ümraniye escortkadıköy escortataşehir escort

sakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escort

Mekânım Datça * / R’Ulaş Karakuş

01 Mayıs 2019 4

Ünlü Yunan tarihçi ve coğrafyacı Strabon’un “Tanrı yarattığı kulunun uzun ömürlü olmasını isterse, onu Datça Yarımadasına bırakır”mış sözünden henüz birhaber iken, güneşin pek ortalıkta görünmediği ılık bir ilkbahar günü alnımızı yalayan yağmurun tatlı ve billur çisentisi altında babamla birlikte, Ege ve Akdeniz’in kucaklaştığı bu canım yarımadada soluğu alıyoruz. Sağımızda ve solumuzda yol boyunca tanık olduğumuz, masmavi çarşaf gibi serilmiş eşsiz deniz manzarasının naifliği adeta ruhumuzu okşuyordu.

Datça’ya varmadan, merkeze 30 km kadar uzaklıkta bir tepede konuşlanmış olan Emecik Köyü’ne uğruyoruz. Bu şirin köy hakkında çeşitli kaynaklarda yer alan söylenceyi aktarmak isterim sizlere. Rivayete göre, bundan yaklaşık 500 yıl kadar önce İspanyol denizciler Datça açıklarından geçerken, gemideki cüzzamlı hastaları –bugün köyün bulunduğu- koya terk etmişler ve bu cüzzamlı hastalar bir tepede kaderlerine mahkum bir şekilde yaşarken Datça’nın bu güzel, huzurlu ve bol oksijenli havasının etkisi ile iyileşip sağlıklarına kavuşmuşlar. Daha sonra iyileşen bu insanlar, buraları yurt olarak bellemiş, tepenin eteklerine Emecik Köyü’nü kurarak burada yaşamlarını sürdürmüşler. Denizi önüne almış, insana şimdiden Datça’yı müjdeleyen bereketli, kendi halinde, sakin ve harika bir köy.

Datça’da zaman ağır ve yavaş ilerler, bu yüzden her sokağını adımlayıp gezmek ve bilhassa acele etmemek öncelikleriniz arasında olmalıdır. Emecik Köyü’nden Datça’ya doğru ilerlerken Kızlan Köyü’nden geçiyoruz, burada yel değirmenleri hep bir ağızdan bize ‘merhaba’ diyorlar. İnsan, cidden, betona boğulmuş gri kentlerden gelip bu göz doyuran manzaralar karşısında çocukça sevinçlere kapılıyor. Yel değirmenlerinin kullanımı uzun yıllar önce sonlandırılmış. Bir tanesi restoran olarak kullanılırken sonradan kapatılmış, bir tanesi yıkık vaziyette, bir diğeri ise özel konut olarak kullanılmakta. Bu tür güzelliklerin devamlılığını sağlamak ve ilgiyi daha da artırmak adına gerekli restorasyon çalışmalarının yerel yönetimlerce yapılması gerektiği düşüncesindeyim.

Gözlerimizi fazla doyurmadan bu ihtişamlı bölgenin kalanını da sevgili büyük insan ve büyük üstat Can Yücel’in Eski Datçasına bırakıyoruz. Eski Datça, Can Baba’nın mekanıdır. Bu güzelim havayı solumuş, bu şirin yerde dizelerini hiciv ile, aşk ile yazmış ve burada toprağın bağrına verilmiş. Onun kokusu sinmiştir tüm sokaklara buram buram. Koklayıp içe çekilesi…

Gelin, Eski Datça’yı anlatayım size biraz. Burası tam bir begonvil cenneti. Taş evlerin ve diğer yapıların sağından-solundan fışkıran begonviller, şarkılar söylerler her an. Kulak verin o şarkılara siz de eşlik edin, yüreğiniz şenlenecektir. Ufacık ama şirin, büyük üstadın da evinin bulunduğu Can Yücel Sokağı’nı adımlamadan ve o’nun ebedi mekânını ziyaret etmeden buradan ayrılmayın. Bu arada taş evlerden bahsetmiştim. Bugün bu yapıların birkaçı ev olarak kullanımının dışında takı, giyim ve sanat galerisi olarak kullanılanı da mevcut. Küçük sevimli butik oteller ve pansiyonlar da Eski Datça’da yaşamı daha bir güzel kılmış. Yöresel ürünler konusunda oldukça zengin bir yöre. Meşhur Datça bademi, kekik ve çam balı dönüş bavulunuzda yerini almalıdır.

Datça Yarımadası’nın en uç noktasında yer alan Knidos Antik Kenti’nin bulunduğu noktadan iç limanın Akdeniz, dış limanın Ege Denizi olduğunu görebilmek mümkün. Tarihi, milattan önce 2000’li yıllara dayanan, içerisinde 2 adet anfi tiyatro da barındıran Knidos Antik Kenti’ni ziyaret ederek burada tarihi canlı olarak soluyabilir, Apollon ve Afrodit tapınaklarını da görebilirsiniz. Bizans İmparatorluğu döneminde yaşanan büyük depremler ve korsan saldırılar sebebiyle antik kent terkedilmiş.


Datça, insanı ve doğasıyla sıcak kanlı bir karaktere sahip. Sosyal olanaklar açısından ilçe belediye ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının da katkısı da büyük. Açıkhava tiyatrosunda paneller, yaz konserleri, Badem Çiçeği Festivali, çeşitli yazarların katılımıyla düzenlenen kitap günleri ve Hızırşah Etkinlikleri görülmeye değer faaliyetlerdir.

