Kusura Bakma Perçem Efendi / Ayşegül Kaya

Hey gidi Perçem Efendi! Sen de yer buldun ya kendine şu İstanbul’da…

Perçem Efendi. Kenar mahalle. Şehrin tortusu olduğu gibi buraya çöker. Yaz kış kömür kokusu. Sık sık toplu intihar vakaları olur. Karbonmonoksitle. Haber değeri olmadığından duyulmadı şimdiye dek. Gökyüzü yol yol kir, bulanık.  Yuh olsun bize de! Onca gündelikçi kadın. Elbirliğiyle, şöyle köpürte köpürte yıkayamadık şu mahalleyi. Bir paklayamadık. Gücümüz yetmez. Biz lüks evlere gideriz. Zaten temiz olan evlere. Nasıl olur bilmem ama o evler günün her saatinde güneş alır. D vitamini eksikliğimizi giderip öyle döneriz. Akşam trenleriyle. Yorgun.

Yürüyor Nurcan. Kendi haritasının en uzak noktasına gidecek. Mahallenin sınırlarından bir çıksın, gerisi kolay. Şu pespayelikten bir kurtulsun. Son kez bak etrafına. Bak kız bak! Bak da sevin kurtulacağına. Külüstür dükkânlar, gecekondudan bozma üç-dört katlı apartmanlar, önlerinde büyük şehir mağdurları. Şehirli olacağız umudu ile geldikleri yerde kimliklerini çaldırmışlar. Gazetede ilanları yok. Elleri bakımsız. Bakırlarını yüklenmiş bir kadın. “Kalaycı!” Sesi mahalleye uygun. Dün yine gencecik bir kızın boğazına ip dolandı. Çok sık olur buralarda. Babası, ağabeyleri, ipe methiyeler düzüp durdular. Bir delikanlı fişlendi o sırada. Perçem Efendi’de bir genç kız daha sırasını savdı.

Yürüyor Nurcan. Perçem Efendi zift kusuyor ayaklarının dibine. Köşedeki bakkalın kapısı kapalı. Gazetelik, plastik toplar, her şey olduğu gibi önünde. Camda kargacık burgacık bir yazı: “Cumaya gittim, geleceğim.” Cuma namazıyla kara para aklıyor bakkal Rüstem. Hemen ötedeki berber dükkânının önüne gelin arabası park edilmiş. Süslü. Şaşı bir oyuncak bebek oturtmuşlar önüne. Damat tıraş oluyor. Mukadder’indir bu. Sahi, akşama düğünü var. Karı otuz ikisinde telli duvaklı gelin olacak iyi mi? Tohuma kaçtı. Kaçsın. Ne güzel gençliğini yaşadı. Ondaki akıl birazcık bende olaymış. Akşama davullar patlayacak meydanda. Elektro saz, Ankara misket. Kadınların sarkık kolları havada. Bilezikleri şıkır şıkır. Sesler mahallenin kenarından geçen otobanın vızıltısını bastıracak. Beni ilgilendirmez. Siz gerdan kırarken ben, o hoo…  Yüzü kızarıyor. Daha önce hiç böyle hissetmedi Nurcan.

Yürüyor Nurcan. Her adımda biraz daha gevşiyor. Bitti. Sahiden bitti. Kör ölür de badem gözlü olur mu? Olmaz. Burayı asla özlemeyecek. Hiç kimseyi özlemeyecek. Ona ait olan ne var ki? Her şey Perçem Efendi’nin. Üç oğlan çocuğu koşar adım geçiyor yanından. Burada çocukları da Perçem Efendi doğurur. Genetik perişanlıklarından anlaşılır zaten bakar bakmaz. Bir tanesinin saçları kazınmış. Kabak gibi parlıyor kafası. Salgın. Babaanne nasırlı elleri ile tek tek kırmış bitlerini. Çıt! Baş edememiş. Kökü sende deyip vurmuşlar makineyi.

Yürüyor Nurcan. Her adımda biraz daha korkuyor. Ne güzel bir korku bu! Korkusuna sığınıyor. Nereye gittiğini herkes biliyor sanki. Saçma. Her zaman bu yollardan geçiyor. Çığırtkanlar avaz avaz bağırsın isterdi caddenin ortasında. Duyduk duymadık demeyin! Nurcan özgürlüğüne kavuşacak!  Genç bir kıza takılıyor gözleri. Ne kadar alımlı. İnce topuklu ayakkabılar. Sen de gençsin aslında Nurcan. Unutuyorsun hep. Kızın üzerindeki her şey çakma. Belki de kimseye söylemiyor Perçem Efendi’de oturduğunu. Parfüm kokusuna doğru sürükleniyor. Senegalli mülteciler gelmiş kara kara. Ucuz parfümlerini sergiledikleri tezgâhlar sokağın başında.

