sakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escort

Ömür Törpüsü / Berk Ful

01 Ağustos 2019 0

Geniş yataktan mermer zemine düştüğüm zaman uykumdan uyanmış idim. Güneş çoktan doğmuş, tüm yakıcılığı ile tepeye çıkmış idi. Benim gibi yaşlı bir adamın yapacağı tek bir iş olabilirdi bu yaştan sonra; evinde dinlenmek. Hoş benim gibi karısı olan bir adam asla dinlenemez ya, o da ayrı bir mevzu.

Yattığım yerden sağ elimle soğuk mermerden destek alarak doğruldum. Sol elimle belimi ovalıyordum zira yaşlanan kemiklerim daha sık ağrır olmuştu. Yatak odası küçüktü ama içerisi güneş aldığı için sıcak olurdu.

“Bey, Bey, kalk artık. Bütün gün yatıyorsun evde on kere kahvaltı sofrası hazırlayamam, kalk da zıkkımlan bir şeyler” dedi hayatımın hatası. Bazen bir yanlış birçok şeyi yaşayamamanıza neden olabiliyor, birçok hissinizi dile getiremez oluyorsunuz. Karım, 1.60 boylarında, ufak tefek, zayıftır. Ha zayıftır dediysem bedeni zayıftır o muşmulanın, dili zehir gibi şişirir insanı. Ne de çok severim insanları oysa bakmayın söylendiğime karımı da severim ama ömür törpüsü olmasa daha bir başka olurdu bendeki sevgisi.

“Tamam hanım, tamam. Geliyorum” dedim. Üzerimdeki pijamaları çıkardım, hanım kızmasın diye güzelce katlayıp yatağın üzerine koydum. Kahverengi pantolonumu giydim, üzerimeyse limon sarısı, bol bir gömlek giyerek düğmelerini iliklemeye başladım. Gömleğin son düğmesini de ilikledikten sonra belimi tutarak, yatağın sağ çaprazındaki komidinin üst çekmecesini açıp, siyah, baklava desenli bir çorap alarak giydim. Eğer çorap giymeden mutfağa gidersem “Ayaklarına yine mi çorap giymedin sen ha?” diyerek ayaklarıma terlik fırlatırdı. İşte böyle aksi bir kadındır Fahriye.

Yatak odasından çıkarak, aslında on metre ama yaşlı ayaklarıma upuzun gelen koridorun sonundaki mutfağa vardığımda,

“Tereyağı, ekmek, peynir, zeytin masada tıkın haydi. Daha bulaşıkları yıkayacaksın. Hayat müşterek, bugünkü görevin bu.” Dedi Fahriye. Hayatımın her günü böyle başlar işte: “ Bugünkü görevin bu, falanca yere git şunu al, kokuyorsun banyo yap, evi süpür…” Fahriye’nin bana buyurduğu hiçbir işi yapmak istemiyorum ama söyleyemiyorum da çünkü bir söz söyleyip bin ah işitmek istemiyorum. Karşı çıksam dırdırlanacak diye boyun eğiyorum.

“Tamam Fahriye” diyerek sandalyeye oturdum. Aklıma bu kadına vurgun olduğum günler gelince tüküresim geldi maziye. Gerçi görücü usulü evlenmiştik. Ah rahmetli anacağım, oğlunun başını nasıl yaktın bir bilsen… Toprağın bol olsun…

“Adam yesene be yemeğini. Yine nerelere dalıp gittin? Haydi on saat seni bekleyemeyeceğim burada. İşim gücüm var, misafir gelecek. Sana diyorum Nevzat Bey!” İşte klasik Fahriye konuşması. Fahriye ya bana her gün kızar ya da emir cümleleri kurardı.

