Kore Gazisi/ Serkan Fırtına

Mahalle arasında yaptığımız maçlar, çocuk dünyamızın dünya şampiyonaları gibi olurdu. Sokak arasından geçerken oyunumuzu bozmaya çalışanlara tepki gösterir, kızardık. Ama öyle biri vardı ki, o mahalleden geçerken maç resmen dururdu. Bunu bir kural olarak koymamıştık ama herkes bu davranışı bir gelenek haline getirmişti. Kore Gazisi amcamız, kesekâğıdında elinden hiçbir zaman eksik olmayan şarabıyla ve yakasından hiç düşürmediği madalyalarıyla ağır ağır yürürdü. Öyle içten, öyle güleç ama bir o kadar da hüzünlü bakardı. Biz hiçbir şey anlamazdık. Gazi’nin ne demek olduğunu az çok biliyorduk ama Kore ile Gazi ne alakaydı. Bir gram aklımızla konunun içinden çıkamıyorduk. Hatta onu o kadar çok severdik ki, bizim mahallenin sınırlarından çıktıktan sonra diğer üç mahallede de onu takip eder, o sırada maç yapan çocukların oyunlarını durdururduk. Bu girişimlerimiz yüzünden mahalle kavgalarımız eksik olmazdı ama ne yapar eder onu evine kadar geçirirdik. Onun ise arkası dönük olduğu için yaptığımız bu yardımdan hiç haberi olmazdı.

Bir gün hep beraber toplanıp fotoğrafçı Hilmi ağabeyin dükkânına gitmeye ve konuyu çözmeye karar verdik. “Kore’de ne olmuştu?”, “Biz Korelilerle mi savaşmıştık?” gibi çocuk aklı sorularımızla karşısındaydık. Hilmi ağabey meşguldü, bizimle hemen ilgilenmedi. Altılı ganyan oynarken dünyada her şey onun için dondurulmuş bir kütleler hazinesine dönüşürdü. Mahallenin tüm çocukları severdi onu. O zamanlar fotoğrafların basımı Çankaya’daki büyük dükkânlarda gerçekleşirdi. Hilmi ağabey de iki günde bir bizlerden birisine yol parasını verip filmleri bastırmamız için yollardı. Herkes sıranın kendisine gelmesini bekler, Konak’a gitmenin, Kemaraltı’na uzanmanın hayalini kurardı. O yıllarda çocuklar, ninelerinden aldığı tembihlerden başka bir korunağa sahip değildi ama başlarına da pek bela gelmezdi. Baskıdan çıkan fotoğrafları alır, semtimize geri dönerdik. İşin en heyecanlı kısmı, dönüşte belediye otobüsünde zarfın içindeki fotoğrafları incelemek olurdu. Çoğumuz başlarda bunu yapmaya utanır ama daha sonra alışırdık.

Hilmi ağabey önündeki at yarışı bültenini yere fırlattı ve bir sigara yaktı. Dükkânın içi duman altı olmuştu. Maltepe’nin en kalender emekçi-esnaf sigaralarından biri olduğu dönemlerdi. “Hayırdır çocuklar? Bugün baskı işi yok, neden geldiniz?” Hepimiz birbirimize bakmıştık. TRT çocuk korosu gibiydik ama tek farkımız o korodaki çocuklar gibi cicili bicili değil, yırtık pırtık olmamızdı. Hiç prova etmememize rağmen aynı anda konuşabilmiştik. “Kore Gazisi ne demek Hilmi ağabey?” Önce sigarasına sağlamca bir asıldı. Çıkarttığı dumanı kapı önüne kadar takip ettik. Sanki Kızılderililer gibi dumanla mesaj gönderiyordu. Oturan Boğa Hilmi Ağabey, sanki biraz sonra oklarını kuşanıp çıkacak gibiydi. Öksürdü ve sadece şunu söyledi: “Büyüyünce anlarsınız” Sorulara tekrar yönelip, anlamadığımızı söylemeye çalışsak da bir işe yaramadı.

Hilmi ağabeyden umudumuzu kesmiş, sokaktaki maça kaldığımız yerden devam etmiştik.

Kore Gazisi’ne saygımız ve sevgimiz uzun süre devam etti.

Kore Savaşı’nın ve dünyadaki bütün savaşların ne kadar anlamsız olduğunu öğrendiğimizde ise ortada ne mahalle maçları kalmıştı ne de Kore gazisi amcamız…

Hepimiz yok olmuştuk.

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.