Meltem Kurtulan: “Kitap yazmayı bir cesaret olarak kabul ediyorum.”

Söyleşi: Hava Özcan

Pek çok başarıya imza atmış, alanında sayısız ödül almış bir tasarımcı olan Meltem Kurtulan ilk kitabı  “İçimde Saklı” ile çıkıyor bu kez karşımıza. Sorularımıza verdiği samimi yanıtları okurken hem kendisini hem de kitabını daha yakından tanıyıp onunla kısa bir süre için de olsa yol arkadaşlığı yapmış olacağız.

 

“Ondaki önüne geçilemez merak ve yaratma arzusu, maalesef yıllar sonra hayat bulacaktı. O hep farklı bir çocuk olacaktı. Arkadaşlarını bile seçerken hep kendisi belirleyici olacak ve yanına layık görmediklerini yok sayacaktı. Kim olduğunu herkesin fark edip ona göre davranmasını bekleyecekti. Tıpkı bir prenses gibi.”                             

Yaratıcı bir tasarımcı, başarıları ödüllerle taçlandırılmış bir sanatçı. Okuyucularımız için bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Kimdir Meltem  Kurtulan?

1968 yılında doğdum. Kendimi Anadolulu olarak tanımlıyorum. Ailem Antalyalıdır. Anne tarafım Antalya’ya mübadele ile Selanik’ten gelmişler. Babamın okuduğu okulu tercih ederek hukukçu olmayı seçtim. Avukatlık stajımı tamamladıktan hemen sonra evlendim ve mesleğimi hiçbir zaman yapamadım. Eşimle birlikte kuyumculuk yapmaya başladım. Bu yolculuk beni tasarımcılığa taşıdı. Hiç ara vermeden 25 yıldır tasarım işi yapıyorum. Birçok ulusal ve uluslararası yarışmada birincilik ödülüm var. İçimde Saklı benim ilk romanım.

 

Kitabınızı sadece bir cümle ile özetlemeniz gerekse bu ne olurdu?

Sevgi dolu kalpler fedakâr ve güçlüdür.

 Ödüllerle dolu bir serüven… Başarılı bir iş kadını. Tasarımcılıktan yazarlığa atılan ilk adım.”İçimde Saklı” kitabınızı merakla okudum. Başka diyarlara başka zamanlara savruldum. Peki yazma fikri ilk ne zaman aklınıza geldi?

Yazarak kendimi iyi ifade edebildiğimi düşünmeye başladığım gençlik yıllarımdan bu yana bir kitap yazabilmeyi hep istedim. Fakat yoğun iş yaşamım beni engelledi. Bundan 2 yıl önce hayatımda büyük bir kırılma yaşadım. Sağlık problemim yüzünden hayatımı en başından gözden geçirme ihtiyacı duydum. Bu durum beni bir roman yazmaya itti.

Sizi roman yazmaya iten sebepleri biraz anlatabilir misiniz?

Ben yaşayanların tarihe yorum yapabilmelerini istiyorum. Tarihin tekerrürden ibaret olmaması için. Kişisel yorumlarımız yaşadığımız ortamla yoğrulduğundan, başka hayatların tecrübelerini duyabilmek lazım. Özellikle savcılık gibi özel meslekler genellikle belli katı kurallar çerçevesinde yaşanır. Herkese eşit mesafede durup, adalet dağıtmaya çalışırken etki altında kalmama düşüncesi yüzünden böyle olmak zorundadır savcılar. Bu durum, toplum fertlerinin adalet dağıtıcıların yaşamına yabancı kalmayı doğurur. Hiç bilmez belki de hiç düşünmeyiz bu mesleği yapanlar neler hisseder, neler yaşarlar. Değerlerini üstün tutmaya mecburken, duygularına yenik düşmemek zorunda olan bu emekçiler aslında en zor işi yapmaktadır. Biz ise olayların iki tarafındaki mağdurlarla özdeşleştiririz benliklerimizi. Bu kitapla anlatmak istediğim en önemli şey bu aslında. İkinci dikkat çekmek istediğim şey ise, bu insanların değerli olduklarıdır. Dizilere konu olan savcılardan ibaret değildir yargı sistemi. Aslında böyle gösterilmek onları yaralamaktadır. Eğer yargı sisteminde dizilerdeki gibi savcılar varsa, bu vahim durumun nedenlerini araştırmaya mecburuz. Nereden nereye geldiğimizi anlamamız gerekir.

Sade ve akıcı bir dili olan, biyografik bir romanla çıktınız karşımıza. Peki sizi en çok hangi yazarlar etkiledi?

