Metrobüs: Bir Orta Dünya Efsanesi… / Zeynep Özdal

İkinci çağın başlarıydı. Orta dünyanın incisi olarak bilinen surların içinde kalan güzel bir şehir vardı. İnsanların huzur içinde yaşadığı bu şehrin adı İstanbul’du. Shire’li hobbitler bile İstanbul’un sakinliğine özenirlerdi.

Fakat yıllar geçip çağlar değiştikçe şehrin üzerine bir karanlık çökmeye başladı. Tamahkar işadamlarının diktiği binalar surların dışına taştı ve şehir zaman içinde daha da büyüdü. Şehirle birlikte karanlık da daha uzak sınırlara kadar yayıldı. Şehrin kuzeyinde Beylikdüzü denilen bir yer peyda oldu. İnsanlar akın akın bu yeni merkeze doğru göç etmeye başladı. Şehrin kalabalığı tüm halkı boğacak kadar büyüdü. Trafik keşmekeşe döndü. E-5 karayolu tıkandı, TEM ise kabusların en büyüğü haline geldi. Ve işte o zamanlarda Karanlık Efendi yeni bir yol inşa etti. Tüm şehir hatlarına hükmedecek, metro ve tramvayın bile itaat edeceği Tek Otobüs karanlık trafiğin içinde doğdu. Onun adı Metrobüs’tü. İnsanlar artık bu yeni ulaşım aracına akın etmeye başladı. Hızına ve sık seferlerine aldanıp Beylikdüzü’ne taşındılar. Ve bu insan ırkının değişmesine sebep oldu.

İşyerleri surların içinde kalan insanlar, Beylikdüzü’ndeki evlerine ulaşabilmek için her akşam yeni bir savaşa girdiler. Kapıları açılmadan hızla önlerinden geçen metrobüsler onları çok kızdırdı. Bazıları açılan kapılardan sarkan hasımlarına aldırmadan içeri girmek için var gücüyle itişmeye başladı. Ayakta süren yolculuklar yüzünden çoğunun ayakları hobbitlerinkinden daha sert ve dayanıklı ayaklara dönüştü. Bazıları ise yeni yollar keşfettiler. Artık kutsal kabul edilen Cevizlibağ durağında, Cevizlibağ-Beylikdüzü hattının boş metrobüsleri vardı. Bunu öğrenen yolcular Cevizlibağ’daki büyük savaşa katılmaya başladılar. Açılan kapıların yerleri ezberlendi ve orada geriye doğru uzayan büyük sıralar oluştu. Boş metrobüsün gelişini izleyen her göz kocaman olurdu. Gollum bile yüzüğü gördüğünde böylesine deliye dönmemişti. Kalp atışlarının kulaklarda uruk-hailerin savaş davulları gibi çaldığı zamanlardı. O küçücük kanatlı kapılar iki yana açıldığında kanlı bir savaşa girer gibi bağırarak içeri hücum etmeye başladılar. Tıpkı surda gedik açan orkların fetih arzusuyla içeri saldırması gibi… Acımasızca, ezip geçerek boş koltuklara koştular. Bazılarının daha takdire şayan yetenekleri vardı. Elf soyundan geldiği tahmin edilen insanların yaptıkları akrobatik hareketler Legolas’ı bile gölgede bırakıyordu. Kapının hemen eşiğindeki uzun direğe tutunup bedenini tüy gibi uçurarak hemen ardındaki koltuğa yerleşmelerini gören herkes, elflerin soyunun tükenmediğine inanmaya başladı.

Ve hobbitler… Onlar küçük çocukların ideolojik kahramanlarıydı. Koca cüssesiyle koşmaya çalışan bir adamın bacaklarının arasından geçip boş kalan tek koltuğa yerleşmeleri kesinlikle beklenmeyen bir hareketti. Anneleri onları birer hobbit gibi eğitmiş olmalıydı. Hızlı, küçük ve çevik… Metrobüste annesi gelene kadar yer tutabilen, sürprizlerle dolu minik çocuklar…

Boş metrobüse yerleşmek için bazıları da içinde uyuyan Balrog’ları uyandırdı. Kaldırımda sıra olmuş kalabalığı sinsice aşmak için metrobüs yoluna indiler. Hareket halindeki aracın yanında koştular. Ama… Kapılar tam açılacakken Gandalf’ın sureti gibi duran yaşlı bir adam onu bastonuyla durdurdu.

