Nil Günal Söyleşisi / Süleyman Yakutlu

“ÇALSIN SAZLAR”, “UZUN YOL” VE “DABBE / ZEHR-İ CİN” FİLMLERİNDE ROL ALAN TANINMIŞ OYUNCU NİL GÜNAL İLE EDEBİYAT, SİNEMA VE TİYATRO ÜZERİNE KEYİFLİ BİR SOHBET GERÇEKLEŞTİRDİK

 n10

 

MASADA İÇECEKLERİMİZİ YUDUMLARKEN EDEBİYATIN OLMAZSA OLMAZLARINDAN, ÖLÜMSÜZ ŞAİRLERDEN AÇILIYOR KONU

Işınlanmak istiyorum, görünmeyeyim, onların ortamı bozulmasın, ama onların sofralarında olayım. Ben Orhan Veli’ciyim mesela. Çok seviyorum Garip Akımı’nı. Tabii ki Oktay Rıfat, Melih Cevdet Anday da var ama Orhan Veli bambaşka bir şey. Bu adamlar ne konuşuyor? Günlük yaşantıları nasıl? Kavgaları, kırgınlıkları, özlemleri neler? Nazım Hikmet mesela  inanılmaz bir ileri görüş ve cesaret örneği gösteriyor. Eserlerinde bunu elbette görüyoruz. Ancak bu insan nasıl yaşar? Ne yer, ne içer? Nelerden beslenir? Ben daha çok bir şiirin, bir yazının  perde arkasıyla ilgileniyorum. Orhan Veli’nin diş fırçasına sarılı kâğıtları varmış mesela, her yere, bulduğu her kâğıt parçasına notlar yazarmış. Bunun gibi birçok örnek var aslında, bilmeyi çok isterim.

Çocukluğumda babamla geçirdiğimiz günlere bakıyorum, Şiiri çok seven bir ailede yetiştim. Babam ‘Han Duvarları dahil birçok şiiri ezbere bilirdi. Benim ezberimde o kadar şiir yok mesela. Masamızda şiir konuşulurdu mutlaka. Babam, şairlerin şiirleri ve hayatları hakkında yorum yapardı. Üstelik çok da güzel şiir okurdu. Her toplantıda muhakkak birkaç şiir okuması istenirdi. Oysa şimdi ben de dâhil hiçbirimiz arkadaş ya da aile toplantılarımızda şiir okumuyoruz.

Bu üzücü tabii.

n8

Dünya Edebiyatı ile aran nasıl? Klasikleri okur musun mesela?

Yıllar önce okuduğum dünya klasiklerini geri dönüp tekrar okuyorum, Dostoyevski’lere kadar… 20 sene sonra bambaşka algılıyorsun hayatı, dünyayı bambaşka görüyorsun. Çok enteresan, Konservatuvarda bize verdikleri eğitimde çoğunlukla Rus ekolüne ağırlık verdiler. O yüzden kendimi Rus Edebiyatı’na biraz daha yakın hissediyorum, bizim kültürümüze yabancı gelmiyor. Ancak tabii ki Amerikan Edebiyatından da Fransız Edebiyatından da çok etkileniyorum ve takip etmeye çalışıyorum. Hayat o kadar kısa ki… O kadar çok kitap var ve ben yetişemiyorum diye o kadar çok endişe ediyorum ki! Yeni gelenler de var, bir sürü yeni çıkan kitap… Bir şeyleri yakalamaya çalışıyorum işim icabı. Elbette seçmek istiyorum, her şeyi okumak istemiyorum, bilgiyi ve keyfi süzmek istiyorum.

Peki Nil sen yazıyor musun?

Yazıyorum. Yazıyorum derken, tabii kendi çapımda bir şeyler yazıyorum. Herhalde mesleğin vermiş olduğu bir durum. Ben hem tiyatro oyunlarıyla ilgileniyorum hem de ara ara sahnecikler yazıyorum. Oyun demiyorum henüz. Çünkü ben de onlar da pişmemiz gereken sürenin dolmasını bekliyoruz. E bu süre dolarken de küçük denemeler, alıştırmalar yapıyorum elbet. Ben büyüdükçe onlar da gelişecek, güzel bir şeye evirilecek galiba. Yani umarım.

n2

“Uzun Yol” teklifi nasıl geldi? Kabul sürecinden, çekim aşamasından biraz bahseder misin?

“Küçük Mutluluklar” idi ilk adı, sonradan ismi Türkiye’de “Uzun Yol” diye değiştirildi. Menajerim Rezzan bana “Sen festival filmlerini seviyorsun, İngiltere’den bir yönetmen geldi, senaryoya bir bak bakalım, belki sen seversin. Bir kadın projesi.” dedi. Senaryoyu hemen okudum ve dedim ki “Gülten, benim” Orada birçok oyuncu arkadaş vardı “ Vallahi çok özür dilerim ama bu rol benim. “ dedim.

 

GÜLTEN KARAKTERİ

Hikaye, Türkiye’de kadın olmanın nasıl bir şey olduğunu, bir 3. sayfa haberinden yola çıkarak anlatıyordu başta. Gülten’in kaçtığı kocasıyla, ailesiyle ve çevresiyle yaşadığı olaylar sıralanıyordu. Çok riskli ve klişe bir konu olduğundan, senaryosunun ajitasyona müsaitliğinden dolayı yönetmenle konuşmaya ihtiyacım vardı.

