Müziğin Yaşamımızdaki Yeri / Süleyman Yakutlu

Geçen sayımızda “AİLE FERTLERİ VE TOPLUMUN BAKIŞI” konusuna değinmiştik. Bu sayımızda da müziğin oluşumundan, oluşturulmasından ve yaşamımızdaki yerinden bahsedelim.

Müziğin oluşumuna dair kesin olarak bilimsel veriler bulunmamaktadır. Çeşitli rivayetler günümüze kadar gelmiş olsa da bununla ilgili kesin veri ne yazık ki yoktur. Bildiğimiz bir şey varsa; müzik, insanoğlunun varoluşuyla birlikte oluşmaya başlamıştır. İlk insanlar, konuşmayı öğrenmeden önce bir takım ritmik hareket ve seslerle iletişim kurmaya çalışmışlardır. Doğada algıladıkları sesleri taklit ederek, taş ve demirleri birbirine vurarak müziğin ilk adımlarını atmışlardır diyebiliriz.

Müzik oluşturulması, insanın müziksel eylemlerinin bir parçası ya da temelidir denilebilir. Müziğin oluşumu genelde; besteleme, yorumlama ve doğaçlama şeklinde olmak üzere üç ayrı süreçte gerçekleştirilir.

sü2

Besteleme süreci, sesleri belli bir yöntemle art arda ya da üst üste olmak üzere bir araya getirip işleyerek yeni ve özgün bir bütün oluşturmadır. Uyarlama, düzenleme, çeşitleme, korolama, orkestralama birer beste biçimidir. Uyarlama, belli bir ortam için yazılmış bir müzik eserini başka bir ortama aktarmadır. Düzenleme, belli bir ses veya müzik topluluğu için oluşturulmuş bir eseri, başka bir ses ve müzik topluluğu için değiştirmektir. Çeşitleme, müziksel örgüyü armoni yönünden değişikliğe uğratarak üzerinden geçmektir. Korolama, koroyu oluşturan ses partileri arasında bölüştürmeye denir. Orkestralama, bir müzik eserinin çalgılar arasında bölüştürülmesidir. Yorumlama, bir müzik eserini en uygun biçimde, gerekli özen, titizlik, hassasiyet ve duyarlılıkla seslendirme biçimidir. Doğaçlama, gidişatı önceden belirlenmemiş bir müziği o anda seslendirerek biçimlendirme ya da biçimlendirerek seslendirmedir. Besteleme, yorumlama, doğaçlama arasındaki fark anlaşılacağı üzere besteleme daha çok yaratmayı; yorumlama daha çok müzik yapmayı; doğaçlama ise hem yaratmayı, hem de müzik yapmayı vurgular.

Müziğin oluşumu ve süreci hakkında az çok bilgi sahibi olduğumuza göre, biraz da müziğin yaşamımızdaki yerinden bahsedelim. Müzik için, hayatımızın her evresinde yer alan ve onsuz olunamayan bir olgudur diyebiliriz. Bebeklik döneminde anne kucağında ninnilerle, çocukluk dönemlerinde ise  tekerleme ve müzikli oyunlarla sokaklarda koştururken tanışırız müzikle. Gençlik dönemimizde ise türkü, şarkı, marş gibi çeşitli müzik türlerini tanımaya başlarız. Yetişkinlik dönemimize geldiğimizde hayatımızın önemli bir bölümü müzikle geçer. Yetişkinlik yıllarında çok çeşitli, çok yönlü ve kapsamlı bir müzik ortamı içerisinde yaşamaya başlarız. Müzik dinleme, oynama, sevdiği grupları ya da müzisyenleri takip etme gibi iç güdüsel olarak bir takım davranışlar kazanırız. Hatta bazı müzik türlerini beğenmeme, yerme, yüceltme gibi müzik davranışları ediniriz. Müzikle uyuma, müzikle dans etme, müzikle oynama, müzikle eğlenme, müzikle ağlama, müzikle çalışma, müzikle öğrenme ve duygularımızı müzikle ifade etme gibi davranışlarımız gelişir.

Ayrıca müzik akıl, vücut ve ruh arasında bir denge oluşturmaktadır. Yapılan birçok çalışmada, ses ve müziğin ağrı duygusu üzerinde olumlu değişikliklere yol açtığı görülmüştür. Yapılan araştırmalar sonucunda müziğin yoğun bakım hastalarının ağrı şiddetinin azalmasında etkili bir yöntem olduğu ortaya çıkmıştır. Müziğin hem beynimizi hem de diğer organlarımızı etkilediği kabul edilmektedir. Tıpkı beyin gibi insanın kalbi de ses ve müziğe son derece duyarlıdır. Selçuklu ve Osmanlılarda müzikle tedavi yöntemi uygulandığı görülmektedir. İbn-i Sinâ, Râzi, Farâbi gibi Türk bilginlerinin öncülüğünü yaptığı müzikle terapi, günümüz modern tıbbına da ışık tutmuştur.

Evliya Çelebi’ye göre “Müziğin insan ruhu üzerindeki olumlu etkisi konusunda yeteri bilgi ve deneyime sahip darüşşifanın hekimbaşısı, hastalarına önce çeşitli müzik makamları dinletiyor, kalp atışlarının hızlanıp yavaşlamasına bakıyor, yararlandıkları uygun melodiyi belirliyor, şikayetleri ve benzer hastalıkları bir araya getiriyor, darüşşifanın müzik ekibine haftanın belirli günlerine konserler tertipletiyordu. Evliya Çelebi, zihni açma, hafıza ve hatırları güçlendirmede İsfehan; aşırı hareketli, heyecanlı hastaları sakinleştirmede Rehavi; sıkıntılı, karamsar durgun ve neşesiz hastalara da Kuçi makamının iyi geldiğini Seyahatnamesi’nde belirtmiştir. Ses ve müzikle tedavi, günümüzde de modern tıbbın başvurduğu tedavi yöntemleri arasına girmiştir. Yapılan araştırmalar ses ve müzik tedavisinin sağlığın her alanında kullanılabilen, ağrısız, güvenli, yan etkisi olmayan bir tedavi yöntemi olduğunu ortaya koymuştur.

Yani kısacası müziğin hayatımızda önemli bir yeri vardır.Beşikte, evde, sokakta, trafikte, tiyatroda, konser salonlarında, tören ve etkinliklerde müzik bizi kucaklar, sarar ve etkiler. Fark edemesek bile yaşamımızın vazgeçilmez bir parçası ve doğal bir unsuru halindedir.

Bir sonraki sayımızda görüşmek üzere kendinize iyi bakın. Yeni yılda en güzel başlangıçlar ve tüm güzellikler sizinle olsun. Şartlar ve durumlar ne olursa olsun, hatta imkansız bile görünse, düşlediklerinizi asla denemekten vazgeçmeyin, kendi yolunuzu seçin ve ilerleyin. En kötü yolunuz çıkmaz sokaktır ki geri dönüp tekrar denemekten korkmayın. Karamsarlığa kapılsanız bile devam edin, bir gün hiç ummadığınız anda herkesin yolu size çıkar. Yeter ki yol göstericiniz aklınız olsun. Kendimden…

Kaynaklar

  1. Covington H, Crosby C. Music Therapy as a Nursing Intervention. J

           Psychosoc Nurs Ment Health Serv 1997

  1. Covington H. Therapeutic music for patients with psychiatric disorders.

      Holist Nurs Pract 2001

  1. Ali UÇAN, Müzik Eğitimi, Ankara, Kurtuluş Matbaası, 1994,
  2. http://www.lovethispic.com/image/13250/music-is-my-life

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.