Kurtulacağız / Fırat Demir (17 Yaş)

 

“Kurtaracağım sizi.” dedi babam. Düşünceli, biraz umutlu biraz da bitkindi. Hep aynı cümleleri kuruyordu: “Kurtaracağım sizi yoksulluktan. Parasızlıktan, bu evden kurtaracağım.” Ağzıyla söylemesi kolaydı da nasıl yapacaktı, nasıl kurtaracaktı bizi buradan? Bir baba neden her akşam bunları söyler? Eğer üç yaşındaki kızı açlıktan ağlıyorsa söyler bir baba bunları. Benim üç yaşındaki kardeşim açlıktan ağlıyordu.

Şehre çok uzak bir köyde yaşıyoruz. Ben, kardeşim, annem ve babam köyün en fakir insanlarıyız ama parası olmayan her insan gibi gönlümüz zengin. Yağmur yağdığında, rüzgâr çıktığında sarsılan bir evde yaşıyoruz; daha doğrusu yaşamaya çalışıyoruz. Her nefesimiz açlık kokuyor ve bu kokuda boğulacağız bir gün hepimiz. Annem açlıktan ağlayan kardeşimi sustururken şükrediyor sürekli. “Şükredilecek neyimiz var bizim anne?” diye sormak istiyorum ama soramıyorum, sormuyorum. Evde, kahvede bizi bu hayattan kurtarma planları yapan babamın ağzında ise sürekli isyan ve arayış cümleleri… “Kurtulacağız!”

Aslında daha önceleri bu kadar kötü değildi durumumuz. Hayvanlarımız vardı. Annem sağardı, babam şehre iner satardı sütlerini. Tabi arabamız da vardı. Sütçü arabamız… Hafta sonları inerdi babam şehre. O sütleri satar, kazandığı parayla iyi kötü geçinirdik. En azından şimdiki halimizden güzeldi durumumuz. Beyaz kasalı arabamıza yüklerdik sütleri, müşteriler de belliydi zaten. Kornaya basa basa girerdi babam mahallelere. Babamla gittiğimiz zaman mikrofonla bağırırdım “Sütçüüüü!” diye. Tabi ya, arabamızda mikrofon bile vardı; sütçü arabasına mikrofon taktıracak kadar paramız vardı o zamanlar. Biz iyi kötü geçinirken belki de babamın daha çok para isteği batırdı bizi. Ticaret için ortaklık teklif eden arkadaşına güvendi. Arabamızı, hayvanlarımızı satıp verdik o adama ama parayı alıp yok oldu o adam. Dolandırılmıştık. Elimizde sadece yaşadığımız küçük ev kalmıştı. Arabamızı park ettiğimiz o garaj da boştu şimdi, hayvanlarımızın alt kattaki ahırı da… Ahır, yatağımın tam altındaydı. Hayvan sesleriyle uyurdum geceleri. İsim bile koymuştum aslında hepsine: “Sarıkız, Tosuncuk…” Şimdi boştu yerleri. Kafamı yastığa koyduğumda Tosuncuk’un değil, ahırın sessizliğini dinliyordum artık. Bazen düşünüyorum da acaba inip ahırda mı uyusam? Yatağımdan daha sıcak, evimden daha güvenlidir.

Dolandırıldıktan sonra hiçbir akrabamız telefonlarımızı açmadı. Gerçi sütçü arabamız varken bile sevmezlerdi bizi. Doğunun dağında yaşayan basit köylülerdik. Fazlasıyla pistik, sütçü arabamız varken bile fakirdik. Onlara göre alt sınıftık biz. Sanki onlar bu köyün topraklarından çıkmış değillerdi. İnsanlar geldiği yeri ne de çabuk unutuyordu. İnsanın seviyesini parası ve yaşadığı yer mi belirler? İnsanları sınıflara ayırırken neden karakterlerine göre ayır(a)mıyoruz? Gerçi insanları neden sınıflara ayırıyoruz ki!

Babam bu küçük köyde iş bulamazdı. Burada herkes kendi ticaretini yapar geçinirdi. Çalışacağı bir iş yoktu yani burada. Köylüler bir süre sahiplendi bizi. Babamın kahve arkadaşları babama para desteği verdi. Evet evet, hani kötülediğimiz kahve adamları var ya onlar koştu ilk yardımımıza. Komşularımız sofrasına buyur etti bizi. Ama kış yaklaştıkça onların yardımları da azaldı. Onlar da bizim için hiçbir şey yapamaz hale geldiler. Babamın kurtarması gerekiyordu bizi bu hayattan.

