şey yaptığını merak ediyordu. Belli ki pahalı bir mantoydu; bayram değil, seyran değil… durduk yerde hayır mı yapardı Sıdıka…

– Ana, yukarı kaldır aynayı biraz daha, hah tamam öyle işte… Ana kııız, ne güzel oldum dimi!

 

Yerinde duramıyordu Dilan. Omuzlarını dikleştiriyor, yakasını kaldırıyor, ellerini cebine sokarak mantonun eteklerini savuruyor, pozdan poza giriyordu. Bu haliyle küçücük odada devleşerek her tarafı doldurmuştu sanki.

Hevesini iyice aldığında mantoyu çıkardı, yatağının üzerine özenle yaydı. Mantonun kollarını yana açtı, üzerine toz konmuş gibi elinin tersiyle düzeltti. Bir adım geri çekildi ve baktı; bu manto artık onundu.

– Ben bi koşu gidip Sıdıka teyzeye teşekkür edeyim anne… sonra hemen gelcem.

 

Tüm bu olanlara akıl erdiremeyen Meryem, elindeki örgüsüne devam ederken bir yandan da “Acaba Sıdıka’ya gitsem mi” diye düşünüyordu. Öyle fazla samimiyeti de yoktu ki onlarla. Ara sıra ev işlerine yardıma giderdi; karşılığında biraz erzak, üç beş kuruş sıkıştırırlardı eline… Bazen eski kıyafetler verirdi kendisi ve Dilan için.

 

Elazığ’dan geleli beş yıl olmuştu. Ne umutlarla gelmişlerdi köyden; şehirde geçen zaman, o umutların koca bir hayal olduğunu öğretmişti kafalarına vura vura.. Hasan’ı trafik kazasında ölünce var gücüyle Dilan’a tutundu, onun için mücadele etti.  Güzel kadındı Meryem, kısmetleri çıksa da kızına kötü davranırlar diye kimseye razı gelmedi. Sokakta başını yerden kaldırmadan yürür, kimseyle pek fazla samimi olmazdı. Aç kalsa bile kimseye avuç açmayacak kadar gururlu kadındı.

 

Dilan koşarak karşı eve girdi, ok gibi odaya daldı.

– Sıdıka teyzecim, ben size çoook teşş….

– Manto nerde Dilan?.. Onu Gaziantep’teki torunum için almıştım.Tipleriniz aynı olduğu için üzerinde görmek istedim. Babaanne büyük gelir dediydi de..

Bir an büyük bir sessizlik oldu odada. Çıt yok.

Şaşkınlığı uzun sürmedi, hemen toparladı kendini Dilan. Evdekilerle göz göze gelmemeye çalışarak mırıldandı boğuk bir sesle: Ah… Evde unutmuşum; ne aptalım, alıp getireyim hemen…” dedi.

Ağlamamak için kendini zor tuttuğundan kirpikleri sanki gözüne batıyor, biber gibi yanıyordu kara gözleri. Evin kapısının önünde durdu, derin bir nefes aldı. Olanları annesinin bilmesini istemiyordu.

Mutfakta yemek yapan Meryem bağırdı Dilan’ı o halde görünce.

– Noooldu kız Dilo..?

– Yok bi şey, uykum var anne…

 

Yatağın üzerine yüzüstü attı kendini. İçini çeke çeke, sarsıla sarsıla ağladı.  Tırnakları avucunda  küçük kırmızı izler bırakmıştı. Yoruldu. Uyuyakaldı.

Onu oyuna çağıran arkadaşlarının sesini duymuyordu artık.

 

4 Yorum Oyun Dışı / Nilgün Atar

  1. Demode ve eski bir konu secilmis. Ama etkili anlatim merak ettirdi açıkçası. Kizin neden agladigini merak ettim. Geri donup sıkılarak da olsa kendimi vererek okumaya basladim. Komplike bir konu olsa ustesinden rahatlikla gelebilirsin konulari daha iyi secmelisin. Gençlerin kendi aralarindaki sana basit ve manasiz gelen salak sacma ask sohbetleri, nelerin onlarin ilgisini cektiği vs malzeme olarak secebilirsin.10 uzerinden 6.5 veriyorum.

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.