sakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escort

Metin Savaş ve Sanatı/ Eyyüp Yıldırmış

01 Ocak 2019 0

“…Başlangıçta kelime vardı ve insan onunla insan oldu”

Will Durant

“Balıkesir çarşısında doğdum, Balıkesir çarşısında yaşıyorum, Balıkesir çarşısında ölmek istiyorum.” Böyle diyor başka bir Balıkesir sevdalısı, başka bir Balıkesir tutkunu yazar Metin Savaş.

 Çarşamba Karısı Cinayetleri, Dehşet Palas AVM, Melengicin Gölgesinde, Kuvayı Milliye’ nin Hazinesi, Efendi Dayının Kozalakları, Erlik, Yeşil Çeşme, Kargalar Derneği ve daha nicelerinin yazarı alçak gönüllü dost.

Koca saatten aşağı inen yolun çarşıya gidişinde eski bir çeşme vardır. Hemen sola düşen merdivenli kısa bir geçişte. Başınızı kaldırsanız eski bir caminin ağaçları ve saat kulesinin külahı hemen çarpar gözünüze. Yaz aylarının sıcak saatlerinde burayı keşfedenler işte bu hayrat çeşmesinden su içip, alçak duvara oturup biraz nefes alırlar.

Orta boyda, beyaz saçlı, yakın gözlükleri burnun üstünde bir adam görürsünüz ara sıra burada. Tam da çeşmenin karşısındaki duvara oturmuş, elindeki telefonu karıştırıp dururken. Onun onlarca kitabın yazarı, dergilerin vazgeçilmezi bir edebiyat ehli olduğunu en yakınları dışında pek kimse bilmez.

Mesleği sorulduğunda “Bakkalım” der. “Emekli bir bakkal.” Gerçekten de bu romanları yazmadan önce uzun yıllar esnaflık yapmış ve bunu söylemekten de hiç gocunmamıştır. Hani bazı yazarları aşağılamak adına meslekleri söylenerek itibarsızlaştırıldıkları sanılır ya bazı çevrelerce; yazmadan evvel çiftçiydi, memurdu gibi sıfatlarla nitelenerek. Metin Savaş öyle biri değildir, siz sormadan o söyler bakkal olduğunu. “Dedemin evi de bizim bakkal dükkânı da bu caminin tam karşısındaydı.”  Sözünü ettiği, Zagnos Paşa camisidir. “Bende öyle namaz niyaz yoktur. Tanrı’ nın bildiğini kuldan gizleyecek değilim. Bununla birlikte bu camiyi pek severim. Her sabah yeni bir güne gözlerimi açtığımda bu cami selamlar beni. Dedemin ahşap evi artık yok. Ahşap bakkal dükkânımız da yok artık. Hâtıralar kaldı geriye. Eski zamanlar çekip gitti.” der bir anlatı sırasında.

1965 yılında Balıkesir’de doğan yazar, beş yaşındayken, ailesiyle İstanbul’a yerleşti. İlköğretimini Fatih ve Yavuz Selim ilkokulları, Çavuşoğlu Özel Koleji ve Gelenbevi Ortaokulu gibi farklı okullarda alır. Vefa Lisesine başlar. Eğitimini yarıda bırakarak, çalışma hayatına atılmak zorunda kalır.

1995 yılında Türk Edebiyatı Vakfı’nın düzenlediği Ömer Seyfettin Hikâye Yarışması’nda Ninemin Türküleri adlı kısa öyküsüyle mansiyon ödülüne layık görülmesi ile edebi çalışmalarına ciddiyetle eğilip hız vermiştir.

Romancılığımız hakkında şunları söyler: ”Çünkü bizim romancımızda entelektüel birikim çapsızdır. Sosyoloji çalışmadan, psikoloji ve psikanaliz öğrenmeden, mitolojik arka planı esas almadan, arketipleri umursamadan, toplumun müşterek şuuraltına sızmadan, yeterince gözlem yapmadan, masa başına değil de sokağa çöreklenmeden, tarih felsefesine meyletmeden, İslâm ilâhiyatının yanı sıra Hıristiyan teolojisine eğilmeksizin hakiki roman yazılamaz.” Bir başka yazısında da “Roman Metninde Yazarın Sesi Niçin Sıfırlanamaz?” sorusuna cevap arar.

