ümraniye escortkadıköy escortataşehir escort

sakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escort

Lale Müldür: “Bir çeşit şair olarak şiirin mavi sularında gezindiğimde görürüm ki karşımda hey hey hey Sarayburnu derim kendi kendime.”

01 Şubat 2019 0
  • Varlığını koruyan, her dönemin şairi olan Lale MÜLDÜR ile şubat sayımız için derin derin sohbet ettik.

Bir çeşit şair olarak şiirin mavi sularında gezindiğimde görürüm ki karşımda hey hey hey Sarayburnu derim kendi kendime. Çok şey anımsatır bana bu ve dönerim ardıma dönerim kendi yaşadığım yere doğru hey hey hey Lale, hey hey hey Lale derim; beni anlatır bana bu. Bilemiyorum şair olmak böyle bir şey.

  • Siz iyi ki şair olmuşsunuz ve ben sizi böylesine yakından tanıdığıma çok memnunum. İlk soruyla başlayalım o zaman Lale Hanım!

Başlayalım hanımefendi.

  • Uzun bir aranın ardından “Leonardo” adlı şiir kitabınız çıktı. Şairliğiniz boyunca şiir size ne kazandırdı ya da sizden ne götürdü?

Şiir bana çok şey kaybettirdi aslında. Bunların arasında para kazanmak artı tehlikeler ve tehlikeler ve tehlikeler var.

Bu tehlikelere karşı yerinde durarak savaşmak var ki bu benden çok şey alıp götürdü. Şiire girmeseydim böyle bir tehlikeli hayatın ne olduğunun farkında bile olmayacaktım. Şimdi teşekkür ediyorum tehlikeyi kuranlara, yapanlara. Çünkü bütün bu tehlikeler bana çok şey öğretti tabii! Dünyanın nasıl yürüdüğüne dair inanılmaz bilgiler, bu tehlikelerle geldiler bana.

  • Şiirden vazgeçmek mümkün mü?

Ben birçok defa denedim, mümkün değil. Neden mümkün değil çünkü gerçek şairsen senin bir tarz öz dilin oluyor, şiir gibi görüyorsun her şeyi, şiir gibi yaşıyorsun ve şiir oluyorsun kendinde belli bir saatten sonra. O yüzden sen kendin olduğun için, şiir olduğun için şiirden vazgeçmek mümkün değil. Şiir seni bırakırsa ancak. Şiirin beni bıraktığını sanmıyorum daha.

  • Umarım bırakmaz. İlk şiirlerinizi okuduğunuz birileri var mı?

Var: Erol IRZIK ve Gürol IRZIK. Boğaziçi Üniversitesi’nde Felsefe bölümü dekanı şimdi. Bir de Bülent SOMAY.  

  • Onların yorumları ne olmuştu?

Neden Türkçe yazmıyorsun dediler. Ben İngilizce yazıyordum çünkü. Onları dinleyerek hata yaptım. İngilizce yazmadığım için pişmanım şu an.

  • Leonardo kitabınızda da İngilizce mısralar var.

Var az buçuk, oradan çıkarıyorum İngilizce zevkimi.

  • Çoğu mısralarınız felsefi boyutta. Leonardo da böyle. Adem ve Havva hikayesine benzetiyorlar ama aslında Eva ve Leonardo’nun hikayesi bambaşka. Şiir anlaşılmazdır, hissettirmek için yazılır, okunur. Felsefi mısraların olması okuru daha da zorlamaz mı?

Tabii zorlar. Benim şiirlerimi anlamak ve anladım demek son derece güçtür. Ne anlarsa artık diyorsun, anladığı kadar anlasın diyorsun yazarken. Amma velakin benim asıl kitabım yakında YKY’den çıkacak: “Tehlikeliydin Biliyordum”

  • Muhteşem! Hemen Leonardo’nun ardına gelmesi çok daha güzel. Heyecanla bekliyorum. Şiir hâlâ bırakmıyor sizi. Peki sizce şiir Türkçe’nin gelişmişliğini dolayısıyla da toplumun gelişmişliğini gösterir mi?

