Ölmeye Gitmek / Oya Özgür

 

Eski model sarı dolmuştan iner inmez ağacın dibine eğildi ve kusmaya başladı. Öne eğilince gri pardösüsünün de önü bacaklarından incecik ayak bileklerine doğru sarkmış , arkasından emprime siyah elbisesinin etekleri ortaya çıkmıştı. Karavel bembeyaz saçları solgun yaşlı yüzünü gizliyordu.  Dolmuştan onunla inen kasketli adam hafifçe omzuna dokunduğunda bir şeyim yok der gibi elini kaldırdı. Adam küçük çantasını yanına bıraktı, sanki bulaşıcı bir hastalığı var da ondan kaçması gerekiyormuş gibi koşarak geri döndü, dolmuş hareket etti. Cebinden mendilini çıkarıp ağzını sildi, ağzının içindeki kötü tada bir şey yapamadan, “Bulaşmaz” dedi içinden. “Sadece ölüyorum…”

Toprak yoldan gelip geçen yok. Aşağısı derin bir vadi. İğne çamı ile kaplı  dik yamacın altında, kayaların üzerinden yükselip küçük şelalelerle coşmaya çalışan, aslında kurumaya yüz tutmuş bir dere var. Yaz sonu. Yolda dereden kaynak almış küçük göletlere külotları ile atlayan suyla oynaşan,  güneşten kararmış  köy çocuklarını izlemişti. Su çocukları hep neşelendiriyor.  Coşkulu, yer yer kontrolsüz, yer yer sakin, ama hep huzurlu. Onlardan biri sanki su; doğanın çocukluğu. Ve yaz sonu. Can çekişen, baharı özlemekten kurumuş, buruşuk yaşlılık, susuz dere yatakları…

Asma köprünün eşiğinde duraksıyor. Yüksekten korkar. Merdiven kenarlarında korkuluk olmadığında bile duvara dayanarak yukarı çıkar. Yüksek katlardan aşağı bakamaz, bakmaya yeltense dizleri titrer. Sallanan köprüden geçerken hayretle artık titremediğini fark ediyor.

Hıdrellez oldu mu ailesi ile buralara gelirler, dere yatağından taşlar toplar, dilekler diler, geçen yılın dilekleri olmuşsa, saklanan taşları, törenle, suya bırakırlardı. Annesinin ona yaptığı bir keseye dilek taşlarını doldurmuştu bir keresinde o da. Özenle seçtiği, dilediğinde beş taş oynamak için çıkardığı beş tane taş, beş dilek. Taşlara ne olduğunu düşündü. Onlardan, dereye verdiği sözü tutmaktan ne zaman vazgeçmişti?

Koruluğun önünden geçerken önünde, lastikleri salıverdiğinden bileğinde yığılmış çorapları, kısa pantolonu ile yedi yaşlarında, sümüklü bir oğlan çocuğu koşuyor. Bu yol ikisinin yolu. Ne zaman burada yürüse, oğlan, peşinden geldiğine güveni tam, önünden koşup arada çalılıkların arasına gizleniyor, sonra aniden karşısına çıkıyor. Neşesini görüyor. Hep neşeliydi. Hiçbir zaman işitemeyeceği ağlamalarına hiç izin vermedi. O gün ona doğru koşarken ters yönden gelen at arabasının da sessizce gelmediğini biliyor. Kendi boğazından çıkan garip sesi, atın koşumlarını son anda çeken sürücünün sesini, arabanın gıcırtıyla duruşunu, sanki ilk kez bir ses duyduğunu anımsıyor. At arabası  geçmişte bir yerde hapsolup kalıyor, gelmiyor… Oğlu hep çocuk, neşeli, koşuyor…

Tam o sırada  karşısında  artık ayan beyan görünen evin bahçe duvarının hemen dışında, tombul, simsiyah, iri gagalı bir  karganın topraktan bir solucan kapıp havalandığını görür gibi oluyor. İçinden “Değildir,” diyor. Sonra da eğer öyleyse de ona “Değildir Karga” diye isim takmayı düşünüyor.  Her ürktüğünde aklına gelen saçmalıklardan biri bu, isimler takmak. Kendi saçlarını okşamak gibi kendini bunlarla yatıştırıyor.

