Ne Çok Tesadüf…. / Neslihan Tamyaman

Genç kızlığımda lise çağlarımda falan kendi aramızda oynadığımız bir oyun vardı kızlarla. Belki oyun da denemez de, fal gibi bir şey işte. Olur olmaz bir zamanda saate bakar, eğer saatle dakika aynıysa “sevdiğim beni düşünüyor” derdik.

Çok çocukça der, güler geçerdin eminim sana bunu anlatsam… Haksızsın da diyemezdim ben doğrusu. Saçma çünkü.

Şimdi durduk yere bu aklıma nereden geldi biliyor musun? Bugün akşam üstünden beri akıllı telefonumu ne zaman elime alıp göz ucuyla saatine baksam hep saatle dakika aynı denk geldi.

20:20

22:22

01:01

Evet çok geç oldu, şu anda saat 02:08 ve ben şu andan önce son saate baktığımda 02:02 yi göstermişti.

İşte beni genç kızlık anılarıma götüren tam da bu tesadüftü. Elbette bir anlam yüklüyor değilim, beni düşündüğün hayaline falan da kapılıyor değilim…

 Her şeyden önce sevdiğim değilsin… Yani elbette seviyorum da bahsedilen aşk, ben sana âşık değilim. Bir ara olacak gibi olmuştum, yalan yok; ama -neyse ki- hiç olmadım.

Ne diyordum? Hah Beni düşündüğün hayaline falan kapılıyor değilim… Düşündüğün anlar oldu biliyorum, sen de inkâr etmezsin zaten; o kadar sığ bir adam olmadın hiç. Ama biliyorum ki epeydir senin için bir şey ifade etmiyorum. Başlarda bu gerçeği kabul etmek çok zor geldi itiraf etmeliyim ki. Çok öfkelendim, çok hırslandım, canını yakmak istedim, kendi canımı yakmak istedim.

 Ama biliyor musun en çok ne istedim? Tahmin edebileceğini zannetmiyorum.

En çok ağlamak istedim, ağlayabilmek.

Elbette ağlamadım, ya da dürüst olmak gerekirse ağlayamadım. Gözyaşları içindeki zehiri akıtır derdi annem ben çocukken…. Haklıydı bence… Ağlayamamak içimdeki öfkeyi iyice kesif koyu sevimsiz bir zift haline getirip yüreğimin dip köşesine sıvadı bir güzel. Korkarım sırf bu yüzden sana olan öfkem hiç dinmeyecek. Baştan beri biliyorduk elbette biteceğini, bizimki zaten yürümeyecek bir ilişkiydi. Aslında ilişki demek de anlamsız. Ne idüğü belirsiz bir saçmalıktı işte… Bitti gitti olan bu kadar basit aslında. Seni kaybetmeyi istemiyordum, hayatımda kal istiyordum. Ta ki seni kaybetmemin imkânsızlığını anlayana kadar böyle düşündüm. Seni kaybetmem imkânsızdı çünkü seni hiç kazanmamıştım.

Bir şey hiçbir zaman senin olmadıysa, O şeyi kaybetmen de asla olası değildir.

“Sen benim hiçbir şeyimsin” diyor ya şair. Tam da o hesap işte. Usul usul kendini hayatımdan çekip almana biraz şaşırmıyor da değilim hani. Yok, özgüven fazlası falan değil bu. Benden nasıl uzaklaşır egosu falan değil. Senin daha açık sözlü olacağını düşünmüş olmak. Kaçak dövüşen, sağ gösterip sol vuran adamlardan olmadığını zannederdim. Öfkemin birazı da buna belki. Bana yaşattığın hayal kırıklığı. Senin dürüstçe ben artık gidiyorum diyebilecek bir adam olduğunu düşünmüşüm. Saflık belki. Neyse ne, dedim ya bitti gitti işte. Elbette sileceğim bendeki seni. Buna şüphe yok… Neler, kimler siliniyor insan hayatından, sen mi baki kalacaksın… Kalmazsın… Ama ha dedin mi hop diye olmuyor… Böyle olur olmaz, saçma sapan tesadüflerle -saat örneği gibi- bir süre oyalayacaksın beynimi. Açık olup “ben gidiyorum” diyebilseydin saygımı kaybetmeden giderdin… Böyle “ben ufaktan uzuyorum” tarzı mevcut saygımı yok ediyor.. Yakıştıramıyorum sana, âşık değildim tamam ama sende beni çeken bir şeyler hep oldu… O şeylerin ne olduğunu ince ince düşünüp irdelesem bir bilanço çıkarırım şüphesiz… Ama bununla uğraşacak enerjim yok inan.

Uzun lafın kısası, demem odur ki seviyordum ben hayatımdaki varlığını. Alışkanlık demek çok mümkün.  Alışmak çok enteresan bir şey. Bir nevi bağımlılık işte, hani sigaranın kanser yapma ihtimalini bile bile içmeye devam ederler ya, bağımlıdırlar çünkü vazgeçemezler. İşte ben de benzer şeyler hissediyorum şimdilerde. Sinirliyim, gerginim, üzgünüm… Bir sürü şey işte. Uzun uzun, detay detay düşünmeye gerek yok aslında. Varlığın bağımlılık yapmış bana ve şimdi yokluğuna alışmaya çalışıyorum. Kolay olmuyor, sana elimden geldiğince çok da kolaymış gibi yansıtmaya uğraştığıma bakma kendi içimde bir sürü fırtınayla boğuşuyorum.

Zaman zaman canım yanıyor

zaman zaman kendime çok öfkeleniyorum

zaman zaman bir şekilde seni alıp karşıma bağırıp çağırıp tokatlamak istiyorum.

Sonra derin derin nefes alıyorum ve kendime geliyorum.

Eskilerde bir şarkı vardı bilir misin? “Alışmak sevmekten daha zor geliyor” diye. Fark ediyorum ki gerçekten öyleymiş. Elbette her alışkanlıktan kurtulunabildiği gibi sen alışkanlığından da kurtulacağım ben. Bir hayli kurtuldum bile hatta. Önünde sonunda biteceksin bende. Her şey geride kalır…. Geride kalmana çok az zaman kaldı…

Şimdi yatıp dinlenme zamanı, biraz uyumak iyi gelecek bana…

Saate ilişti gözüm 03:03

Ne çok tesadüf oluyor şu dünyada…

Fotoğraf: Neslihan Tamyaman

1 Yorum Ne Çok Tesadüf…. / Neslihan Tamyaman

  1. Bir çok insanın buna benzer duygular ile kavruldugu gerçeğini ne de güzel dile getirmişsin. Yüreğine, kalemine sağlık Neslihan. Sevgiler…

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*