Tasarımcılık kişinin ruhunun bir yansımasıdır. Benzerlerden etkilenmek yaratıcılığa zarar verir.  Bunu prensip edindiğim için ben içimden nasıl ve ne geldiyse öyle yazmayı seçtim. Kuralsız, şiirlerle süslenmiş ve tamamen beni yansıtacak bir kitap olması için bu yolu seçtim

“Aklıma gelen her mutsuz olay; bugün içinde bulunduğum beni ben yapan değerlerimle bedenimde ve ruhumda yaralar açmış ve muhalif ruhum, böyle şekillenmiş diye düşünmeden edemiyorum.” Bu roman da sizin şekillenişinizin hikâyesi mi?

Evet diyebiliriz belki de. Yaşadıklarımızla varız. Geçmiş silinmez bir boya ile kaplıyor benliğimizi. Hayatımızın şekillenmesinde, seçimlerimizde hep geçmişten getirdiğimiz öğretiler, adet ve geleneklerimiz, aile tecrübelerimiz etkili.

“Yaratıcı gücü olan insanlar, acılardan beslenebilirlermiş.” Bu romanın sizi besleyen acılardan doğduğunu söyleyebilir miyiz?

Kesinlikle evet. Sadece benim değil aynı zamanda ve öncelikle ebeveynimin yaşadıkları etkili oldu. Bunlarla büyüdüm. Yaşanan olayların tüm aile fertlerini etkilemesi kaçınılmaz. Yıllar geçtikçe hissettiklerim unutulmak yerine büyümeye başladı. Anlatma ihtiyacı duydum. Bilinç denilen kavram için birilerinin bize bilmediğimiz şeyleri anlatması gerekiyor. Hayat büyük şehirlerde yaşanmıyor sadece. Stres ve acılar en ücra yerlerde de var. Üstelik bu yerlerde kimi zaman daha çok vicdan, duyarlılık ve paylaşım var.  Uzaktan bakınca kötü görünen şeyler bazen yaşayınca saf, içten ve unutulmaz gelebiliyor.

“Çünkü içimde çocukluğumdan beri taşıdığım korkularım var. Bilinçaltıma işlemiş, nefret ettiğim korkularım. Adeta bir gün olmasını insiyaki olarak beklediğim ama itiraf etmekten kaçtığım korkularım…” Yazmak korkularımızın şifası mıdır sizce?

Kanserin belli türleri genlerle aktarılabiliyor. Daha doğrusu risk büyüyor. İçimde bu korku hep oldu. Oysa korkunun ecele bir faydası yok. Yazma serüvenim korkumun haklı çıkmasından sonra başladı. Çaresiz kalınca tutunacak bir dal arıyor insan. Çevrenizdekilerle konuşmak istemediğiniz anlar için yazmak bir limana sığınmak gibi. Ayrıca özgürlüğü içinizde hissediyorsunuz.

“Emek ver hayata, tohumlar ek.

Bir gün yaşlandığında sana meyve veren,

Ulu bir ağacın altında mutluluğun serinliğini,

Dolu geçen ömrünün keyfini sürmek için.”

Duygu yüklü şiirlerle harmanlanmış bir roman. İnsanı hüzünlendiren ve düşünceye gark eden… Bu şiirler romanın kurgusu oluşmaya başlamadan önce mi yazılmışlardı? Ortaya çıkabilmek için hasretle bu romanı beklemiş olabilirler mi?

Tespitiniz için tebrikler. Evet, bazı şiirlerim önceden yazıldı. Ama bu öncelik size uzun yılları düşündürmesin. Aslında hepsi aynı dönemde oluştu ama bağlantılar sonradan yapıldı diyelim. Fakat bazı şiirler tam da romanı yazarken oluştu. Toplamda 200 e yakın şiirim ve bunun dışında besteler yapan oğlum için yazdığım şarkı sözlerim var.

Şarkı sözü yazmak bambaşka bir uğraş ve çok keyifli. Belli kurallar içinde ve melodi ile uyumlu olmaya çalışırken, yaratıcılığınızı devreye sokup isyankâr olmayı deneyimliyorsunuz.

 

“Bilinçlendiğim andan beri en kıskandığım şey, insanların bir yere ait olmaları oldu. Bir yere ait          olanlar, hiçbir zaman biz memur çocuklarının ne hissettiklerini bilemez. En çok da memur çocuğu olmanın getirip götürdüklerini paylaştılar.”

        Kitabınızı okuyanlar, memur çocuğu olmak nasıl bir şeydir, ayrıntılı şekilde öğrenecekler. O yılların sizde bıraktığı izlerden bahseder misiniz biraz?

Kitabımı okumuş ve memur çocuğu olanlar en çok bu konu ile ilgili dönüş yaptılar bana. “Evet, tam da böyle!” Diyen çok okurum var. Demek ki iyi tanımlamışım. Memur çocukları için hayat çok zordur. Tam alıştım derken, istemsiz olarak gitmek zorundadırlar. Anne babaları meslek gereği bunu yaptıkları için kabullenmişlerdir bu kaderi. Aynı şey memur çocukları için geçerli değildir. Onlar çocuktur ve çocuklar kök salabilmek için ayni yerde büyümelidir. Bu çok uzun ve hazin bir konu bence.

