Mektup / Muzaffer Candaner

Çok uzun zaman öncesiydi…  Liselerde, kız ve erkekler ayrı okullarda öğrenim görmekteydi…  Mobil telefon zaten yoktu da; iletişim için çevirmeli masa telefonlarının ele geçmediği dönemlerdi… İşte o devirde gençler arasında romantik  “Mektup Arkadaşlığı”  çok popülerdi.

İstanbullu Kemal ile Avustralya-Sidney’den Miriyan mektup arkadaşı idiler…

Gönderdikleri fotoğrafları ve mektuplarındaki satırlarla tanıştılar… Yıllarca yazıştılar. Birbirlerine karşılıklı kişisel özelliklerini, hobilerini – fobilerini aktardılar… Bu sayfalar dolusu mektuplardaki ifadelerin içtenliği ile uzakları yakınlaştırıp, duygularını ve düşüncelerini paylaştılar.

Yaşamdaki uğraşlar arttıkça mektuplar seyrekleşti… Sonra nedensiz kesildi.

Bu arada, Miriyan anne ve babasını bir trafik kazasında kaybetti…

*****

Yıllar sonra Kemal, Miriyan’dan;  “İstanbul’a geleceğini” bildiren bir mektup aldı.

Miriyan geldi… Kemal onu karşıladı… Hava meydanının kafesinde oturup konuşurken, heyecanla birbirlerini incelemeye koyuldular…

Görüşme öncesi tahayyül ettikleri portrelerine; Miriyan’ın çok güzel, cazibeli ve zarif bir kadın… Kemal’in de yakışıklı, olgun ve kibar bir erkek olduğu izlenimlerini de ilave ettiler.

Bakışlarını hiç ayırmadan, masanın üzerinde el ele tutuştuklarında; yürekten yüreğe sevgi seli çağladığını hissettiler.

Birkaç gün hasret giderdikten sonra Miriyan, vefat eden annesine söz verdiğini belirterek; Çanakkale’ye gidip, büyük dedesinin mezarını ziyaret etmek isteğini açıkladı…

Beraber gittiler… Aradıklarını buldular… Miriyan, annesinden kalan üzerinde mesajlar yazılı iki plaketi dedeye bıraktı…

O plaketlerden birine; Ata’nın,  Avustralyalı annelere yazdığı mektup,  diğerine; Avustralyalı bir annenin cevabi mektubunun sözleri kazınmıştı.

Bu küçük seremoniyi müteakip Abidenin önüne geldiler… Asker selamı eşliğinde saygı duruşunda bulundular… Görevi tamamlamış olmanın huzurunu yaşadılar… Birbirlerine sıkıca bağlanmaya başladıklarını içten bir sevinçle hissettiler.

Kemal, Miriyan’a çevreyi gezdirdi… Kendisi, tuttuğu elin sıcaklığıyla bulutlarda dolaşırken, Miriyan’ın etrafı dikkatle tetkik ettiğini gözlemliyordu…

Türkiye’nin en batı ucuna Gökçeada’ya gittiler… Kaleköy’e çıktılar, oradan limanı izlediler. Bu görüntü ve adanın özgün coğrafi konumu, doğallığı, zeytinlikler, üzüm bağları Miriyan’ı sanki büyülemişti.

Miriyan, o gece, gördüklerini içine sindirme isteğiyle sabaha kadar uyumadı… Bir dönüm noktasında olduğunu düşündü… Otelin terasında gecenin güne dönüşüne tanıklık ederken kararını vermişti. Buluştuklarında Kemal’e anlattı:

-“Kemal benim Sidney’de kimsem kalmadı… Buraya âşık oldum. Sen de buradasın… Karar verdim, Gökçeada’ya yerleşeceğim”

Kemal, sevinç ve şaşkınlıktan ne söyleyeceğini şaşırdı… Yüzünde koca bir tebessüm, Miriyan’ın gözlerinin içine baktı… Baktı… Dudaklarından:

“Ben de sana âşık oldum Miriyan”  sözcükleri döküldü.

*****

O gün, Kemal ile Miriyan romantizmin doruklarını yaşarken, aynı zamanda da sözlü bir ortaklık kurdular… Program yaptılar.

Bu program gereği: Miriyan, Avustralya’ya döndü… Tüm mal varlığını satıp, nakde çevirdi ve Kemal’e havale çıkarttı.

Bu arada Ziraat mühendisi Kemal, Miriyan ile anlaşmaları gereği adanın her tarafını dolaşarak; satın almak üzere  “Zeytinlik”  aradı. İçinde genç ağaçların olduğu, istedikleri büyüklükteki araziyi buldu.

Miriyan döndü… Kemal’in de birikimlerini içine kattığı sermayeleri ile o zeytinliği satın aldılar. Arazinin ağaçsız bölümüne çatısı kırmızı kiremitli, tek katlı bir ev ve yanına da zeytinyağı üretim atölyesi kurdular.

*****

Bütün bu işler bittikten sonra Kemal İstanbul’a gitti… Şu sıralar oradaki işlerini tasfiye ediyor.

Miriyan, Gökçeada’da… Kemalin dönmesini ve kendisine evlenme teklif etmesini bekliyor.

FOTOĞRAF: M.C. / Gökçeada – Kaleköy > Liman.

2 Yorum Mektup / Muzaffer Candaner

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*