“Roman sanatında, ‘tabulaşma tehlikesi’ dememiz abartılı olsa bile, en azından ‘tabulaştırılma eğilimi’ barındıran ‘yazarın objektifliği, yazarın tarafsızlığı ve yazarın sesinin bastırılması’ kuralı neredeyse dayatılmaktadır. Oysaki bu imkânsızdır. Her şeyden önce, yazarın o kadar mevzu arasından cımbızla seçercesine işlemeyi tercih ettiği ana tema nedeniyle (yazarın tercihi sebebiyle) objektiflik gölgelenmektedir.” dedikten sonra şöyle devam ediyor, “Romancı; duygusuz, idealsiz ve robotumsu bir ucube değildir ki kendi eseri karşısında tastamam yansız kalabilsin. Tanrısal yazar olgusuna direneceğim derken yazarın kendisini sıfır noktasına sürükleme gayreti zaten başlı başına Tanrısallaşma cüretkârlığıdır. Tanrı, kullarını yaratır ve hesap gününe dek serbest bırakır. Ama yazar aynı tavrı sergileyemez, yapıtı karşısında kendisini Tanrısal konuma çekemez.” der ve sözüne, Wayne C. Booth’ den, “Aslında kurmaca okumamızın sebeplerinden biri de yazarın sesini duymaktır,” anımsatmasını yaparak son noktayı koyar.

Roman sanatı nedir ve niçin roman okumalıdır, konusunda ise düşünceleri şöyledir yazarımızın: “Kitap söz konusu edildiğinde dahi bizler hep yüzeysel takılmaktayızdır, ifadesiyle şunu kastediyorum ki, her hususta olduğu gibi kitap kavramını dilimize doladığımızda bile beylik sözler sarf etmenin ötesine geçemiyoruz. Gençlere, çocuklara, kendimizden daha alt seviyede bulunduklarını varsaydığımız diğer vatandaşlara kitap okumanın önemini biteviye anlatır dururuz. Ve fakat çoğu zaman ikna edici olamayız. Kitap okumanın faydasına dair çektiğimiz nutuklar genellikle havada kalmaktadır. Niçin mi? Sebep şudur: Kitap okumanın önemini hep vurgularız, gelgelelim, niçin kitap okunması gerektiğini aslâ ve aslâ izah etmeyiz.”  

İşte bu kalem, karşısına gidip dikilseniz sizi fark etmez. Elinizi sıkmadan, vedalaşmadan kalkar gider masadan. Küçümsediği için değildir karşısındakini. Hani derler ya kafasında kırk tilki dolaşır. Yeni romanı, dergi yazıları tasarlayıp durur beyninde.

Tam bir eylem adamıdır, sayısız dernek ve sivil toplum kuruluşunun ya kurucusu ya da üyesidir.

Üç beş gençten oluşan bir çetesi vardır. Onları kitapla silahlandırır. Bilgi ile donatır. Çantasının içi kitap ve dergilerle doludur; boş gördüğü gençleri anında mühimmata boğar.

Konferanslar, söyleşiler, kitap fuarları, okul ziyaretleri hiç eksik değildir hayatında.

Kalemine güç ve kuvvet, kendisine edebiyatla içiçe uzun bir yaşam dileyerek onun bir sözüyle yazıyı bitirelim:

”Sanatçı gözlem yapar, araştırır, düşünür ve sorgular.”

Bir kitap fuarı anısı (Mart 2018)


Eyyüp Yıldırmış
Eyyüp Yıldırmış

Diğer Yazıları

1959 doğumluyum. Okumayı, yazmayı ve paylaşmayı seven biriyimdir. Kitap tanıtımı, deneme ve öykü ağırlıklı yazma çalışmalarım hâlen devam etmektedir. Yerel, yurtiçi ve yurtdışı dergilerde yayımlanmış öykülerim var. Bilinç akışı tarzını severim. Halen öğretmen olarak çalışmaktayım.


BENZER KONULAR
YORUM YAZ