Daha ilginci, memur çocuğu olmayanların bu konu üzerinde pek durmaması oldu. Oysa benim amacım onların dikkatini çekebilmek ve farkındalık yaratmaktı. Demek ki algıda seçicilik devreye giriyor kitap okurken de.

 

     “Günaydın yalnızlığım,

     Günaydın sabahın ilk ışığı.

      Denizin kıpırtısı, esen yelin sesi,

      Tül perdenin dansı, günaydın.

      Günaydın sessiz başlayan gün,

      Günaydın her adımda gittiğim,

      Hiç bitiremediğim yasım,

      Yarensiz uzak bakışım, günaydın.”

 

Yalnızlık üzerine sarf edilmiş onca söz, yazılmış onca şiir var. İnsanoğlunun dinmeyen yalnızlığı… Kalabalıklar içinde dahi yalnızız artık. Bunun nedeni nedir sizce? Nasıl böylesine yalnızlaştık?

Yalnızlık tanımlanması zor bir kavram bana göre. Olmak istediğimiz yerde ve olmak istediğimiz kişilerin yanındayken bile yalnızız aslında. Bazen yalnızken en mutlu olduğumuz bile doğrudur. Teknoloji, zor yaşam gibi nedenleri öne sürsek de yalnızlık aslında bizim yarattığımız bir şey. Bu yüzden de yalnızlığı taşımayı öğrenmek gerek. Bunun bir keder değil belki de herkesin kaderi olduğunu kabullenmek lazım.

“Bir insanın başına gelecek en büyük felaket olan evlat acısını yüreğimde paylaşırken kendi kanımdan birinin otopsisine eşlik ettim. Gördüğüm manzara, tanımadığım insanlarda hissettiklerimden de ağır geldi bana.”

Acı insanları bir araya getirmekte mutluluktan daha mı ustadır?

Acı daha ustadır çünkü insanlar mutluluğu paylaşır gibi yapmayı daha kolay başarıyor görünse de kıskançlık  perde arkasında hep var.

Acı ise herkesi aynı anda paralize edebilir. Bu yüzden de paylaşımı daha fazladır. Gülersiniz ve biraz sonra geçer ama ağlarsanız uzun süre iç çekmeye devam edersiniz.

 

“Sonraya ertelediğim ve aslında çok geç kaldığım şeyler için ağlasam? Geri döndürsem zamanı… ” Okuyucuların ders alabilmesi adına sormak istiyorum. Zamanı geri döndürebilseydiniz neler yapar ya da neleri yapmazdınız?

Demir tavında dövülür derler. Eleştiri bile zamanında yapılırsa etkilidir. Bu yüzden sonraya bırakmayalım isteklerimizi. Zira ertelemek unutmayı sağlamıyor. Sadece pişmanlık olarak büyüyor içimizde. Anı hakkı ile yaşamak lazım. Yaşamayı ertelediğimiz şeylerden zaman içinde vazgeçmeyi başaramayacağımızı hissediyorsak mutlaka simdi yaşamaya çalışalım. Gençken, hep genç kalacağımızı sanmak biz insanoğlunun en büyük yanılgısı. Maddi güç ise bizi gençleştirmeye yetmiyor.

 

“Başka bir çarpıcı şey de 1963’te siyahi Dr. Martin Luther King’in Washington’da yapılan bir yürüyüş sırasında, “Bir hayalim var,” diye başlayan tarihi cümlesiydi. İnsanların hayallerini gerçekleştirme özgürlüğünü elde etmeleri ne büyük ayrıcalıktı.” Sizin geleceğe dönük hayalleriniz nelerdir? Sırada başka kitaplar var mı?

Kitap yazmayı bir cesaret olarak kabul ediyorum. Eleştiriye açık ve insanların kitabımızı para ödeyerek almasını bekliyorsunuz. Sizin yazdıklarınızı okuyup değerlendirmelerini istiyorsunuz. Düşünün ki herkesin kendine özgü düşünceleri var ve siz bu düşünceleri kendi lehinize çevirmeye talipsiniz. Bu aynı zamanda bir heyecan. Sabırlı geçmesi gereken bir süreç üstelik.

İkinci kitabımı yarıladım. Bu kez tamamen kurgu bir roman yazıyorum. Benim için güzel ve yeni bir süreç. Olayları şimdiden bilmiyorum ve yarattığım kahramanlarla birlikte yaşıyor, öğreniyorum adeta. Oldukça keyifli ve başka bir boyutta yaşıyor gibiyim.

 

Sizinle tanışmak ve sohbet etmek çok güzeldi. Başka kitap sohbetlerinde tekrar buluşmak dileğiyle…Teşekkürler.

 

 

 

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*