Tabii Türkçenin gelişmişliğini göstermek şiirin vazifesi o açıdan toplumun gelişmişliğini de gösterir diyebiliriz. Şiir, Türkiye’de her şeyi gösteren bir olgudur. Romancılar bile şairlerin buldukları sahalar üzerinden giderek yazar.

  • Şairler hakkında ne düşünüyorsunuz, sizin aranız daha çok ressamlar ve müzisyenlerle iyi değil mi?

Şairler birbirlerini kıskanır. Kıskançlıkla hareket ederler söylemlerinde. Beni çok yaralamışlardı zamanında. Artık yaralanmıyorum. Şairleri sevmiyorum da.

  • Genç şairleri de mi sevmiyorsunuz? Çünkü sizin evinize gelen genç isimler oldukça fazla.

Evet doğru genç şairleri seviyorum ama genç oldukları için.

  • Edip CANSEVER, Ece AYHAN ve Cemal SÜREYA ile unutamadığınız anılarınız nelerdir?

Süper anılarım var. Onlar geleceği gören şairlerdir. Çünkü her şeyi biliyorlardı. Murathan MUNGAN beni Cansever’le buluşmak üzere Edip’in hep gittiği kafeye götürdü, orada Edip  birine kitap imzalıyordu, bir tane daha imzaladı ve Murathan’la benim ortama atıp bu geleceğin şairine dedi. Benim daha ortada bir şiir kitabım bile yoktu, sadece üç tane şiirim yayımlanmıştı o yüzden Murathan’adır diye ona verdim. Sonra hayır o Lale MÜLDÜR’e dedi.

  • Ne hissetmiştiniz?

Hiçbir şey hissetmedim. O kadar alakasızdım ki şiirle aklımda şairlik yoktu o zaman. Bir daha da gidip görmedim çok ayıp oldu. Böyle güzel bir şey diyen birini bir daha gidip görmek gerekirdi ama yapmadım. Turgut UYAR da öyle konuştu. Bahri ÖZGÜVEN’le evine gittik. Kapıdan girdik; Turgut karşıda duruyordu, beni görür görmez; “Şu kadın olmasaydı seninle çoktan nikah kıymıştım.” dedi. Tomris UYAR’dı o kadın. Hoşuma gitmişti tabii fakat yine onlara da gitmedim. Gitsem Tomris beni yerdi herhalde.

  • Tomris UYAR nasıl biriydi ki?

Valla şöyle söylerler: Şiir alanında her bir kimseyle evlenmiş olması, o sıralar öyle olmasının sebebi o alanda Tomris’in dışında kimse yoktu ki Tomris’e karşı çıksın yahut Tomris’i alt etsin. Bu da açıklanabilir gerçekten. Ben severdim kendisini. Bir şeyim yoktu. Ama bana davranışından ötürü negatif konuşuyorum. Çok ayıp ben bir şey yapmadım ki onun kocasına.

  • O cümleden sonra mı size tavır almıştı?

Evet ama hemen değil biraz bekledi. Yani aldı alacağını. Ece AYHAN’a gelince kendisiyle Gümüşlük’te çok yakın arkadaş olduk. Ece, bir sürü modern Fransız yazarını benden öğrendi aslında ve benden hiç öğrenmemiş gibi yaptı sonra. Bana öyle geliyor ki beni ufaktan kıskanırdı çünkü benim aleyhimde hiçbir zaman konuşmadı, en değerli şairlerden biriyim ben. Yokmuşum gibi davrandı. Ben de onun aleyhinde bildiğim şeyleri söylüyorum. Oğluyla olan ilişkisi, başka şairlerle olan ilişkisi… İsviçre’ye giderken o şairleri parasını çalmış gibi göstermesi ve polise şikayet etmesi… bunlar affedilir şeyler değil tabii. Bu yüzden Ece garip bir yerde duruyor. Hem Türk şiirinin önde gelen yazarı hem de hastalıkları yüzünden arkalardan gelen temsilcisi olarak.