Yürüyor Nurcan. Her adımda biraz daha yenileniyor. Su borusu patlamış. Kaldırım kenarını takip eden akıntıda yüzünü görüyor. İlk yüzünü. On yedisine dek çocuktu. Genç kızlığı yok. Kanun hükmünde kararname ile bir gecede köle ilan edildi. Önce bir evinin kadını ol, reşit olmak kolay! Yüzünü yerde bırakmayacak. Mukadder’i de gelinlikle göremeyeceğim. Aman, çok da derdimdi.  

Yürüyor Nurcan. Her adımda biraz daha kendine yaklaşıyor.  Cadde bitiyor. Sağ tarafı şarampol. Aşağısı otoban. Sol tarafında dükkânlar hizaya gelmiş. “Şahin Oto Tamir” tabelasına uzun uzun bakıyor. Üst geçide doğru ilerliyor. Karşıya geçip minibüse binecek.

Mukadder’in vardığı herif zenginmiş diyorlar. Durdu durdu, turnayı gözünden vurdu. Takar kırmızı kuşağı da beline. Öyle ya, gelinin alametifarikası o. Kuşak kırmızı, çarşaf kırmızı, içler rahat. Sarı dişleri ile gülümser damat. Mukadder’inki de mi sarı dişli? Bilmem… Benim herif sarı dişliydi diye her damadı öyle hayal ediyorum. Zamanında ben de taktım kırmızı kuşağı. Gelinliğimi kendim diktim. Yıllarca güvelere ziyafet… Kiralayacaksın, olcak bitcek. Güzel gelin olduydum. Neye yaradıysa. Tacımın kenarlarından sarkan bukleler… Manyak bir herif için. Allah belasını versin.

Yemek tuzsuz Nurcan. Yer misin yemez misin? Ayakkabılarımı fırçalamadın mı Nurcan? Yer misin yemez misin? Sahi aç mısın Nurcan? Ne versek yer misin? Sırtından sopayı karnından sıpayı eksik etmediler. Süt korumaz. Beş aylık lohusayken yine gebe kaldı Nurcan. Beşiktekini bir türlü uyutamadı diye dayak yedi. Bebek düştü. O gün bu gündür, herifin beyninde çıplak kadın resimleri. Oyalanır onlarla. Parasızlıktan, sadece hayalinde… Geçirir pijamasını altına. Köpüksüz ister hep kahveyi. Ağzının tadını bozuyormuş. Manyak diye boşuna demiyorum.

Gözü bir şey görmüyor. Nurcan gidecek. Yetti. Heyecandan uyuyamadı bütün gece. Esneyip duruyor. Göz kapakları ağır. Derin uykulardan uyandım ben. Tekrar uyutmayın sakın! Özgürlüğü kafasına koydu Nurcan. Hiçbir şey umurunda değil. Vasiyetnamesi hazır. Perçem Efendi kanunlarına göre ölü sayılacak. Kızı affedecek mi? Bir gün. Aklı erdiğinde… Evlat kokusundan soğuttu herif beni. Bir söylenti var; belediye ortada kalan kocaları karbonmonoksitle zehirleyecek diyorlar. Hay Allah’ım. Gülesim geldi. Olur mu olur.

