Mahir Ünsal Eriş: Hayatta kalma arzusu hayatımızdaki hemen her şeyin üstündedir.

Söyleşi : Munise Bayer

Songemi Dergisi’nin temmuz sayısı için edebiyatımızın genç ve başarılı kalemlerinden Mahir Ünsal Eriş ile söyleştik. Keyifle gerçekleştirdiğimiz bu sohbeti sizin de aynı keyifle okumanızı dilerim.

images (6) (1)

Hüzünlü insanlar, sıradan hayatlar, basit görünen anların derin duyguları resmediliyor genelde öykülerinizde. Anlatmak için seçtiğiniz çevre de genelde benzer, hayata sıkı tutunamamış o insanlar sanki aynı evde yaşıyor da her odanın penceresinden onlara ayrı ayrı bakabilmişsiniz gibi hissettiriyor öyküleriniz. Hüznü resmetmeyi daha mı çok seviyor Mahir Ünsal Eriş?

– Aslında bana göre daha basit bir görüntü var ortada, beni yanlış anlamazsanız. Ben sadece gördüğüm, bildiğim bir dünyayı, bildiğim dil ve duygularla anlatmaya, kendim gibi ve karşılaşabileceğim türden insanların hikayelerini kurgulamaya çalışıyorum. Oluyor mu, olmuyor mu bilemem elbette. Ama derdim biraz budur.

images (5) (1)

Gabriel Garcia Marquez, Anlatmak İçin Yaşamak isimli kitabında “ Öykü ve romanın yalnızca iki farklı edebi tür olduklarını düşünmenin yanı sıra, karıştırmanın da ölümcül olabileceği iki farklı organizma olduklarını da düşünüyordum. Hâlâ aynı fikirdeyim ve öykünün romana üstünlüğüne her zamankinden daha fazla inanıyorum.” diyor. Öykü ve roman üzerine belirtilen bu fikirler hakkında sizin de düşüncelerinizi dinlemek isterim.

– Memduh Şevket Esendal’a yazdıklarıyla ilgili, edebiyat bilgisine dayalı sorular soduklarında, “Ben anlamam onlardan pek, siz onu Peyami Safa’ya sorsanız daha iyidir,” dermiş. Sanırım bu soruya verebileceğim cevap da buna yakın bir şey olacaktır. Pek anlamıyorum açıkçası. Benim için öykü de roman da çok kıymetli ve başka başka heyecanları, duyguları olan şeyler. İkisini de çok seviyorum. Edebi anlamda da biri diğerin üstünse şayet, kuşku yok ki ezilen tarafta olmayı yeğlerim.

Yazdıklarınız hayattan da gerçek, okurken yaşamla yazılanı ayırt edemiyor insan. Derine inmek, ruha dokunmak, defalarca altını çizilebilen cümleler kurmak… Bunları başarabilmek neyle mümkün? Böyle yazabilmek için “gerçekten yaşamak” gerektiğini ve bunun gizli bir yolunu bulduğunuzu düşündürdü öyküleriniz.

– İnanın bu söylediklerinizin sadece iyi niyetli övgüler olduğunu düşünüyorum. Çünkü yazmaya otururken hiçbirini planlamadığım, hedeflemediğim şeylerden bahsediyorsunuz. Dolayısıyla böyle şeyler meydana geldiğini düşünüyorsanız, yalnızca iyi niyetinize teşekkür etmekle yetinirim. Aklımdaki, kalbimdeki hikayeleri, kendi sesimle, dilim döndüğünce anlatmaktan başka hiçbir şeye kafa yormuyorum çünkü.

0000000719969-1

Okurken cümlelerin altını çizmekten bahsetmişken genelde ilk cümlelerinizin altını daha fazla çizdiğimi belirtmek isterim. Öyküye başlarken kurduğunuz cümleler üzerine günlerce hatta belki de daha fazla düşünmüş gibisiniz. İlk cümlelerin önemi biraz daha mı fazla sizin için?

– Öyküde okuru okumaya ikna etmek için yalnızca bir ya da iki paragraflık bir şansınız vardır. Bu süre içinde okurla temas sağlayamazsanız sizi terk eder. Romanda, otuz sayfa, kırk sayfa şans verebilirsiniz yazara. Hatta hikayesi ve kurgusu zayıf bir romanı sırf dili güzel diye, dili zayıf bir romanı sırf hikayesi sizi çekti diye okuyup bitirebilirsiniz. Ama öyküde okur daha sabırsızdır. Hikayeyi anlatanla hemen ilişkilenmek ister. Ben de okuyanı anlattığım hikayeye çağırırken buna biraz dikkat ederim. Haklısınız bu gözleminizde.

Öykülerinize bakıldığında ölüm temasını sıkça işlediğiniz görülüyor, yaşamayı çok sevdiğinizden midir ya da farklı özel bir nedeni var mı bu sıklığın? Yoksa bir tesadüf mü diyelim, belki de kendiliğinden varmıştır öyküler bu sonlara?

– Maalesef ölümden daha mühim bir hikaye olduğunu düşünmüyorum galiba. Bunca ömür sürdükten sonra ölecek olmak fikriyle bir türlü barışamıyorum. Belki de bundandır. Kasıtlı yaptığım bir şey değil ama hikayenin seyri beni muhakkak bu sulara getiriyor bir yerden sonra.