Bakımsız, sapsarı yabani otlarla kaplı bahçeyi geçip kapıya vardığında çantasından yıllardır kullanmadığı anahtarı bulup çıkarıyor.  İçeride ilk iş, evden önce, ahşap, boyaları yer yer dökülmüş, yeşil pencere pervazlarının sanki bir tablo çerçevesi gibi sınırladığı bahçeye bakıyor perdeyi aralayıp. Karga yok.  “Değildir Karga” gitmiş. Onun yerine, oturma yerine minder sıkıştırılmış kalın urganlarla yapılmış salıncaktan geriye kalan yıpranmış ipler, çamın altında,  tablonun merkezinde bir ileri bir geri sallanıp duruyor.

Güneş hafif hafif soluyor. Çok yorgun. Odadaki nadir eşyalardan biri olan divanı bırakıp arka odaya annesinden kalan kanaviçe başlıklı yorganın altına, yatağa geçiyor. Bu vakitte uyursa olmadık bir saatte uyanacağını biliyor ama uykuya dur diyemiyor.

Tahmin ettiği gibi gecenin yarısında gözleri, zihni açılıveriyor. Yıllar önce  kaçar gibi gittiği, hem iş yeri hem evi olan hastaneden bu kez tam tersi yöne, eve kaçışını düşünüyor. O uzun, zahmetli ve boşuna tedavileri istemedi.

Eski, uzun uykusuz gecelerde pencereden vuran ay ışığında, kireç boyalı duvardaki sıva izleri ile kurduğu hayalleri anımsamaya çalışıyor. O gecelerde her seferinde bir gün önce kafasında yer eden izleri tekrar arayıp bulduğuna nasıl sevindiğini anımsıyor. Tavandaki tanıdık kabartıları arayıp buluyor.  Göğsünde bir ağırlıkla, bulantı ile uyandığında onu rahatlatan bu oyundan medet umuyor. Bu eski bir fotoğraf albümüne bakmak gibi. Fotoğraflardaki sessizliği, diğer insanlarla arasındaki tüm farkları yok eden, onu da diğerlerinden biri gibi gösteren fotoğrafları belki de hep bu yüzden sevdi. Hep onunla kalan, peşini bırakmayan sessizliği düşünüyor.

Sabahın ilk ışıkları ile eski bir çocuk battaniyesinden şalını sırtına atıp dışarıya çıkıyor. Kusmamak için kendini zorlarken derin derin sabahı soluyor. Koruluğa doğru kocaman ağaç dalları ile kapanmış gökyüzüne, maviye,  tozlu yeşile, yerlerdeki küçük kuru çiçeklere bakıyor. Bir keresinde babasına renklerin bir sesi olup olmadığını sormuştu da  “Hepsi bu” demişti babası “Hepsi bu, kimse senden daha çok şey duymuyor…”

Bir bacağı,  kuru dallarla yaşlılık lekelerinin üzerinden çizilmiş,  kanıyor. Artık   hiçbir yeri acımasın istiyor. On üç yaşındayken, tüm çocukluğunu dağa kaldırdıkları o günden beri hep bir yerleri ağrıyor.  Bir yolunu bulup kaçıp döndüğünde, başı babasının göğsünde asla evlenmeyi istemediğini aklından geçiriyor. Babası her zamanki gibi işitiyor. Hep işitti.  Adamlar hapis yatıyor. O  yine kendisinin duyamadığı bağırtılar ile doğuruyor.

Sanki kötü anıları silmek ister gibi oyuncu oğlan önünden seğirtiyor. Tam ona sarılacakken yine koşup saklanıyor.

Öğleye doğru köylüler koruluktaki  cesedi bulduğunda, yüzünde huzurlu bir gülümseme görüyorlar. Sağır dilsiz diye bilinen yaşlı, kimsesiz kadın, eski bir çocuk mezarının yanında ölü bulundu diye yazıyor yerel bir gazetede. Mezarın yanı başındaki siyah kuş tüylerini kimseler fark etmiyor.

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.