Badem Çiçeği Festivali demişken burayı atlamamam gerektiğini düşündüm. İlkbahar geldi mi badem ağaçları beyaz gelinliklerine bürünürler bu zamanda. Badem ağaçları Datça’da baharın habercisidir. Baharda eğer Datça’ya giderseniz göreceksiniz ki her yer badem çiçekleriyle donanmış, papatyalarla buluşmuştur. Ayrıca festival dahilinde badem ürünlerinin satışı için, yöresel tatlar ve yöresel kültürlerin tanıtımına dair standlar oluşturulmaktadır.


Ve artık Datça merkeze dümenimizi çeviriyoruz. İskele alabanda! Koylar cenneti Datça’nın Akdeniz ve Ege tarafı olmak üzere toplamda 52 farklı güzel koyu bulunuyor. Şu an bu anlatımı gerçekleştirirken bile o koylardan birinde olmayı ne çok isterdim.

Datça’nın hem hijyen, hem de can güvenliği açısından son derece güvenli mavi bayraklı plajlarında yüzmek ve vakit geçirmek çok ideal. Merkezde yer alan koyda Kumluk Plajı bulunuyor. Plaj çevresinde yer alan butik oteller, kafeler ve salaş restoranlar sayesinde, bölge, Datça’nın en hareketli bölgesi haline gelmiş durumda. Bu salaş restoranlarda tadılması gereken lezzetler var; başta deniz ürünleri, kabak çiçeği dolması ve sonra da zeytinyağlılar… Yine merkeze yakın yürüme mesafesinde yer alan Taşlık Plajı, hem deniz yoluyla hem de kara yoluyla ulaşılabilecek Kargı Koyu da görülmeye değer yerler arasında. En ünlü koyları Palamutbükü ve Hayıtbükü. Bu koylarda maviliklere doyabilir, rahatça denizin keyfini çıkarabilirsiniz.

Ve o rüya tadında burada geçen ilkbahar gününde kendime, “birkaç yıl sonra buraya evlendiğimde eşimle tekrar geleceğim” diye ahdedip mutlu olarak ayrıldım.

Datça hayatınıza renk katar ve size uğur getirir; geziden 1 yıl sonra sevgili eşimle tanıştım. Evet bunu yaptım; tam 4 yıl sonra bu gayemi taçlandırdım. Gittiğim yerlere eşim ile tekrar gittim, hasret giderdim. Şu an bu satır aralarında gözlerimden ve yüreğimden akan heyecanı görmeniz gerek. Seneye de kısmet olursa bebeğimizle gitme planları yapıyoruz.



Dalga sesiyle uyuduğunuz,
deniz kokusuyla uyandığınız yerdesiniz.

Datça uzaktır ama sıcaktır, sıcak kanlıdır. Tam kafa dinlemelik; bir şeyler yazmak ve okumak için çok ideal bir yer. Gidilmesi zahmetli ama bu zahmete inanın değer. Zaten uzak ve zahmetli olduğundan bu kadar güzel. Ayrılması zordur, tekrar gelebileceğini umut etmekse apayrı tatlı bir heves bırakır insanda. Anlatımım ne kadar etkili olur bilemiyorum; ama burada bu anları yaşamanızı tüm içtenliğimle tavsiye ederim.

Can Baba’nın “bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat; okuyarak, dinleyerek değil.” dizelerini anımsayarak veda ediyoruz Datça’ya.

akşam güneşi
şarkı söyler Datça’da
veda ederken güne.
Can Baba oturur iskemlede
salkım saçak bıyığı, sakalıyla
yine açmış şarabını
sinkaflı ağzında puslu zamanlar…
dizelerini okurum
diri dizelerini.

R’Ulaş KARAKUŞ

*“Mekânım Datça” gezi yazısı, Sıfır Yayınları ve Proje Kitap öncülüğünde derlenip hazırlanmış olan ‘Gittim Gezdim Gördüm’ kitabında da yer almaktadır.


R'Ulaş Karakuş
R'Ulaş Karakuş

Diğer Yazıları

15 Ocak 1988’de Ankara’da doğdum. Yazmayı seviyorum; yazmak ve kağıdın canına dokunabilmek benim özgürlüğümdür. Böylesine güzel bir dergide, Son Gemi’de yer almak, onun omurgasında bir parça olabilmek ve maviliklerde seyretmek de apayrı bir güzellik benim için.


BENZER KONULAR
YORUM YAZ

Avatar
nefel özhan

şu ana kadar Datça’ya gitmemiş olmanın pişmanlığını yaşadım,o kadar güzel bir yazı olmuş ki gitmiş kadar oldum desem yeridir.Hem bilgilendirici hem dinlendiri bu yazı için teşekkür ederim günümü taçlandırdı..

    Avatar
    R'Ulaş KArakuş

    Sevgili Nefel; güzel yorumların mutlu etti. Git, gör ve gez Datça’yı 🙂

Avatar
Şiirce

Datça… Uzak ama güzel. Merak uyandırdı doğrusu, en kısa vakitte gitmeli. Şiirsel anlatıma bayıldım gerçekten. Emeğinize sağlık…

    Avatar
    R'Ulaş KArakuş

    Şiirce, çok teşekkür ederim.