Mavi Ölüm / Minela

O sabah da kahvesini alıp şövalenin karşısına geçmişti. Sağ tarafındaki denizi gören penceresini hafifçe aralayıp, derin bir iç çekmişti.

Karşısındaki bire birlik  beyaz tuvale uzun uzun baktı. “Renk” dedi, “Renk gerek.”  Beyaza tahammülü yoktu. Beyaz yalnızca renkleri hafifletmek için vardı. Aksi aptallıktı. Korkutucuydu da üstelik,  bir renk ne kadar beyaza yakınsa, o kadar kirlenme ihtimali vardı.
Tuvalin ortasına kocaman bir ünlem çizdi kırmızıyla. Bu, dikkat demekti. Her an kirlenebilir.
Sonra çizmek için karşısındaki masaya hazırladığı bir kâse yeşil elmaya baktı. Hiçbir şey bu kadar durağan değildi. Hayat akıp gidiyordu.

Kahvesinden çıkan buhar burnuna taşındı. Bir yudum aldı. Kahvesi azdı. Gözü kahverengi yağlı boya tüpüne gitti, hemen alıp kahvesine biraz sıktı. Yavaş yavaş karıştırdı. Şimdi rengi tamamdı. Ojelerine baktı. Çoktan tazelenmesi gerekiyordu. Hemen kırmızıyı alıp tırnaklarına sürdü. Bu kırmızıyı kalbi kıskandı, günlerdir kalbi kanıyordu. Ona sorsalar kan kaybından ölecekti. Dışarıdaysa tek bir leke yoktu. Hemen turuncu kazağının üstüne kırmızı sürdü. İşte şimdi görüntüsü gerçeğe biraz yaklaşmıştı. Pencereden tekrar dışarıya baktı, göğsü dardı.

Dört yıldır birlikte yaşadığı Tayfun onu Mavi adında bir kızla aldatmıştı. Bir ressamın yaşayabileceği en kötü aldatmaydı. Bir renge  küsmek… Öğrenir öğrenmez tüm mavi boyalarını çöpe atmış, maviyi barındıran kıyafetlerini eşyalarını, makyaj malzemelerini, hepsini hepsini arka bahçede yakmıştı. Tüm renklerini verdiği Tayfun, onu reddedip maviyi seçmişti. Ahh  ahh yine kanıyordu yüreği, mutfağa gidip bir su aldı.

Kanaması devam ediyordu. Kan lekesi kalp hizasında iyice büyüyor, karnından bacaklarına doğru süzülüyordu.   Tuvalin başına geri döndüğünde mutfağa giden yol üzerinde hiçbir iz yoktu. Nasıl olur diye bağırarak kırmızı tüpü kaptı. Geçtiği tüm yollara kırmızı kan lekeleri çizdi. Kanıyordu. Kanamanın verdiği acılar artık dayanılmazdı, inleyerek çiziyordu.

Tamamladığında aynaya bakıp göğsündeki kan lekesini büyüttü, pantolonundan süzülen damlaları kondurdu.  Ağlıyordu. Tayfun’la her akşam birlikte uyuyakaldıkları kanepeyi gördü aynada. Hızla dönüp kanepeye kırmızı tüpü sıkmaya başladı. Elleriyle yaydı. Çığlıklar atıyordu. Komşuların,  kapıdaki  “Aylin Hanım, Aylin Hanım” sesleri kulaklarında çınlıyordu.

Aylin şövalenin başına oturdu. Hızla yeni bir tuval alıp yeşil elmaları çizmeye başladı. Çok parlak ve güzellerdi, neşelilerdi.

Keyifle çizdi çizdi. Belki de yaptığı en hızlı eseriydi. Birden bir ses, çığlıklarını kesti. Bir polis,  “Hemen ambulans çağırın!”  diye gürledi. Çığlıkları duyan komşuların çağırdığı polis, kapıyı zorlayıp aralamayı başarmıştı ve kilidin arasından görünen  kırmızı boyayı kan sanmıştı.

Kilit de kırıldığında Aylin tablonun altına “yeşil elmanın buruk neşesi” yazmıştı. Buruk, çünkü yeşilin içindeki mavi, ressamın canını bu kadar yakarken, o bu acıya kayıtsız kalamazdı. Ambulans görevlileri onu sedyeye yatırıp bağladılar. Dışarı çıktığında gökyüzüne bakan gözleri de kanamaya başladı ve kısılan sesiyle bağırdı. “Bu mavi altında yaşamak istemiyorum.”

1 Yorum Mavi Ölüm / Minela

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*