Lale Mevsimi -2- / Nalan Katı

 

Yağmur yağıyordu. Normal olmayan baskın sıcaklık, yıldızsız gece ve yüklü bulutları taşıyan rüzgar haber vermişti yağan yağmuru, bir de sızlayan dizlerim. Gün doğumundan önce başlayan yağmur bir yaz yağmuru gibi serinletiyordu havayı. Açık penceremden içeri dolan çim kokusu, toprağın kokusundan baskındı. Topraktan çok yeşil vardı. Oysaki kimsenin kimseyi rahatsız etmediği, herkesin kendini özgür hissettiği sevdiğim şehirde ağaçların yarısı çoktan yapraklarını dökmüş, kurumuştu.

Kaçtım! Beni sevenleri kendi hallerine bırakarak fütursuzca kaçtım.

Ne de güzel bir yere kaçmışım! Zincirlerinden kurtulmuş bir kölenin özgürlüğüne kavuşması gibi sevinç doluyum. Sakin, huzur dolu bir sevinç. İç çektiren bir heyecan. Biraz da tatlı bir telaş… Dolmuşum da taşamadan çekilmişim. Yağmurun ardından açan güneşle, gökkuşağının altında çam ağaçlarının mis kokusuyla bastırılmış, nemli bir avuç topraktım sanki. Çimen kokusuna karışmış kimsenin fark edemediği kokuydum. Cennet gibi bir yerdeyim. Yemyeşil bahçe, nar ve portakal ağaçlarıyla süslenmişti. Bereket dendiği aklıma düştü bir yıldırım gibi. Artarda çakan şimşeklerin karanlık gecede gözleri kör edercesine aydınlatışı gibi yüreğimde kopan fırtınadan sağ çıkmak için kaçarken gemim karaya vurdu. Cennet gibi bir yerdeyim. Kendimi bulmak için kaçtığım bu yerde kaybedecek bir şeyimin olmayışından korkacak bir şeyim de yok. İnsan kendine sahip olamayınca, kendini hiçbir şeye de aitmiş gibi hissedemiyor. Öksüz bir çocuğun mazlumluğunu, bir yanının hep yarım, eksik kalışından biliyor. Oda sayılıyor bir yetim. Sevdiğim şehirden kaçırtan insanlara rağmen her yağmur damlası konuşmasam da beni duyuyor. Bahçenin ortasından, küçük kulübemin önünden akan dere, bahçede dolaşan tavus kuşları, annelerini takip eden civcivler, ağaçlar, dağ laleleri ve kır çiçekleri, yeşilin her türlüsünü barındıran dağlar ve derenin kavuştuğu çakıl taşlarının kıyısındaki deniz… Batan Güneş, doğan Ay ve gök kubbeye cömertçe serpilmiş yıldızlar. Ilık ılık esen rüzgarla yayılan her bir koku, her bir ışık. Yatağımda bereket yağmurunun altında, her zaman şefkat dolu her zaman yanımda olan, bana olan aşkını anlata anlata bitiremeyen 15yıllık kocamdan, hasta annemden, küçülmüş bedenine yüce bir dağı sığdırmayı başarmış babamdan ve bencil ablamdan ayrı olmanın, yalnız olmamın üzüntüsünden kahrolacağım anda ıstıraba duyduğum korkuyla aldığım kısacık bir nefesle hayattayım. Buradayım ve son üç yıldır ilk defa yaşadığımı hissediyorum. Aldığım her nefesle tazelenip, verdiğim her nefesle rahatlıyorum. Aynı anda ne kadar çok şey oluyormuş meğer. Kendime dahi sahip çıkamamak zoruma gidiyor, değersiz hissettiriyor. Kaybolmuş, bir yanı eksik, biraz yetim, biraz da suçlu. Utanmaktan korkuyor insan. Rezil olmaktan, başarısız olmaktan. Kendiyle, emin olamayacağına verdiği ihtimalden bulduğu korkudan doğan o ürkütücü cesaretle, yüzleşmekten kaçtığı gerçek yüzünden kaçışını marifet sanıyor işin aslı. Hayatın bir ucu eğlence diğer ucu ıstırap. İnsanın bir yanı cennet, öbür yanı cehennem…