Akşam babamın kahveden gelme saatlerinde kapıya çıkar, büyük kayaya oturur, babamın eve gelişini izlerdim. Her akşam umutsuzca, düşünceli gelirdi eve. Ayakları geri geri gidiyordu. Zorunda olduğu için geliyor gibiydi eve. Küçük kardeşimi ve annemi öyle görünce kendini suçluyordu hep. Gelmek istemiyordu eve, kahvedeydi o yüzden genelde. Her akşam o ayakları geri geri basan adam bugün koşarak geldi eve. “Kurtaracağım,” yerine “Kurtulduk, buldum,” dedi bu sefer. Heyecanla toplandık başına, o anlatmaya başladı. “Alt köyden Halit Ağa var ya…” sözünü tamamlamadan endişeli, ağlamaklı ses tonuyla girdi annem araya: “Daha önce de birine güvendiğimiz için bu haldeyiz,” dedi. Babam: “Yok hanım, bu öyle değil; dinle hele bi,” dedi ve anlattı sonra olanı. Halit Ağa, Ankara’da bir fabrikanın sahibini tanıyormuş, bize orada iş ayarlamış. Babam ve ben oraya gidip para kazanıp hem annemlere yollayacakmışız hem de biriktirecekmişiz. Biriktirdiğimiz para yeniden sütçü arabası almamıza yetecekmiş. Eski günlere tekrar dönecekmişiz. Sabah yola çıkıyormuşuz babamla. Çantamı hazırlamak için odaya gittim. Eski püskü kitaplarımdan koyuyordum çantama okurum diye. Ama babam geldi “Orda bize bunlar lazım olmayacak, giyecek şeyler al,” dedi ve kitaplarımı çantamdan çıkartıp kıyafetlerimi yerleştirdim. Okumayı severdim ama bu halde okumayı düşünemezdim. Etraftan borç alıp biz para yollayana kadar idare etmeleri için annemlere bıraktık. Yol paramızı da köylüler ayarladı sağ olsunlar. Fabrikaya geldiğimizde Halit Ağa ayarlamış her şeyi, alacağımız maaşı bile konuşmuş. Fabrikada dip köşede bir oda ayarlamışlar bir de bize. Anlaşmamız kolay oldu. Hemen çalışmaya başladık.

Çalışmaya başladığımız ikinci gün kaçmayı düşündüm. Köyüme gidip aç yaşamayı tercih edecektim neredeyse. Ama alışmam uzun sürmedi. Kısa sürede tanıştık, kaynaştık. Kendimizi sevdirdik onlara, dost olduk hepsiyle. Yine de her gece odaya girip sert döşekteki sert yastığa başımı koyduğumda evimizi özlediğimin biraz daha farkına varıyordum. Biraz daha özlüyordum annemin nefesindeki açlık kokusunu. Babamın dediği “kurtulduğumuz günü” hayal ediyordum. Bu sabah fabrikanın çatısında bir sıkıntı olmuş, birisinin çıkıp düzeltmesi gerekiyormuş. Basit bir işlemmiş ama zayıf birinin çıkması gerekiyormuş, yoksa halat çekmeyebilirmiş. Zayıf halatın çekebileceği birisi çıksın denilince herkesin gözü bana çevrildi zaten. Bir şartla çıkarım dedim: “Aşağıdan ipi babam tutsun.” Halatı bağlayıp yukarıya doğru tırmandım. Düşmemem için başta babam olmak üzere herkes sıkıca halatı tutuyordu. Tam çatıdaki sıkıntıyı giderecekken ayağım kaydı birden ve yere çakıldım. Babamın kucağındaydım. Söylemek istediğim şeyler henüz bitmemişti aslında. “Tanrı’ya dokunmaya gidiyorum babacığım. Konuşmak istiyorum ama konuşamıyorum. Eğer konuşabilseydim, sana söyleyeceğim son şey: ‘Annemi ve kardeşimi kurtar’ olurdu.”

 

 

Fotoğraf: https://bit.ly/2KsJY1O

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.