Üst geçitte yürüyor Nurcan. Ayaklarının altından geçip giden arabalar başını döndürüyor. Temizlediği evlerdeki kadınların döndürdüğü gibi. Hızla akıp gider onların hayatları da. Her gün bir başka macera. Akşama mutlaka bir yerlere gidilir. Hafta sonları için planlar. “Ay yoğunluktan bir türlü arayamadım şekerim.” denen telefon konuşmaları. Nurcan’ın her günü aynı. Her sabah, bir öncekinin artçısı. Zaman alabildiğine geniş. Çocuk okula, herif sokağa. İş bakınayım biraz demez mi bir de çıkarken. Yalanını sevsinler senin.  Okey masasında yancı. Bazen batağa dördüncü. Çaylar sıcak. Nurcan başkasının camlarını parlatır. Kuş pisliği tazeyken sıvaşır. Kuruyunca kazımak lazım. Bıçakla. Nurcan birkaç kez hayalinde kocasına sapladı o bıçağı. Birkaç kez öldürdü. Öldüremeyeceğini bile bile öldürdü. Herif kaç kez maktul oldu, haberi yok. Allah esirgesin! Katil olduğuma değer mi? Bıçak bu. Mutfak tezgâhında durduğu gibi durmaz. Herifin kanıyla mı uğraşacağım bir de.  Kaç gündür evdeydi. Neyse ki bugün sabah kahvaltısını ziftlenir ziftlenmez çıktı. İsabet. Dizleri ağrıyormuş beyimizin. Çok oturmaktandır o. Yürüyemez ol inşallah. Pijaması üstünde. Orasını burasını kaşıdığı eliyle televizyonun kumandasını avuçlarken “Akşama bira al!” diye buyurdu. Ağzındaki lokmaları saçtı sofranın üzerine. “Çerez de al. Unutma sakın.” Mikrop. Çalış da kendin al biranı. Ben akşama yokum. Bundan sonraki hiçbir akşam olmayacağım. Hani şu Şahin Oto Tamircisi var ya. Orada çalışan bir delikanlı var, bildin mi. İşte onunla kaçacağız biz. Her şeyi planladık. Anan gelir bakar artık size. Biranı da kendin alırsın. Ben kızımı görürüm yine. İlerde. Bir gün… Beni anlayacaktır. Büyüdü sayılır zaten. Öyle ya, okuldan gelince akşama dek evde yalnız…Şimdi tahammülüm yok. Bu mahallede, seninle biraz daha yaşarsam öleceğim.

Minibüste Nurcan. Gömleklere sinen ter kokusu, mayıs sıcağıyla katmerlenip midesini kaldırıyor. Dayan Nurcan. Şahin oto tamircisinde çalışan delikanlı ile otogarda buluşacaklar. İçi içine sığmıyor. Mahalle geride kaldıkça içi huzurla doluyor. Otogar. Nurcan’ın haritası bitti. Başka haritaları keşfedecek. Etraf cıvıl cıvıl. Gidenler, dönenler. Aralık kalmış valizlerden sarkan hayatlar. Gelmemiş daha. Gelir. Telefonu neden kapalı? Şarjı bittiyse…Tertemiz giyinmiştir o şimdi. Nasıl da yakışıklı olmuştur. Avuçları terliyordur heyecandan. Kıyamam. Yol boyu başımı dayarım omzuna. Kokusunu içime çekerim. Sevdiği bir başka kokuyormuş insana…Benim heriften sonra. Kaçak göçek sevişmeler geliyor Nurcan’ın aklına. Boynundan kuyruk sokumuna dek karıncalar ilerliyor. Şahin Oto Tamircisi’nde çalışan delikanlıyı beklerken utangaç bakışlarını saklayacak yer arıyor. Yaşlı bir adamla göz göze geliyor o sırada. Düşünceleri okunur korkusu ile gözlerini kaçırıyor. Gelir gelir. Merak etme. Konuştun ya evden çıkmadan. Sesi bir tuhaftı gerçi. Durmadıydım üzerinde. Kırk beş dakika geçmiş. Nurcan aradığı kişiye hâlâ ulaşamıyor. Normal mi bu kadar gecikmesi? Kötü bir şey mi oldu yoksa? Yok canım! Takılmıştır bir yerlere. Aklı bir karış havada. Eee, toy delikanlıyla böyle işte Nurcan’ım. Yirmi birinden daha ne kadarcık gün aldı, yirmi iki oldum diyor herkese. Aramızdaki yedi yılı ne kadar kapatsam kâr diyor zağar. Sevimli de… Bir buçuk saat. Kaç tane otobüs kalktı? “İzmit yolcusu kalmasın” diye bağırdılar defalarca. Nurcan kaldı. Kalbinde darp izleri. Kalbinde ağır vasıta izleri. Otogar göçük altında. Gelmeyecek. Korktu mu? Korktun mu ha? Allah senin de belanı versin. Hepiniz aynı soydansınız. Bıçak. Bıçakla… Elim değmişken hepinizi… Allah’ım aklıma mukayyet ol.  Kaçış planı iptal. Tam iki buçuk saat boyunca benzin soluyor Nurcan. Perçem Efendi’ye geri mi döneceğim şimdi? O tükürdüğümün mahallesine… Nefes…Nefes alamıyorum. Yanakları ıslak. Ayakları bedenini taşımakta zorlanıyor. Bir duvar kenarına çömeliyor. Başı dönüyor. Kanı çekildi içinden. Sövmeye dahi gücü yok. Ne ummuştun Nurcan’ım? Ah nasıl inandın, nasıl kapıldın? Ne çok hayal kurdum ben. Ne çok… Alın yazısı diye bir şey var. Değişmiyor işte. Gözü kör olsun! Son bir gayret. Kalk Nurcan. Kalk kızım. Haydi!

