Miray / İsa Balcı

Şehirde keşfe çıkan gözleriyle
                                                                            ne kaybettilerse buldukları yerde arayan çocuklar.

Yeni doğmuştu. Ruhu o kadar inceydi ki bakıldığında öte tarafı, cenneti görebilirdiniz. O da sadece çocukluğunu cennete götürebildi…
            Karga, gecenin karanlığına gagasıyla bir yıldız oyuyordu. Caddede üniformalı ve resmi bıyıklarıyla yürüyenler yarasalara benziyordu. Soğuk ve ıslak mağaranın tavanından baş aşağı sarkmış, siyah perdeli kanatlarıyla kendilerini kapatıp en çok da yüzlerini kapatıp öyle baş aşağı sarkıp gecenin gelmesini bekleyen kan emici yaratıklardı onlar.  
             Bu saatte sadece mezarcının dükkânı açık. Bir bebeğin kafasından akan kan dükkân kapısını çalıyor. Kandan bir isim Miray. Üç aylık. Ekim, doğdu, köpek tırnaklarının asfaltta sesi çıkmaz bu ay, soğuk. Göbeği düştü.  Kasım geldi, su saatleri dondu, sobanın yanında leğenin içinde yıkanıyor. Valla burnu babasına benziyor. Aralık, bu ay herkes yaşlanır, eski günlerin son günleri. Değişecek gözlerinin rengi. Üç ay geçti. Mezarcı, dükkânın kapısını araladı. Mermer tozları kapıdan kaçar gibi çıktılar. Yeni bitirdiği taşı çıkardı. Doğum ve ölüm tarihi, isim ve hayatta ne kadar kaldığı yazıyor. Taybet elli yedi yıl yaşadı.
              Güneşin gökyüzünde izi var. Oradan doğuyordu. Kendisi yok. Sokağa çıkmak yasak. Yağmur yağmış, soğuk. Evde un yok ekmek yapacak. Beyaz atletlerle ya da beyaz bezleri kafalarının üstünde sallayarak adım atabiliyor insanlar. Sigara dumanı gibiydi sis. Yıldızlar ise sigaradan sararmış dişlere benziyordu. Gece, sokakta yasayan evsiz yoldan geçen birilerinden sigara dilenen ama sigarayı verenin korkudan mı yoksa acımaktan mı kaynaklı belli olmadığı bir çirkinlikle kızın gözlerine girdi.
              Kurşunun rengi. Tetik. Tabancanın soğukluğu. İşaret parmağı. Karanlıkta boyu posu belli olmayan biri. Faili meşhurcu. Niyeti nefesinden anlaşılıyor. Ay çürümüş yumurta gibi. Gece kokuyor. Kedinin biri çöp tenekesini devirmeye korkuyor. Sokakta ses çıksa ateş ediyorlar. Evlerin pencereleri karanlık, ışıkları yanmıyor, perdeleri kapalı. Evlerinde herkes yere yatmış. İmam minarede. Ezan yok. Çatısı kırılmış bir okul. İki aydır kapalı. Yazıyla nasıl anlatılır. Hangi harfe benzer katil. Devlet. Gece bir bebeğin kapanan gözlerinin karanlığında kayboluyor. 
                Öldürün beni ama bu kurşunu nereme sığdırayım? Ben sizin kurşununuza, sütlü meme, gaz sancısı, uykusuz ana sığdırayım. Biraz Fırat suyu, çıngırak gürültüsü bastırsın silahınızın patlayan gürültüsünü…
                Hepsinin gözleri boştu. Tıpkı dişlerle kırılan fındığın içinin boş olması gibi. Kocaman, kahverengi boşluk. Tüm insanlığın gözü boş. Ne etraflarında olan biteni görüyorlardı ne gözlerinden yansıyan bir şey vardı. Kapısına kilit vurulmuş ve örümceklerin ağlarını sergilediği terk edilmiş sinema salonunun tozlanmış beyaz perdesi gibi, yüzlerinin ortasında gözleri yoktu. Yüzlerinde çürük fındığın tadına benzer bir buruşukluk vardı. Ne onlar görüyor ne de olan bitenler onları görüyordu.  
