Martılara Anlattım / Meral Şahin

Bizim bankaya geldiğin ilk gün. Siyah saçlarını savurarak kapıdan girişin. Omuzlarından dökülen, öylesine topladığında iki yanından çıkan saçların. O gün ve her gün aynı buğulu bakışların. Arkadaşlarla tanışırken hanım hanımcık tavırların. İlk iş günü için özenli giyinişin. Çabucak kaynaşma çabaların. Gençliğinin verdiği yorulmak bilmez çalışma hevesin gözlerimin önünden hiç gitmiyor. Sen gelince içimde çiçekler açtı, kelebekler uçuşmaya başladı. Sıradan geçen günlerime bahar geldi.

İstemeyerek gittiğim işe koşa koşa gitmeye başladım. Hem de senden önce. Senden önce gelip seni beklemek, kapıdan girişini izleyebilmek için. Çayın yanında yeriz diye aldığım simidin ucundan koparıp ağzına atışını, üstüne bir yudum çay alışını görmeden yapamaz hale geldim. Hani geçen gün kalem istemiştin ya benden. Kalemi alırken elin yanlışlıkla elime değmişti. Nasılda heyecanlanmıştım teninin yumuşaklığından.

İşte o günden sonra bir gemi yanaştı gönlümün rıhtımına, demir attı kalbime. Sevda yüklü aşk gemisi. Beni açık denizlere sürükledi yavaş yavaş. Bir fırtınanın ortasında kaldım. Tek başıma. Nefes alamaz haldeydim. Boğuluyorum. Yine de seni düşünmekten vazgeçemiyorum.

Önceleri kızdım kendime. Yakıştıramadım. Aynalara bakıp “Sen nesin oğlum. Ne yapmaya çalışıyorsun, duygularının esiri olmak yakışır mı sana?” diye defalarca sorguladım kendimi. Seni düşünmemeye çalıştım. Sözüm geçmedi deli gönlüme. Benim evlenip boşanmış olmam, aradaki yaş farkı bile etkilemedi sana olan aşkımı. İlk kez bu kadar yoğun, bu kadar çaresizim.

Bir arkadaş ortamında tanışmıştım eski eşim Merve’yle. Ona da aşık olmuş muydum, hatırlamıyorum bile. Kendine olan güveninden, özgür davranışlarından etkilenmiştim. Hep bakımlı ve hoş görünürdü. Ara sıra görüşmeye başladık. Birbirimizi tanıdık, kısa zamanda evlendik. Belki de acele ettik. Evliliğimizin ilk yılı her şey yolundaydı. Sabit gelirle geçinmeye alışkın olmayan Merve, fakirlikten pek hoşlanmadı. Ay başını beklemekten, istediği gibi alışverişe çıkamamaktan çok çabuk sıkıldı. Babası yanında çalışmamı teklif etti. Kabul etmedim. Özel günlerde bile görmeye dayanamazken birlikte iş yapmak. Dayanılacak şey değildi. Kasım kasım kasılacaktı babası, size ben bakıyorum diye. Her fırsatta küçümseyecekti. Davul bile dengi dengine. Ayrıldık.

Ben sana zengin bir hayat veremem. Motosikletle gezdirip çılgınlıklar yapmayı beceremem ama sana değer veririm. Seni olduğun gibi severim. Sevgimi önüne sererim. Motosikletiyle seni almaya gelen deri montlu küpeli çocuk, işsiz güçsüz gezen, baba parası yiyen serseri. Rahat yaşamış, sorumsuz yetişmiş. Her halinden belli. Öylesinden hayır gelmez. Hem yalancının biri. Daha geçen gün kandırdı seni. Ayrıldınız. Bir ayrılıp bir birleşiyorsunuz. “Bu sefer, son, bitti.’’ demiştin ya. Sen üzülürken, ben sevindim. Üzülmene değil, aramızdaki engellerden birinin kalkmasına. İşte o günden sonra içime bir umut doğdu.

Söyleyemedikten sonra umut olsa neye yarar? Sonbaharda ağaçtan düşen en son yaprak gibiyim. Soluyorum, sürükleniyorum, dipsiz kuyularda yok oluyorum. Sana duygularımı anlatamıyorum. Korkuyorum. Bana kızmandan, kendine uygun bulmamandan. Bir rüzgâr çıksa, beni sana anlatsa. Sonra da senin güzel haberlerini getirse bana. O da seni seviyor dese. Bu durumu anneme de anlatsa.

Ara sıra annem ziyaret eder bekâr evimi. Ortalığı toplayıp yemek pişirir bana. Birlikte akşam yemeği yeriz. Sonra da gider. Annem en kısa zamanda evlenmem gerektiğini söyler. Sefil hayatıma çok üzülür. Geçen gün birini getirmiş. Benim yaşlarımda, becerikli, ağırbaşlı bir kız. “Ben böyle iyiyim, karışma hayatıma.” dedim. Darıldı. “Ne halin varsa gör.” deyip gitti. Annem nereden bilsin tel tel saçlarını toplayıp biriktirdiğimi. Saçının her telini gümüş kutuda sakladığımı. O da ister benim mutlu olmamı.

Deniz kenarındaki banka oturdum. Denizi izledim. Sıkıntımı martılara anlattım. Derdini söylemeyen derman bulamazmış derler ya! Böyle aklımı yitirmektense söylemeye karar verdim. İş çıkışı yemeğe gideriz. Anlatırım her şeyi diye düşünürken bankanın önünde buldum kendimi. İçeri girip üstümü başımı kontrol ettim. Saçlarımı, parmaklarımı tarak yaparak şöyle bir düzelttim. Masama geçip beklemeye başladım. Tam saatinde geldin. Saçlarını boyatıp kestirmişsin. İçeri giren sen değildin, saçlarına bakmaya kıyamadığım sen değildin. Gelen sarı saçlı kadın, motorcunun sevdiğiydi. Hem sadece saçlarını değil, parmağındaki yüzüğü de sevmedim.

 

 

4 Yorum Martılara Anlattım / Meral Şahin

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.