“Tamam hayatım.” dedim arayı soğutmak için ama çenesi açıldı bir kere. Susmaz nemrut, susturabilene aşk olsun.
“Hayatım mı? Liseli aşıklar gibi ne o öyle? Sen akşam yine hangi diziyi izledin? Ah Nevzat ah, gençliğinde de böyleydin sen. Hayalci adam seni.” Ben ona gül vaat ediyorum ama o her defasında diken olmayı seçiyor.
“Tamam Fahriye. Özür dilerim.” dedim. Suçsuz olduğumu biliyordum ama ne gelir ki elden? Özür dile , alttan al, tam tamına kırk beş senem böyle geçti bu kadınla . Çok söylenmekten önce gözlerinin etrafına; sonra dudaklarının kenarlarına düştü çizgiler. Huysuz ve tatlı kadın demek isterdim ama sadece huysuz kısmı ona cuk oturduğu için tatlı sıfatını eklemeyeceğim.

Kahvaltımı ettikten sonra önce masadaki zeytin çekirdeklerini ve ekmek kırıklarını, bangonun üzerinde duran sarı bez ile sildim. Çöplerini tek avucuma alarak çöpe attım. Tereyağı sürdüğüm küçük bıçağı ve çatalı alarak lavabonun başına gittim. E bulaşıklar yıkanacak, bugünkü işkence görevimiz bu. Gerçekten işkence.

“İyi yıka bulaşıkları, ben biraz televizyon izleyip sen işini bitirince çikolatalı kek yapacağım. Misafirler gelmeden sende kıraathaneye mi gidersin, kuşlara yem atmaya mı gidersin, bul bir yer var git işte.” diye emretti Sultan Fahriye Hanım. Ne olur yani bulaşıkları kendi yıkasa.

“Tamam hanım.” Dediğimde o çoktan arkasını dönmüş, oturma odasına doğru gidiyordu. Yüzümdeki anlamsız ifadeyle bulaşık detarjanını süngere sıkarak önce dün akşamdan kalan tabakları güzelce yıkadım. Güzelce durulayıp, bulaşık sepetine koydum. Kaşıkları ve kayık şeklindeki mavi salata tabağını da iyice köpürttükten sonra duruladım. Bardakların içine süngeri sokup iyice bir çevirdim elimde. Köpüklerini temizleyip bulaşık sepetine koydum düzgünce. Eğer düzgünce koymazsam Fahriye Hanım başlardı “ Bir işi de doğru yap be adam!” diye söylenmeye. Hiç çekemeyeceğim onun o fırça atmalarını. Bunun için en iyisi bulaşık sepetine, yıkadığım bulaşıkları özenle yerleştirmek.

Son çatalı da yıkayıp bulaşık sepetinin diğer bölmesine koyarken Fahriye; “ Bitmedi mi daha? Ne uyuşuk herifsin be!” Hep bir bahane bulur zaten söylenmek için. Keşke benim kadar sakin biri olabilseydi. Bangoyu köpükten arındırdıktan sonra içeriye geçtim. “Bitti hanım.” Dedim.

“Tamam Nevzat Bey, haydi dışarıya çık ve akşamüstünden öncede gelme.” Dedi, daha doğrusu emretti. Zaten Fahriye’nin yaptığı şeyler genelde bu tarz şeylerdi. Hepsini numaralandırmıştım. Bu üçüncüydü. Birincisi dırdır etmek, ikincisi görev vermek, üçüncüsüyse emir vermekti. “Tamam Fahriye.” Diyerek onayladım ve kapının hemen yanındaki askılıktan ceketimi alıp giydikten sonra, cırcırlı ayakkabılarımı da kapının yanındaki sandalyeye oturup giydim ve cırcırlarını kapattım.

“Hadisene be adam amma uyuşuk herifsin.” Diye söylenmeye başladı bizim Deli Bekir. “Gidiyorum işte, hadi selametle.” Dedim.