         Sağ tarafından başının kendisinden küçük kurşunla vuruldu. Burada yaşayan çocukların kaderi buymuş gibi değil de konuşmaktan habersiz, tek bir söz edemeden,  başının sağ tarafından giren kurşunla, hayattayken, yaşıyorken vuruldu. Kimliğinde fotoğrafı yok. T.C yazıyor.
         “Anne karnında duyduklarım nerede? Ağabey eli, abla neşesi, salıncak zinciri, beşiğimi amcam almış; hangi renk?  Gözleri renkli mi dünyanın? Annemin gözlerinden neden çığ devriliyor? Teyzem söylüyor, ona benzeyecekmişim. Teyzem nerede? Elleri yanıyor mu yemek yaparken? Mazlum amcam, “Güvercinleri beraber salacağız, sonra da dama uzanıp izleyeceğiz” diyor. Güvercin ne? Uçmak ne? Kuş ölümleri ne kadar renkli gözlerimle? Annemi göremeyeceğim rüyamda. Hiç hatırlamadan ölmek. Bizim buranın yıldızları pek yakındı, neredeler? O koca dağ, babamın sırtında çıkacaktım. Nasıl yıkıldı? Üç hafta önce doğan kuzuyu bana vereceklermiş. Ana kuzusu. Annemin de karnı burnuna yapışmış. Komiktir. Nasıl görünüyor anlatın. Annem neden çorap giyinmez? Hasta oluyor. Yazları daha güzel oluyormuş buralar. Ablamı neden birden büyüttüm. Elbiseleri bana olacakmış. Bunu söylemek ne kadar ağır. Kefeni artık ona küçük mü geliyor? Bir kadın kendi derdinden bahsediyor ve sonra da anneme “Seni bu halinle üzdüm” diyor. Annemin hali… Annemin kollarında durmanın sebebini anladım.
Karanlıkta birileri iniyor köye. Annem neden onlara babamın elbiselerinden veriyor? Öldüğünde insanın adı neden değişiyor? Annem çok seviyor onları. Kalbi nasıl atıyor annemin? Birden fazla insan için iç çekiyor. Şimdi benim bağışlayacak tek organım nefesim. Tüm çocuklarda yaşıyor halim. Annemin sıkıntısından bir ölü daha doğuyor. Ceylan, Uğur, Nihat, kim bu çocuklar? Neden isim koyuluyor rüyalara?  Annem neden bu isimleri sayıklıyor. Uykusunda hep başkasının rüyasını gördü annem. Gözlerine bir rüya çizmek için koştum. Ninem sofradan artakalan dualarını üzerime döküyor “ Kız erkek ne fark eder, hayırlısını versin.” Önce çocuk olmalı değil mi! Bir çocuk nasıl melek olur? Nasıl cennete gider?
Gözlerimle, muhteşem bir mucize gördüm sonra neden hep kurtulabileceğim halde içimden ağladım. Annemin teni. Bu korku, onun titreyen elleri. Bununla yaşamak. Annemin ekini bu düş. Ben.
Nasıl oluyor da ölüyorum.”
             Annesi bebeğini siliyor, buzla. Üşüyor. Isınsa gözyaşları çözülecek kadının. Su yüzüne iz bırakıyor ölüm. Mezarcının ışıkları yanıyor. Zaman kurudu. Üç aylık çocuğa otopsi yapılacak. Buna anne yüreği dayanacak. Çamurlu sular. Nüfus cüzdanında fotoğrafı yok. Beyaz erkek atletleri bir sopaya gerilmiş, sisin tek tarafı görülüyor,  mezarcı dükkânı açık, köpek tırnaklarının sesi, boş kahverengi gözler, gaz,  evlerin kapısı çarpılı kırmızı boyayla, buzdağının görülmeyen ama hep merak edilen soğuk yüzü bir bebeğin bedeninde. Kimse cenazesinde sol yanına Miray’ın fotoğrafını bir toplu iğne vasıtasıyla iliştirmedi. Annesi söyledi. Tüm çocuklar birbirine benzer. Kalabalık dağıldı.
            
            

1 Yorum Miray / İsa Balcı

  1. Sevgili İsa, toplumsal duyarlılığın için sağ ol. Anlatılanlar acı da olsa güzel bir öyküyle buluşturdun bizi. Kutlarım. Daha nicelerine.

Münire Çalışkan Tuğ için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.