Önce Gözlerin Gitti / Tutku Taşkınoğlu

Sustum,

Sustun,

Sustuk…

Sessizlik arsız, davetsiz bir misafir gibi oturuyor aramızda. Yıllar önce ilk buluştuğumuzda da eşlik etmişti bu davetsiz misafir bize. O zaman da burada, tam bu masada konuşmadan saatlerce oturmuştuk, ellerim ellerinde. ‘’Üşüme, kıyamam sana!‘’ demiştin ceketini atarken omzuma. Kokun sarmıştı tüm bedenimi, sıcaklığın akıyordu ılık bir nehir misali içimde. Bugün, ellerimin arasında, ellerinin yerine, sıcaklığı her geçen dakika kaybolan, tavşankanı bir bardak var ve soğuk, bardağa inat kanatırcasına dişliyor tenimi. Denizin ayazı yalıyor yüzümü, üşüyorum.

Ne zamandır üşüyorum yanında? Hatırlayamıyorum.

İlk ne zaman ürpermişti içim yokluğunda? Bilmiyorum.

Bildiğim tek şey; sıcaklığını, kollarının arasında eridiğim huzur dolu sıcaklığını özlediğim. Bir adım kadar yakın ve kilometrelerce uzak olduğumuz bu aylar boyunca, her an, her saniye geri dönmesini bekledim sıcaklığının. Çok bekledim sevgilim, usulca bekledim. Sabahları işe uğurlarken seni, akşam aynı masada ama yalnız yemek yerken, televizyon karşısında kanepede yanına sokulurken, tek başıma yatağa girerken, sen sırtını dönüp yatarken, geceler boyu birlikte ama ayrı rüyalarda uyuduğumuz soğuk ve büyük yatağımızda sessizce bekledim sıcaklığını, anıların arasından sıyrılıp gülümsemesini, muzipçe göz kırpmasını umutsuzca bekledim. Gittiğini fark etmediğim için kendime kızarak bekledim aylarca seni.

Farklı olacak sanıyor insan, bizim ki farklı. Ömür boyu aynı heyecanla, aynı sevgiyle sürecek, hiç bitmeyecek. Oysa aynı yaşam kavgası, aynı sıkıcı rutin kaybolduğumuz. Aynı yersiz üzüntüler, aynı sıradan zevkler yaşadığımız. İlk günün hatırası bile kalmıyor bir süre sonra. Kalmadı bizde de. Şimdi zorluyorum, beni mutlu eden o anı yakalasın diye zihnim. Belki de o güne geri dönelim diye getirdim seni de her şeyin başladığı bu noktaya. Bu kareli örtü, bu mavi, eskimiş sandalyeler hatırlatır mı sana beni ve beni bir zamanlar sevdiğini?

Arkadaşlarımızdan kaçıp bu köhne kıyı meyhanesine gelişimizi, elimi tutuşunu, nasıl utandığımı, başım önümde dinlediğimi söylediklerini. Her noktasını ezberlemeye çalışır gibi ısrarla seyrederken yüzümü, “Bakmaya doyamıyorum.’’ diye fısıldadığını, O günü, o sihirli günü hatırlayabilir misin bir sıcak çay bardağıyla? Bana ilk sarıldığın an, yüzümü avuçlarının arasına alıp öpüşün “Huzur bu!’’ deyiverişin gelir mi aklına bu dalga sesinde? Biliyor musun? Ben işte o sihirli an, huzuru söz verdiğin o an senin olmuştum sevgilim. Beni seviyordun ve huzuru birlikte bulacaktık, öyle inanmıştım ki buna.

Sahi gerçekten seviyor muydun, sevmiş miydin beni? Peki, ne zaman vazgeçtin sevmekten sevgilim? Ne zaman gittin benden? Nasıl fark etmedim gittiğini? Elimi tutmayı bıraktığında fark etmeliydim oysa telefonlarımı heyecanla açmadığında, bana artık dokunmadığında, beni merak etmediğinde, usulca kaçırdığında suçlu bakışlarını ve dalıp gittiğinde gözlerin uzaklara fark etmeliydim. Belki de istemedim fark etmeyi. Konduramadım gittiğini. Belki de bu yüzden, ne zamandır korkuyorum baktığımda bulamamaktan seni? Ama şimdi burada, aşkın bizi ilk kez kucakladığı bu yerde, tüm cesaretimi toplayıp başımı kaldırıp bakacağım yüzüne ve çoktan gittiğini göreceğim gözlerinin, benden çok uzak, sana ait bir dünyaya daldığını ve dönmek istemediğini. Çünkü her kadın gibi ben de biliyorum sevgilim, önce gözlerin terk ettiğini seveni ve biliyorum, uzun zaman oldu senin gözlerin benden gideli.

6 Yorum Önce Gözlerin Gitti / Tutku Taşkınoğlu

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.