“Selametle, sakın gelme bak akşamüstünden önce.” Sanki bunak biriymişim gibi tekrarlamasa olmaz. Çok merak ediyorum bu evde ben yokken kime fırça atıyor? Kesin duvarlarla konuşuyordur. Hafiçesırıttığım vakit “Ne gülüyorsun be adam, gitsene artık” diyerek söylendi. “Tamam.” Diyerek aralık olan kapıyı açtım ve asansörün gelmesini beklerken Fahriye çoktan kapıyı kapatmıştı. Türkü söyleyişi mutfaktan, buraya duyuluyordu. Türkü eşliğinde muhtemelen kek yapıyordu. Karga sesi tüm katı dolduruyordu. Üç kişilik asansöre binerek zemin kat yazan düğmeye bastım. Apartman kapısından çıktıktan sonra kendimi özgür hissetmeye başladım. Apartmanın karşısındaki Bakkal Nedim’e uğradım ilk başta. Gün uzun, Nedimle hoşbeş ederek değerlendireceğim günü.Bizim muşmulanın yanında oturmaktansa Nedimle oturmayı yeğlerim, çok iyi insandır.

“SelamünAleyküm” diyerek içeriye girdim.

“Aleyküm Selam Nevzat ağabey birkaç gündür uğramadın dükkana merak ettim doğrusu. Nasıl anlatayım muşmulayı ve görevlerini be sana Nedim, kimseyi dertlerimle üzemem. “Biraz kırgınlık vardı üzerimde ama şuan turp gibiyim şükür.” Dedim. “Geçmiş olsun Nevzat ağabey. Tavşan kanı çay içeriz o zaman ha?” İşte mutluluk böyle bir dosttan ibaret. “İçeriz saol.” Dememle hemen çırağını çağırarak iki çay söyledi. Sohbet öyle koyuydu ki kaç bardak çay içtiğimi bile hatırlayamıyorum. Laf lafı açtı, bizde konuştuk eskileri. Yeni gelen çaylarımızı yarılamışken Nedim,

“Sizin kız, Zehra daha gelmedi mi?” diye sordu. “Az kaldı yakında gelecek inşallah.” Dedim. Nasılda özledim kınalı kuzumu. Gelse de doya doya öpsem kızımı. Tabi, Fahriye Hanım kızı rahat bırakırsa… Evet, bana yaptıklarını kısmen de olsa ona da yapıyor. “Şunu giyme, bunu ütüle, babanın ilaçlarını getir…” tabi ona buyurduğu işleri daha basite indirgiyor ama kız sadece bundan kurtulmak için aylarca eve gelmez oldu. Anca altın günü yapsın o evde. Bana emir versin, dizi izlesin, beynini aksesuar olarak kafatasının içinde taşısın. Bunları onun yüzüne karşı söyleyebilir miyim? Hayır! Neden böyle içine kapanık bir adamım ki ben?

“Allah kavuştursun ağabey.” Dedi Nedim.

“Eyvallah kardeşim.” Diyerek kolumdaki saate baktım. Epey vakit geçirmişiz. Neredeyse akşam ezanı okunacak.

“Hanım evde yemeğe bekler beni Nedim, sağlıcakla kal” diyerek ayağa kalktım ve çay bardağını tezgahın üzerine koydum.
Eve gittiğimde Fahriye salonu topluyordu. Geldiğimi görünce

“Bak mutfakta kek, poğaça ve ıspanaklı börek var. Sen seversin git de ye biraz.” Diyerek elektrik süpürgesini çalıştırdı. Dediğini yapıp mutfağa gittim ve hazırladı şeylerden yedim. Hepsi nefis olmuştu, az kalsın parmaklarımı yiyecektim. Gençken de böyle marifetli bir kadındı. Börekler bitince elimi masadaki ıslak mendille silip çöpe attım. Ardından yatak odasına gittim gömleğimin düğmelerini yavaşça açmaya başladım.

Üzerimi çıkartıp, sabah katladığım pijamalarımı giydim. Ardından çıkardığım pantolonu kapının arkasına astım, gömleği ise tekrar katladım ve dolaba koydum. Ardından biraz şekerleme yapmak için kendimi yatağa attım. Battaniyeye sarıldım ve gözlerimi kapattım. Kızımı görmeyi dileyerek kapattım gözlerimi, Fahriyesiz, sadece kızımla yaşadığım bir ev hayal ettim…



BENZER KONULAR
YORUM YAZ

YAZARLAR