Nihat Seven’in çok farklı bir bakış açısı var. İngiltere’de yıllarca yaşamış ve oranın kültürüne alışmış bir yönetmenle çalışmak farklı bir deneyim olacaktı benim için.  Sonra, evet bu denemeye değer bir iş, dedim. Nitekim çalışma sırasında böyle olduğunu da gördüm. Nihat, Türk cast direktörlerinin bütün itirazlarına rağmen, Gülten’in eşi olan kamyon şoförü Faris rolüne sarışın renkli gözlü bir oyuncu seçti (Hakan Yufkacıgil) Hakikaten Hakan, uzun yol kamyon şoförü karakterini çok başarılı bir şekilde çıkarttı, hiçbirimiz de bunu yadırgamadık. Gülten karakteri için de hayatta her zaman bir adım geride duruyor imajı veren tipler önerilmiş. Oysa Gülten böyle bir kadın değil. Nihat ile karakteri uzun uzun konuştuk. Bana Gülten için, “Asla kaderci bir kadın istemiyorum, tam tersine savaşçı bir kadın istiyorum.” dedi. Ben bu rolü direnişçi ve devrimci karakterleri düşünerek çıkarttım. Çünkü aslında her kadın bir devrimcidir bana göre.

 

Bir film çeksen karakteri kim olurdu?

Mesela “Fikriye Hanım”ı isterdim. Atatürk’ü Fikriye Hanım cephesinden görmek isterdim.

 

Rollerinin içinde en sevdiğin karakter hangisiydi?

Nazım Hikmet’in “Mavi Gözlü Dev” Samiye Hanımı oynamak enteresan bir deneyimdi. Samiye Hanımı seviyorum. Nazım Hikmet’in kıyısından köşesinden, onun hayatında oynamak benim için önemli bir şeydi. Ayıramam ama Nurgül ayrı bir şeydi, Feride ayrı bir şeydi, Safiye’yi çok seviyorum Çalsın Sazlar’daki.

n5

“Çalsın Sazlar” Filminden bahsedelim mi?

Nesli Çölgeçen gibi bir ustayla çalıştığım için kendimi bu anlamda çok şanslı hissediyorum. Nesli Hoca çok güzel bir senaryo yazmış. Bence son dönemin en iyi senaryolarından biri. İki arkadaş arasında kalan bir kadının hikayesi. 60’lı yılların fasıl restoranlarından birinde geçiyor olaylar ve ben şarkıcıyı oynuyorum, ayyaş bir kadın. İlk başta çok korktum çünkü deliyi ve ayyaşı oynamak risklidir. Nesli Çölgeçen ile çalışmak gibi bir avantajım vardı, o yüzden tereddütsüz gittim. Nesli Hoca’nın o sakinliği, güler yüzlü otoritesi çok keyifliydi. Çok eğlenceli bir film. Herkesin izlemesini tavsiye ederim.

Takip ettiğiniz güncel sanatçılar kimler?

Özellikle tiyatro alanında Özen Yula’nın çağdaş bir ozan olduğunu düşünüyorum. Oyun yazarı kendisi. Beni bugünden hem geçmişe, hem geleceğe bir anda oradan oraya savuran bir yazar. Çok derin. Biliyorum ki seneler sonra Özen Yula diye biri konuşulacak. Şebnem Ferah da öyle, Şebnem, bence çağdaş bir ozan. Kadının felsefesi, derinliği var; sözleri çok farklı. Uğur Çakı, heykeltıraş, seneler sonra çok konuşulacak. Hayatımıza müzik, tiyatro, sinema, edebiyat daha çok girdiği için heykel biraz uzak kalıyor. Aslında neler neler var.

 

Edebiyat ve sanatın senin gözündeki yerini sorarak sohbetimizi sonlandıralım.

Edebiyat, oyunculuğun “olmazsa olmaz”ı. Ben babam vasıtasıyla okumayı, şiiri, edebiyatı tanıdım. Babam oturdu mu resmen bir kitabı bitirirdi. Bunun dışında tiyatro, edebiyatın önemli bir koludur da. Oyuncu olmak isteyen, tiyatro ve sinema ile uğraşmak isteyen herkesin edebiyatı çok iyi öğrenmesi, sürekli olarak okuması gerekir. Bu bir seçim değil şart olmalıdır bana göre.

Edebiyat, sanat, öyle derinlikli ki! “Benim gözümdeki yeri” kimse için çok önemli olmayabilir hatta sanat için de çok önemli olmayabilir. İnanın sanata değer vermezseniz, sanat size küsmez, yok da olmaz, değerinden bir şey de kaybetmez. Asıl ben sanatın gözünde nerede olacağım, işte hayatımı bunun üzerine kurmaya çalışıyorum.
n1

Yüksek enerjisi, güzel ve içten sohbeti ve misafirperverliği için NİL GÜNAL’a sonsuz teşekkürler…

Fotoğraflar: Bora Elber

3 Yorum Nil Günal Söyleşisi / Süleyman Yakutlu

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.