Yürüyor Nurcan. Giderken heyecandan birbirine karışan ayakları bu kez ölgün. Her adımda biraz daha siliniyor. Her adımda biraz daha içine kapanıyor. “Şahin Oto Tamir” yazan tabelaya bakıyor yine uzun uzun. Sevdiği içerde değil. Hastaneye gideceğim diye bahane uydurup izin almıştı. “Sonrası mühim değil. İki gün arar sonra yeni birini bulurlar” demişti. Kaçacaktık ya! Sonrası mühim değildi. Yarın gelip arabaların altına yatacak mı yine burada? Yanaklarında yağlı kara izlerle. Bir açıklama yapacak mı? Belki buraya da dönmeyecek. Kim bilir.

Avazı çıktığı kadar bağırarak dükkâna doğru ilerliyor. Dalıyor içeriye. Eline geçirdiği demir çubukla tamir için gelen bir arabaya var gücü ile vurmaya başlıyor. Vuruyor, vuruyor. Arabanın kanı akıyor. Kocasının kanı akıyor. Sevdiği delikanlının kanı akıyor. Vurdukça hafifliyor. Ağzından, kulaklarından yıllanmış irinler fışkırıyor. İyileşiyor. Öldürerek iyileşiyor. Kime vurduğunu bilmiyor. Yüzler değişiyor sürekli. Birden kendine geliyor. Ne zamandır “Şahin Oto Tamir” tabelasına baktığının farkında değil. Mavi tulumlu bir adam yanına yanaşıyor. “Birine mi baktın abla?” “Yok. Dalmışım.”

Yürüyor Nurcan. Bakkal Rüstem cumadan dönmüş. Fileden çıkarttığı bir topu, şu kabak kafalı çocuğa uzatıyor. Herkes aynı. Herkes Perçem Efendi’nin kendisine biçtiği rolü tekrar ediyor. Kalaycı bu kez kendi ellerini kalaylıyor. Gökyüzü simsiyah. Şu mahalleyi de bir yıkayıp paklayamadık ya, Allah da bizi kahretsin. Karbonmonoksit hemen öldürmez. Kusura bakma Perçem Efendi. Kendi usullerimle öleceğim. Evde bir yığın ilaç var.  Yeşil reçeteye tabii olacak ölümüm ama şimdi değil. Belki açar telefonunu. Belki bir açıklaması vardır.

 

 

 

11 Yorum Kusura Bakma Perçem Efendi / Ayşegül Kaya

  1. Bir an Necip Mahfuz’un anlattığı sokaklardan birinde hissettim kendimi. Çok güzel olmuş. Kaleminize sağlık.

  2. Öykünüzün her sözcüğünü yeniden yeniden yaşadım. Yüreğimde hüzün bulutları uçuştu. Harika bir anlatım. Emeğinize ve kaleminize sağlık…

  3. Kutlarım Ayşegül. Öykünü beğenerek okudum. Hadi itiraf edeyim, kıskandırmak da biraz:))
    Yüreğine sağlık.

  4. Güzel bir öykü. Samimi, doğal,akıcı. Nurcan bir film seridi gibi geçiyor gözümün önünden. Fotoğraflar oluşuyor bellegimde. (Hafizada fotoğraf olusturan öyküleri çok severim.)
    Kel kafalı çocuk, deli deli yürüyen, çevreyiinceleyen, üst geçitten geçen, arabaya binen, otogarda telaşlı telaşlı bekleyen, duvar dibine çöken Nurcan,mahalle bskjalindaki “namaza gittim, döneceğim tabelası, “Şahin Oto Tamir”ve daha pek çok canlı kare.
    Kutluyorum. Emeğine sağlık. Okuru bol olsun.

  5. Sevgili Ayşegül öyle berrak ki kalemindeki betimleme gücü,öykünün içinde akıp gittiğini öykü bitince fark ediyorsun:)) İnci gibi dökülen kelimelerini ve zarif dokunuşunu çok seviyorum. hep yazman dileğimle sevgiler.

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.