Sevda / Arzu Durukan


Minik bir bebek yürümeye başlamadan önce taytay durup adım atmaya çalışırken bir anda kendisini bırakır ve poposunun üzerine oturur. Büyükler “Önünde büyük uçurumlar var, onun için cesaret edemiyor.” derler. İşte korkularımız öylece başlar ve sürer gider ömür boyu. Bir önceki kuşağın yaptığı enfes, emekli ve lezzetli yemekleri denemeyiz bile beceremem korkusuyla.

Kadın gece sokağa yalnız başına çıkamaz en iyi ihtimalle, laf yeme korkusuyla. Erkek, bu kadar sorumluluktan yoruldum, çalışmaya ara veriyorum, bir yıl çalışmayacağım diyemez, kötü aile babası olarak yaftalanmaktan korktuğu için. Çocuk, sokakta gece yarısına kadar oynamak ister, eve girmek istemez ama oynayamaz, babasından dayak yemekten korktuğu için. Genç, “Sınava girmeyeceğim. Üniversitede okumak değil, marangoz olmak istiyorum; hayalim ahşapla uğraşmak.” diyemez ailesini çevreye karşı mahcup etmekten korktuğu için.

Polisten korktuğumuz için protesto yürüyüşüne katılmayız, sosyal medyada bilmem kaç harfle müthiş laflar edebiliriz aslında ama “Hükümet aleyhinde yazanlar tespit ediliyormuş.” denildiği için korkarız, 3 kelime bile yazamayız. Telefonlar dinleniyormuş diye duyduğumuz için dostumuzla iki laf edemeyiz. Patron işten atar diye kendi haklarımızı isteyemeyiz, greve gitmekten korkarız ya lokavt ilan ederlerse diye.

Hayatımızı yönetirken bize yön veren hayallerimiz mi, korkularımız mı? Hayallerimize giden yollardan korkularımız yüzünden geri dönmez miyiz? O yolda başımıza gelebilecekler korku filmlerinin en heyecanlı sahneleri kadar ürkütücü görünür gözümüze ve vazgeçip geri döneriz çoğunlukla. Gideceğimiz hedefe ulaşmak için kaybedeceklerimizin vazgeçilmez olması, hayallerimizden uzaklaştırır çoğunlukla. Ne hikmetse hep de haklı çıkarırız kendimizi son kararımızda.

Sevda da korkularına yenilenlerden. Sanki sonsuza kadar Sevda’nın arkasında kalacaklardı ve onların küçük kızı olarak mutlu yaşamaya devam edecekti. Tabii ki yıkıldı güvenle yaslandığı duvarları. Sırılsıklam, çaresiz, yapayalnız hissediyordu. Artık hiç kimsenin çocuğu olmadığını, bir daha da olamayacağını bilmek burkuyordu yüreğini. Annesini, babasını kaybetme ihtimali hiç aklına gelmemiş yaşarlarken. Oysa her sevdiği insanı, çocuğunu, işini, dostlarını kaybetmekten hep korktu. Gök gürültüsünden, depremden, tecavüze uğramaktan, aldatılmaktan, yalnız kalmaktan da korkardı. Hatta nelerden korkarım diye düşündüğünde aklına gelenlerin çokluğundan da korkardı.

Çok istediği, kariyeri için müthiş bir adım olacağını düşündüğü bir başka işyerine transfer olma fırsatı çıktığında ya orada kendimi kanıtlayamazsam ve insanlarla iletişim kuramayıp kendimi kabul ettiremezsem diye korkmuş ve bir şekilde gidememişti. Kaçırdığı bu fırsatı anlatırken başkalarına, “Koşullar uygun değildi, vazgeçtim.” diye anlattı, önce çevresini sonra kendisini kandırarak.

Sıkıldığı şehri bırakıp sakin, sessiz, trafiksiz bir sahil kasabasına gitmek ise son zamanlardaki hayaliydi. Geride bırakmak koca şehri, kalabalığı, bütün yaşanmışları, bıktıklarını, artık sevmediğini fark ettiği insanları, güvenmediklerini. Nasıl güzel bir temizlik olurdu. Hayali güzel ama yaşadığı şehirde sahip olduğu lüksü kaybedince mutsuz olursa ve bütün düzeni bozduğu için pişman olursa korkusu yüzünden hiçbir yere kıpırdayamadı.

Sadece çöpü kapıya bırakmak için açmış evin kapısını geçen akşam. Üst kata çıkmakta olan hırsız kendisini gördüğü için korkup paniğe kapılmış ve elindeki silahı doğrultup tek el sıkmış hiç acımadan. Keşke hiç korkmasaymış Sevda ve gitseymiş buralardan.

4 Yorum Sevda / Arzu Durukan

  1. Sevda ne kadar gerçek bir kişilik…Her okuyan benim gibi kendisinden pek çok şey bulacaktır…Kalemine sağlık yavrum…

  2. Maalesef hepimizin yaşadıkları hissettikleri şeyler bunlar Arzu.. Hayallerimize engeldir endişeler ve bir frendir korkular… Güzel ve gerçek.. Tebrikler..

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*