garip
garip
garip

Mehmetlerin Evi / İrem Seval

reklam
01 Ekim 2019 0

Sağanak yağmur sonrası gökyüzünde üç küme bulut kalana kadar beklemiştim hava kararmadan vakitlice git artık diye kapanan penceremde. Çamurlu yolun güzelliğini görmeyenlere nispet yaparcasına geçirivermiştim ayaklarıma beni topraktan ayırmayan bir çift sandaleti. Hızlıca çiçek desenli bluzumu giyerken gözüme çarpmıştı büyük bir kanat misali beni rüzgarda uçururken seleye çarpacak eteğim. Sıra kavakları aşıp balık üretme gölü yakınlarındaki bekçi kulübesine varınca çamura bıraktığım tekerlek izlerine eşlik eden yeni tekerlek izleri gibi aklımda son bulurdu Metin Altıok’un Kavaklar dizeleri. Her hafta ortasında fırından çıkan sıcak bir köy ekmeği götürürdüm yüzünde nöbet tutan sert ifadenin yerini elimde dumanı tüten paketi görünce günün son ışıklarında parlayan tebessüme bırakan yaşlı adama. Çocukluğumdan beri tekerlek sayısı azalırken benimle büyüyen bisikletim genç bir kadın bisikletine dönüşmüştü zamanla. 

Akşamüstü esen poyrazın kollarına bırakmışken kendimi aniden bu keyifli sessizliği bozan yaramaz bir çığlık duyunca ellerimle frenlere sıkıca tutunarak durdum. Öncekinden daha şiddetli bir çığlık duyduğumda ileride yolun kenarında bir evin önünde toplanan kalabalığı gördüm. Yardıma ihtiyacı olan birileri olabileceğini düşünerek bisikletin direksiyonunu o yöne doğru çevirdim.

 Çocukluk arkadaşım Mehmet’in evinin önüydü burası. Evin önündeki insan barikatını geçince farkettim pencerenin önünde duran iki jandarmayı onlarla konuşup farkında olmadan oğlunu geri getirsinler diye yalvarırken pencereden sarkan Ahmet Amca’yı. Çok daha şiddetli bir çığlık duyduğumda ise Ayşe teyzenin çoktan kapının önündeki mermeri konulamamış beton merdivenlere çöktüğünü gördüm. Yüzüne baş örtüsünün gölgesi değil de ölümün karanlığı düşmüştü. Şehit haberini duyan başka bir komşu aceleyle elinde bir Türk bayrağı getirmişti. Rüzgar, adamın elindeki bayrağı henüz yerine asılmadan dalgalandırmaya başlamıştı bile. Çığlıklar, ağıtlarla birlikte söylenemeyen bütün cümleler giriyordu evin naylon bir örtüyle kapatılmaya çalışırken bir köşesi açık kalmış camı kırık diğer penceresinden. Evin henüz sıva görmeyen duvarları çatlarken Mehmet okul üniformasını çıkarıp asker üniformasını giymişti. Ve sundurmanın bu yaz beyaza boyanan duvarları gibi kefen giyemeden mayınlı arazide parçalanan bedeniyle dünyadan gitmişti. Daima uçabilsinler diye kafese kapatmaya kıyamadığı güvercinleri çok severdi. Biz de dedesinin yaptığı beyaz bir güvercini uçururken uçurtma şenliğinde zeytin yapraklarını sıralardık uçurtmanın ipine. Evin tek renkli yeri olan bahçedeki gelincikler, papatyalar, hindibalar, çayırdikenleri de solmuştu yas tutarken Mehmet’in gidişine. Kış gelmeden belki sıra gelecekti kiremitleri kırılan çatının tamirine. Fakat Mehmet’in her sabah balığa giderken bahçedeki soğuk havaya karışan nefesi, her akşam eve dönerken gülüşü sofraya gelmeyince hiç onarılmayacak kırıklar bırakacaktı aynı çatı altındaki yüreklerde.

BENZER KONULAR
YORUM YAZ

YAZARLAR
Hüseyin Opruklu
Bilgi yok.