OLYMPOS YOLLARINDA… / Muzaffer Candaner

Antalya’dayız… Eylülün son günleri… Şairlerin mevsimi gelmiş bulunuyor.Yaz sezonu kapanmak üzere… Turistik yerlerde pek kimsecikler yok gibi.

Henüz tanışmayan Oğuz Bey ile Ebru Hanım;Beydağları Milli Parkı’nın Akdeniz’e kavuştuğu Çıralı sahilinden ayrı saatlerde ören yerinegirmişler…

Olympos’un antik yollarında karşılaştılar… Ebru Hanım, tarihin dar ve taşlı patikalarında ayak bileğinihafifçe burkmuştu… Oğuz Bey yardımcı oldu… Böylece tanıştılar.

Ellerindeki broşürlerden edinilen izahatlar eşliğinde gözlemler yapıldı… Oğuz Bey amatör hobisiyle fotoğraflar çekti… Yukarıya birlikte yürüdüler.

Çıkışta, Ebru Hanım’ın eski bir arkadaşı ile karşılaştılar. Nalan Hanım yoga eğitiminde imiş… Israr etti, beraberce kampa gittiler.Revirde, Ebru Hanım’ın ayak bileği bandajlandı…

Vücutlarını lastik gibi kullanabilen Yogi ve Yogini’lerin tabiriyle, kısaca:  “Yaşam gücünün kontrolü”  diyebileceğimiz eğitimlerinden bir seansı dikkat ve ilgi ile izlediler…  Ve çok hoşlarına giden ilahi bir davranış biçimini öğrendiler;  “Seni saygıyla selamlıyorum” anlamındaki:  NAMASTE.

Nalan Hanım’dan; baş hafif önde, avuç içlerinin kalp hizasında birleştirildiği durumda,  “Namaste”  sözcüğünün telaffuzuyla selamlaşarak ayrıldılar.

İki müzmin bekârın aralarında, şimdilik adını koyamadıkları  “birşeyler!”  oluşmaya başlamıştı… Bunları sözlerle belirtmediler ama birbirlerinden ayrılmak istemedikleri de aşikârdı…Oğuz Bey düşüncelerini:

-“Sizinle iyi birer arkadaş olabileceğimize inanıyorum”  şeklinde ifade edince; Ebru Hanım:

-“Ben de birlikteliğimizden memnunum… Sizin yanınızda kendimi rahat ve güvende hissediyorum… Kemer’e gideceğim… Şayet programınızda varsa beraberliğimizden mutluluk duyarım”  teklifi geldi.  Gözleri parlayan Oğuz Bey anında cevapladı:

-“Şu anda seyir defterime kaydedilmiştir… Rotamız Kemer’dir”

Kemer’e girdiklerinde kendilerini yorgun ve acıkmış hissettiler… Çevreyi kuşbakışı gören yüksekçe kule gibi bir lokantaya çıktılar… Masalarına henüz oturmuşlardı ki, Oğuz Bey’in teklifi üzere, garsonların şaşkın bakışları arasında bir seremoni ile tanışma töreni düzenlediler: Ayağa kalkıp karşılıklı durdular… Tokalaşıp, arkadaşça öpüştüler… Kendilerini takdim ettiler;

-“Oğuz Sancak, Deniz Güverte Albay”

-“Ebru İnce, Edebiyat Öğretmeni”

Yemeğe başladıklarında öğle vakti idi… Saatlerin nasıl geçtiğinin farkında olmadan sohbet ettiler… Arkadaşlıktan, dostluktan bahsettiler… Hafifçe aşka, sevdaya değindiler… Birbirlerini tanımaya çalıştılar.

“Hoş şeyler”  oluşmaya başlamıştı… Hani, gözler birleştiğinde yüreklerin fazlaca atması… Ellerin tesadüfü temasında içeride kıvılcımlar çakması gibi hoş şeyler.

Tatil bitti… İstanbul’a dönmeleri gerekiyordu… Telefon ile rezervasyon yapıp, akşam uçağına yetiştiler. Sessiz geçen seyahat sonrasında; önce Sabiha Gökçen Havalimanı’na, akabinde de servisle Moda’ya Ebru Öğretmenin evine ulaştılar.  “Görüşmek dilekleri” ve hüzünlü bir vedanın ardından, Oğuz Albay da Kalamış’a, evine yollandı.

Üç gün, her ikisi için de çok uzun geçti… NihayetOğuz Albay, Ebru Öğretmeni aradı… Görev yaptığı yere Heybeliada’ya davet etti.

Kadıköy İskelesi’nde buluştular… Liseli öğrenciler gibi heyecanlıydılar… Adalar Vapuru ve Heybeli’de romantizmin dorukları yaşanacaktı…

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*