“Buradan binemezsin! Arkada sıra var, oraya geç!” diye bağırdığında bazı insanlar Balrog’un yıkıcı gücüne teslim oldu ve Gandalf dedeyi dinlemeyip kalabalığı ezerek geçti. Bazıları ise kuyruğunu bacaklarının arasına alıp Moria’daki karanlığına sürülmüş gibi umutsuzca sıranın en arkasına gitti.

Hararetli bir koltuk savaşının her akşam yaşandığı Cevizlibağ-Beylikdüzü metrobüsleri hiçbir zaman boş kalmadı. Her milimetre karede en az beş kişi olmak üzere hıncahınç dolarak yola koyuldu. Bazen cüceler yüzünden tatsız anlar da yaşandı tabi… Boyu yarıçapına eşit olan teyzeler, cücelerin yeryüzünde kalan son nesillerindendi. Enine bakıldığında üç kişilik yer kapladığı kesin olan teyzeler, en az iki kişilik yer tutan çantalardan taşırlardı. Kapıdan bakıldığında boylarından dolayı görünmezlerdi ve bu tek bir haykırışa sebep olurdu.

“İçerde yer var ilerlesenizeee!!!!”

Kapıdaki eşiği geçip, metrobüsün son yolcuları olabilmek için çırpınan kalabalık öfkelendikçe tansiyon daha da yükselmeye başlardı. Ve o koca göz… Mordor’un ateşten gözü hep yolcuları izlerdi. Kaldırımla bağını koparan son insandan sonra düğmeye basıp kapıları kapamak için şoför koltuğunda oturup dikiz aynasından bakar, müritlerinin birbirini ezerek içeri girmesini beklerdi.

Cevizlibağ durağında ayakta kalanlar genelde ya beklemeye zamanı olmayanlardı ya da dermanı olmayanlar… Bir kısmı da tecrübesizlerdendi. O bitkin, o yorgun, o bezgin gözler inilecek durağa gelene kadar aynı şekilde bakmaya devam eder ve oturmakta olan hasımlarını kollardı. Her an biri inebilirdi çünkü. Ama metrobüs her durakta daha çok dolardı. Ve o zaman insanlar kartalların hayalini kurmaya başlardı. Gelip onları aldıklarını, götürüp evlerinin önüne bıraktıklarını düşlerlerdi. Akbil basmaya gerek olmayan bir yoldu üstelik…

Fakat… Şans bazen alay edercesine yüzlerine gülerdi. O boş koltuklara oturma şansını metrobüs yolcularının hepsi hayatında en az bir kez yakalardı. Bilinçsizce gözlerini diktikleri ilk boş koltuğa odaklanıp ona doğru koştuklarında savurdukları bedenleri bazen amacına ulaşırdı. Ve işte o andaki yüz ifadesi… Onu tarif edebilmek için piyangodan milyonlar kazanan birinin yüz ifadesi bile yetmezdi o anki mutluluğu anlatmaya. Çünkü o koltuklar kıymetliydi… Koltuk sahibinin her biri Gollum gibi manasızca sırıtmaya başlar ve çaktırmadan yumuşak, kadife dokumasını severdi. Ve içlerinden gizlice tek bir şey fısıldarlardı.

“Kıymetlimiss… O bizim canımısss… Koltuk… Kıymetlimisss…”

Metrobüsle yaşamak, her akşam Orta Dünya’daki kadim bir savaşa katılmak gibidir. Hiçbir zaman zafer kolay olmaz. Ve yanınızda bekleyenin aslında kim olduğunu kapılar açılana kadar asla öğrenemezsiniz. Kılıçla, kalkanla, mızrakla savaşmanın tarihte kaldığını savunanlar hayatlarında hiç metrobüse binmemiş olanlardır…

2 Yorum Metrobüs: Bir Orta Dünya Efsanesi… / Zeynep Özdal

  1. Masal tadında, keyifle okunan bir öykü olmuş. Ne kadar başarılı gözlem yapmışsın sevgili Zeynep! Kutluyorum!

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.