Her sabah mutlaka Türk kahvesi içermişim. Orta şekerli. Üç yıldır şekersiz çaya hayır diyemeyişime bir kez daha yenik düşüp, çay almak için yataktan kalkıp açık pencerenin önünde durdum. Beyaz kumaş perde kıpırdamıyordu. Yağmuru izlemek istedim önce. Dışarıda yaprak kıpırdamıyordu. Önümden akan dereyi gördüm. Tavus kuşunun çığlığını daha önce duymamıştım. Yağmur da yağmıyordu artık. Çim kokusu hala burnumdayken önümden geçen dereyi unutup, yağmurun sesi sanışımla yüzüm gülüyordu. Durup bir sigara yaktım. Aklımın bana oyunlar oynama şansını hafızamı kaybettiğimde yitirmişken, doğanın yaptığı şakaların ortasında kaldım. Ağlasam mı, gülsem mi her bilemeyişimde demli bir çay içtim son üç yıldır. Yemekleri de güzel buranın. Çay almak için ağaç evimden çıktım. Bir insanı başından ne geçerse geçsin, değiştirmeye yıllar mı yeter? Bir insan, iki farklı iki insanla ne kadar benzer olabilir ki? Aynı insan, bilmediği bir şeyden nasıl olur da biliyormuşçasına emin olabilir? Aklımdaki deli sorularla havuz başında çayımı içiyordum. Temiz hava, organik beslenme ve içimdeki tarifi zor huzurun hafifliğiyle iyice gevşemiş, uykum gelmişti. Yarım kalan sigaramı bitirip kulübeme geri dönecektim.

Ellerimi yıkıyorum. Ellerim temiz olmasına rağmen avuçlarımı suyun altında ovuşturarak el02lerimi yıkıyordum. Bir anda neden ellerimi yıkadığımı düşündüm. Suyun başında ellerimin temizliği dikkatimi çekmişti. Parlaktı, beyazdı. Sağ elimin işaret parmağının arasında bir acı hissettim. Koz parçası yapışmış gibi yanıyordu. Gözlerim açılır açılmaz etrafı lale şeklindeki lambalarla aydınlanmış havuzu gördüm.Boy boy,rengarenk laleler… Parmaklarımın arasında biten sigarayı söndürdüm. Neydi bu şimdi diye sordum kendime? Şaşkın, biraz da ürkmüştüm. Beyin emarı çektirmek isteyişimle ailemi telaşlandırmış, hafızamı kaybettiğim yetmezmiş gibi bir de evhamlı oluşumla ilgili terapistim ile konuştuğumuzu anımsadım. Rahatlamak için nedene ihtiyacım vardı. Babaannem gibi ben de bunuyor muydum bu yaşımda? Yoksa epilepsi hastası annem gibi akıl hastası mı oluyordum? Ya ablam! Bence paranoyak sınırında bir histerikti. Zavallı babacığım… Küçücük bedenine yüce bir dağı sığdırmıştı. Mutsuzken mutluymuş gibi davranabilmek için profesyonellik gerektiren bir rol yeteneğine sahip olmalı insan. Başka türlü nasıl çevresindeki herkesi mutlu olduğuna inandırabilir ki? Üstün yetenek gerektirir. Her sahne alışında biraz daha gelişen bir yetenek, kullanış amacına hizmet etmekle gurur duyarken insanı durup düşündürüyor. Korkutuyor. Neye hizmet etmek istediğini sorgulatacak kadar ürküyor. Derin derin düşündürtüyor… Düşüncelerden kurtulmak için uyku vaktimin geldiğine karar verdim ve kulübeme dönmek için kalktım.

2 Yorum Lale Mevsimi -2- / Nalan Katı

  1. Makarnaya ketçap sıkılır ama kapağını takmayı unutmuşsun sen de. Makarnalar boğulmuş yardım edin diyor. Bukadar cok tasvir ve betimlemeyi kim tavsiye ediyor size merak ediyorum. Roman kaldırır ok ama öykü bu. Hikaye nerede ?

    • Biraz sabır daha 2. Bölümdeyiz. Tavsiye üzerine yazı yazmıyorum 🙂 Selamlar teşekkürler okuyan gözlerinize sağlık

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.