Özellikle Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde, isimli kitabınızda çocukluk dönemleriyle ilgili hikâyelerin oldukça yoğun olduğu dikkati çekiyor. Ömrünün ilk zamanları daha mı dolu geçer insanın, orda anlatılacak daha mı çok şey vardır? İyi geçirilmiş bir çocukluk mu yoksa kötü geçirilmiş bir çocukluk mu daha dolu yazdırır, diye sormak istedim o öykülerinizi okurken.

– Bunu ben bilemem tabii. Ama dünyayla ilgili her türden bilgi ve deneyimle ilk kez karşılaştığınız çocukluk yaşları elbette sonsuz şaşkınlıklar ve unutulması kabil olmayan anılarla doludur. O yüzden anlatılacak çok şey vardır çocuklukta. Bir de bu bende bir yaradır. Gençliğimin bitmesine ikna olabiliyorum her nasılsa. Ama çocukluğumun bitmiş olmasına hala ikna olamadım.

İnsan üzülmekten yorulmaz mı?” diyor, Hep Klinsmann’ın Yüzünden isimli öykünüzün kahramanı. Bu soruyu ben size sormak istiyorum, insan üzülmekten yorulmaz mı?

– Hayatta kalma arzusu hayatımızdaki hemen her şeyin üstündedir. Hayat devam ettikçe, sırf hayat devam etsin diye insan üzülmeye de alışır.

Kadınlar hep olmadık zamanlarda gitmeyi severler”. Her okuduğumda beni derinden etkileyen bir cümle oldu bu, Kadınlar Hep olmadık Zamanlarda, isimli öykünüzün ilk cümlesi. Öykülerinizin kahramanlarını genelde erkekler oluştursa da kadınlardan bahsettiğiniz öykülerinizde oldukça iyi ve yerinde gözlemler yer alıyor, bu yüzden kadınlardan daha fazla bahsetmenizi isteyen okuyucularınız vardır diye düşünüyorum.

– Elbette. Ama bunun yanı sıra, “bu erkek edebiyatıdır, bir türlü kadın anlatmayı beceremiyor,” diyen de çok oldu. Zehir Miktarda adlı hikayemin anlatıcısı olan eşcinsel erkek için de böyle eleştiriler yapıldı. Ama yazmak da bir türlü mezun olunamayan bir okul. Yazdıkça öğreniyorum, öğrendikçe daha zor yazıyorum. Belki ileride daha iyilerini yazıp anlatırım.

Benim Adım Feridun, altını çizdiğim bolca cümleler olan bir öykünüz. Çok kişi tarafından sevildiği fikrindeyim, yeniden bizlerle biraz da çizgi roman tadında buluşan bu öykü daha da çok sevileceğe benziyor. Bu öykü nasıl oluştu, nasıl bir yazma serüveni oldu, gerçekle ne kadar ilişkisi var bize bunlardan bahseder misiniz? Kim bu Feridun, kim bu derin adam?

– On dokuz yaşımda bir roman yazmaya kalkmıştım. Öyle kendi kendime. Bir banka ajandasına. O romancığın bir bölümünde arkadaşları tarafından dışlanan bir adam, rastgele bir düğüne gidiyordu sıkıntısı geçsin diye. Seneler sonra, ilk kitabım çıktıktan sonra yani, Şair ve yazar abim Akif Kurtuluş benimle Duvar Dergisi için bir röportaj yapmak istedi. Ben de aynı yayınevinden, aynı tribünden ve aynı çevreden iki kişi olduğumuz için bu röportajın çok “körler sağırlar birbirini ağırlar” bir röportaj olarak görüleceğinden kaygıya düştüm. Akif Abi de, sağ olsun, “Madem istemiyorsun, o zaman bize yeni çıkacak kitabından bir öykü ver,” dedi. “Tamam,” dedim. Ama henüz yeni çıkacak kitabım falan yoktu. Öykü de yoktu hiç elimde. Bir akşam romancığımdaki o küçük düğün fikri geldi, yazarken Feridun’a dönüştü. Ve bu hikaye ilk kez Duvar Dergisi’nde çıktı. Sonra biraz değiştirerek ikinci kitabıma aldım. Gerçekle ilişkisine gelince, yaşadığım şeyleri anlatmamaya çok dikkat ediyorum. Ama yazdığım her şeyde yaşadıklarımdan damlalar, kaçınılmaz olarak, bulunuyordur sanırım.

İlla birilerinin kalbini dağlamanın lüzumu yok iz bırakmak için demek ki?”  Benim Adım Feridun, isimli öykünüzden alıntıladığım bu cümle üzerinden size şöyle bir sorum olacak: “Okur üzerinde iz bırakmak için de aynı şeyi söyleyebilir miyiz, illa kalp dağlamanın lüzumu yok mudur sizce kalıcı olmak için, mutlu öyküler de yoğun izler bırakabilir mi okurda?  Toplum olarak trajediyi daha çok seviyoruz sanki bu konuda fikriniz nedir?

– Lütfen kibir tasladığımı düşünmeyin ama okur, bir hikaye ya da romanı yazmaya çabalarken düşündüğüm son şeydir. Önce yazdığım şeyin kendi içime sinmesini beklerim. Okurda iz bırakmayı beklemek ya da istemek benim için fazla iddialı söylemler. Yazdığım şeyden yana gönlüm ferah olsun yeter bana.

Deli eder insanı yaşamak” cümlesi dikkati çekiyor İşe Çıkılacak Gün, isimli öykünüzde. Peki ya yazmak deli eder mi insanı?

– İnanın bilmiyorum. Ama her şey insanlar içindir eninde sonunda. Yazmak da, delirmek de.

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.