  • Evet, Ece AYHAN içinde bulunduğu topluluğun diğer şairlerine nazaran daha kapalıdır ve bu kapalılık bilinçli şekilde oluşturulmuştur. Cemal SÜREYA hakkında bir şey söylemek ister misiniz?

Ece götürdü beni Cemal’e. İyi bir adamdı. O kadarını derim.

  • Destina’ya uzanalım, yani size… Nükhet DURU’nun ve Derya KÖROĞLU’nun yorumlarını nasıl buluyorsunuz?

Nükhet DURU’nun söylediği Destina şarkısının üzerinde çok durmam ama sonra Amerikalı müzisyenle yaptığı bir yorum vardır ki çok severim. Orada çok güzel söyler Destina’yı. Derya KÖROĞLU’nun söylediği ise bana kalırsa çok güzeldir. Ve esas orada önemli olan Selim ATAKAN’ın yorumudur ki gerçekten çok güzeldir.

  • Şiir yazarken acı çekiyor musunuz?

Çekiyorum tabii. Acı yukarıdaki göksel varlıkların özellikle seçtiği insanlara indirdiği bir şeydir. Bu yüzden acıdan kurtuluş yoktur ve olamaz. Bu acıyla doğan kişiler acıya atak geçiren çarpışma sonrası kurnaz, hain ve dehşetengiz kişilerdir.

  • Önceden mi çok acı çekerdiniz yoksa şimdi mi?

Beyin kanamasından sonra doğrusu bende acı bitti.

  • Kadın erkek ilişkilerine nasıl bakıyorsunuz? Özellikle bu dönemde?

Valla çok önemlidir bu dönemde de her dönemde de en önemli olgudur aslında. Benim daima çözmeye çalıştığım bir konudur.

  • Çözülebilir bir konu mudur?

Şairler için değil çünkü dediğim gibi şairler acıya yönelmiş insanlardır. Onlar da acısız bir duruma yönelmek yoktur. Hep yanlış kişilere aşık olurlar.

  • Şairler sıradan insanlar değillerdir o zaman?

Tabii! Şiirle resmi birleştirmek söz konusu olabilir burada, kadınla erkeği anlamak için ben de girdim şimdi resim konusuna. Kocam da ressam ve şairdi. O çok iyi anlardı beni. Hiç incitmedi.

  • Kaç yıl evli kalmıştınız?

13 yıl. Şiirin gittiği yerde birisi bekler onu hep. Hep bekler. O şairdir. Şair olarak eliyle tutar ve yönelir başka kıtalara. O değişik kıtalara yönelmek isteyen insanlar erkeklerden uzaklara gideceğini kesin olarak bilseler de geri dönerlerdi. Ama dönmüyorlar işte çünkü gitmek istedikleri şeyler başka. Şairlerle şair olmayanların gittikleri yerler gerçekten başkadır.

  • Sizin için kutsal olan bir şey var mı?

Su, su diyorum. Su gerçekten benim için kutsal bir şeydir. Yukarıya teşekkür ederim bu konu yüzünden. Ve son derece önemlidir su. Gerçekten de bunu eskiden beri derdim ve şimdiki su durumlarından dolayı realite olmuş durumda.

  • Siz şiiri sadece yazmıyor ve okumuyorsunuz; hissediyor ve yaşıyorsunuz. İyi insan olunur şiirle değil mi?

Tabii! İyi bir şair, iyi bir insan olma yolunda olmaya adım atmış demektir.

Deniz Zeybek
Deniz Zeybek

Diğer Yazıları

3 Şubat 1998’de karlı bir sabaha uyandım. İstanbul Üniversitesi Gazetecilik bölümü öğrencisiyim. Toplumun sorunlarını sorumluluğumda hisseden bir varlığım yani. İnsanlar havai fişek patlattı; bedenim yara aldı, kalbimin kuşları öldü. Acıyı hissettim, edebiyatta şifamı aradım…


BENZER KONULAR
YORUM YAZ