Masal / Serap Özer

Hadi bu sefer bir masal anlatalım içimizdeki küçük çocuğa. Dünyanın gerçeklerinden kendi hayallerimize kaçak bir yolculuğa çıkalım. Ama size de iş düşüyor, masalın sonunu siz yazacaksınız. Herkes yerini alsın, çaylar da demlenmiş, buğusu dolduruyor odanın her yerini. Hadi birlikte tekerlemeyle başlayalım.   

   Evvel zaman içinde değil.  Tarih belli, anamın beşiğini de tıngır mıngır sallamıyorum üstelik.  Varlıklar kuytularda gizlenirken, yokluklar cinlerle top oynuyor, umutlarımızın orta yerinde.

  Bir mahallede başlasın her şey, düşlerin perdesini o mahallede aralayalım, bakalım kimler hangi halleriyle çıkacak karşımıza?

 Bakın, karşıda iki küçük kız oyun oynuyor, kahkahaları rüzgârla yarışan kelebekler misali. Bembeyaz düşlerin içindeler.  Ne gam ne tasa. Birden hava mı kararıyor ne?  Yağmur yağacak gibi. Aman, bir saçak altı bulmak lazım hemen.

 Yok, yağmur bulutu değil, bir ömür taşınacak sırrın kara gölgesiymiş onlar. Ne oldu, nasıl oldu bilinmeden duran zaman. Korkulu gözlerle kaçan iki küçük yürek,  o günden sonra dilsiz iki sırdaş.  

 Ne zaman birbirlerinden koptular, ne zaman unuttular birbirlerinin yüzünü?  Belki yüzler unutulmuştur, da ya gölgeler?

 Oldu mu şimdi diyeceksiniz, bu nasıl masal?

 Tamam, tamam kızmayın. Kaçak yolculuğa devam edelim, okyanusta yol alan gemiler gibi. Hangi limana sığınacaksak oraya doğru kıralım dümenimizi.

Hadi kızlardan birini büyütelim, diğeri sırlarda kalsın. Büyük büyük okullara yollayalım, dünyayı tanımadan daha.

  Herkes karşıdakini kendisi gibi bilirmiş ya, her şey güzel, herkes iyiymiş bizim kız için ilk zamanlar.  Kör sırrına rağmen bir türlü vazgeçemezmiş bu huyundan.  Çok mu saf dersiniz? Yani bu kadar da olmaz değil mi? Bizim hikâyede oluyor işte.

   Masal olur da sevda olmaz mı? Kuşlar kanat çırpmaz, hayaller kurulmaz mı? Olur elbet. Kızımız da bir hayalin peşine düşmüş, mutlu mu mutlu,  gökkuşağına boyanmış tüm dünyası. Rengârenk her yer, bir siyaha yer yok o dünyada. Yaşamak buymuş demek, nefes almanın çok ötesinde bir güzellik… Tüm sersemliklerin kendini haklı çıkardığı zamanlar yaşanıyormuş. Sevdiğinin yüzü en ezber konusuymuş derslerinin. Hani bir sorsalar, gözü kapalı anlatırmış her ayrıntısını. Aşkın uğradığı her yer gibi düne ait tüm acılar terk etmiş o diyarı.

 Aynı yerden kaç kez kırılır bir dal? Kaç kez yağmursuz kararır gökyüzü?  Bizim kızın kapısını tekrar çalmış heybesinde sırlarıyla kara bulutlar. Hani böyle olmayacaktı?  Pembe düşlere varacaktı yollar? Olmamış işte.

Şimdi ne olacak peki, tüm yaşananlardan sonra nasıl bir çıkış yolu bulacak?  Nasıl biter bu masal böyle?

Ayrılık da sevdaya dahil mi? Eğer ortada bir sevda varsa elbette ki. Ya değilse? En çok güvenip sığındığı çöldeki seraba eşse?

 Bir yalan ne kadar saklanır? Yalancının mumlarını söndürecek yatsılar ne zamandır?

 Masallarda zaman hızlı geçer. Gün gelir, kızımız aslında her şeyin zengin kız – fakir oğlan hikâyesi gibi olduğunu öğrenir. Tek bir farkla, sevda rüzgârı tek yüreğe dokunuyormuş meğer.    

 Çok mu karamsar oldu? Tamam, ben sustum, siz söyleyin şimdi ne yapmalı?  Nasıl ilerletmeli masalı?

 Evet, yıllardır süren geleneği bozmadan mutlu sonla bitirmek de var, gölgeler içinde kaybolmak da. Hadi biz geleneği bozmayalım.

 Okulu bitirip, küçük bir şehre gitsin kızımız, her şeye sıfırdan başlamak için. Çok mutlu olsun bundan sonrasında, hep başkalarını mutlu ederek sarmış olsun yaralarını. Yeniden güvensin insanlara, her seferinde yıkılıp yine kalksın ayağa. Hayalleri değil ama inadı büyüsün, hayata karşı dimdik dursun, yıkılmaz olsun. Artık dalları tutmaktan vaz geçsin, kendi dal olsun uçurumların kenarlarında. Ona tutusun hala yaşamak isteyenler. Umudu onun gözlerinde görsünler. Hep gülsün gözleri, geçmişin gölgelerine inat. Şen kahkahaları doldursun yeniden hayatın odalarını. Sadece sırlarında dilsizliği kalsın, geçmişten yadigâr. Bir de kalın duvarlar arkasına sakladığı bir küçük kız çocuğu.

Gökten üç elma düşsün, üçü de hayata tutunanların başına.

Ben masalı böyle bitirdim.

Peki ya siz?

 

1 Yorum Masal / Serap Özer

  1. Kendi Masalını kendisi yazmali kadınlar, yoksa erkeklerin yazdığı masallarda cadı olmaktan kurtulamazlar. Yüreğine, aklına, kalemine sağlık Serap Özer. Yeni öykülerini de Son Gemi’de okumak dileğiyle

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*