Koray Horasan: “Ben gerçek olmayan bir güce inanmıyorum. Sihir benim için gerçek değil ama bilim gerçek ve sihirden daha kuvvetli. Sanat, sihrin ta kendisi.”

Söyleşi: Mahmut Yıldırım

Kasım sayımızda, “Yıldız Gözlü Çocuklar” adlı Fantastik Çocuk Edebiyatı romanı ile okuru selamlayan Yazar Koray Horasan ile söyleştik.

Koray Horasan ile Fantastik edebiyatın bir kaçış edebiyatı olduğundan, gerçek dünya ile fantezi dünyasının nasıl iç içe geçtiğinden, romanın oluşumu, genel hatları ve en önemlisi romanın ana teması sanat üzerine konuştuk

Fantastik çocuk romanı yazarı Koray Horasan ve kitabı Yıldız Gözlü Çocuklar ile tanışmaya hazır mısınız?

 

  • “Yıldız Gözlü Çocuklar” adlı fantastik romanınız yaklaşık iki aydır raflarda yerini almaya başladı. Tabi okur durur mu? Kitabınız edebiyatın mutfağından taze taze çıkarken okur da yerini aldı. Son Gemi okurlarına kendinizden ve romanınızdan bahseder misiniz? Yıldız Gözlü Çocuklar’da okuru neler bekliyor?

İlk önce sürükleyici bir macera bekliyor. Hikâye hem bizim dünyamızda hem de bambaşka fantastik dünyalarda geçiyor. Bu da meraklısı için ayrıca ilgi çekici bir öğe oluyor. Kitabın size hayal ettirdikleri ile de görsel bir şovun içinde bulacaksınız kendinizi. Ayrıca kendinizi de özel hissedeceksiniz. Kitaptaki çocukların özel güçleri uzaydan, şimşekten ya da radyasyondan gelmiyor. Senin, benim gibi içimizde olan keşfettiğin veya keşfedemediğin yeteneğinden geliyor. Su bükmüyorlar, görünmez olmuyorlar, ateş atmıyorlar… Güçlerini spordan, sanattan ve bilimden alıyorlar. Dolayısıyla okurun kendini o çocukların yerine koyacağını düşünüyorum.

  • “Her çocuk sanatçıdır. Esas mesele büyüdüğünde sanatçı kalabilmektir.”

Pablo Picasso

sözüyle romana giriş yapmışsınız. Bu söz romanın kurgusuna ustalıkla işlenmiş. Bu sözün ışığında romanınız ve sanat üzerine neler söylemek istersiniz?

Her çocuk sanatçıdır ve olağanüstü hayal gücüne sahiptir ve bunu geliştirmeye açıktır. Maalesef dünyada birçok çocuk açlıkla ve hastalıkla boğuşuyor. Bırakın hayal kurmayı, hayatta bile kalamıyor. Diğer kalan şanslı kısım ise de dünyanın düzenine, dönen çarka adapte olmaya çalışıyor, çalıştırılıyor. Özellikle Türkiye’de, çocuklara iş, güç sahibi olması için ebeveyenlerden çok erken yaşta bir dayatma başlıyor. Çoçuk kendisinin neye yeteneğinin olduğunu bilemeden veya bilip de üzerine yoğunlaşmadan kendisini içi boşatılmış ders kitapları içinde gömülürken buluyor. Ve ileride mutsuz bir öğretmene, mühendise, doktora dönüşüyor. Yıllar sonra da onlardan şu sözü duyuyoruz.

“Ben aslında çok iyi gitar çalıyordum, ben çok iyi futbol oynuyordum, resmim çok güzeldi ama…”

  • “Evet bilimkurgu ve fantastik bir kaçış edebiyatıdır. Ve tam da bu yüzden muhteşemdir. Bir asker düşmanın eline düştüğünde kaçmakla yükümlü olduğunu düşünmez miyiz? Tefeciler, kör cahiller, buyurganlar hepimizi hapiste tutuyor. Eğer aklın ve ruhun özgürlüğüne değer veriyorsak, eğer hürriyet tarafındaysak elbette kaçmakla ve elimizden geldiğince çok mahpusu kurtarmakla yükümlüyüz. Fantastik edebiyat tutkunları hapisten kurtulmayı başarmış kimselerdir.” diyor Ünlü yazar Ursula K. Le Guin. Bu sözle neden yazdığını açıklıyor bir nebze. Peki siz neden yazıyorsunuz?

Hapisten kurtulmak için 🙂 Neden fanstiktik mi yoksa neden yazıyorsunuz mu? Neden fantastik sorusu,  anlatmak istediğim şeyi doğrudan anlatmak istemediğim için, bir kaçış olarak düşündüğüm için belki de fantastik yazıyorum. Tabii ben bu kitap özelinde fantastik yazdım çünkü çocukların hayal gücüne hitap etmesini istedim. Başka bir projede fantastik bir öğeye ihtiyaç da duymayabilirim.

  • Romanda kullandığınız sözcükler, cümleler edebi disiplin içerisinde ama size ait bir özgünlükle dile geliyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Ben basit dille yazmayı seviyorum, özellikle de kitabımın kitlesi düşünüldüğünde bu dilin çok daha uygun olduğu kanaatindeyim. Öncelik verdiğim konu ise kitabın akması…  Vapurda, metroda, otobüste, sahilde kolayca okunulmasını hedefledim. Bu konuda da çok güzel geri dönüşler alıyorum. Okumaya başlayan genelde 2-3 gün içerisinde kitabı tamamladıklarını söylüyorlar. Bu da beni hayli mutlu ediyor.

  • Fantastik edebiyat klasiklerini okumaya başlayan herkes bir zaman sonra “Peki günümüzde halen daha yaşayan bir efsane var mı?” diye soruyor; haklılar sormak gerekiyor. Buna cevabınız nedir?

Sanat bence… Başlı başına fantastik… Fazıl Say’ın özel gücü yok mu? Onun yoksa  kimin var? Harry Potter mi? Bana göre Fazıl Say daha kuvvetli. Ya Bilim.  Hayvan klonlayan bilimden öte bir güç var mı?

  • Neden Fantastik Edebiyat? Yahut dilin fantastik yapısı üzerine konuşsak biraz da?

Belki kolaya kaçmak belki de zor olanı yapmak. Fantastik dünya ilginç bir yer. Kolaya kaçmak diyorum çünkü kendi kurallarını, kendi toprağını, kendi canlılarını koyduğun bir yer. Dolayısıyla sınırlama yok. Uç, uçabildiğin kadar. Sıkışıp kalan gerçek hayatımızda duyguları anlatmak hakikaten zor, fantastik belki bu yönden kolay. Ama diğer yandan da zor çünkü her şeyi baştan tasarlıyorsun. Hepsi bir mantık çevresinde ilerlemeli, birbiriyle çakışmamalı ve her yazdığını da aklında tutmalısın. İşte kimine göre zor, kimine göre de kolay.

  • Fantastik edebiyat iç benliğin dilidir aslında. Ve burada bu akımın sevdalılarından bahsediyoruz. Okuyucuyu düşündürme kaygısı taşımayan, gerçek hayattan uzaklaştırma amacıyla yazılmış eserler denilerek kaçış edebiyatı olarak adlandırılan türe gönül verenlerden söz ediyoruz. Gerçeklerden kopuk bir yaşamları yoktur ancak gerçek dünya ile fantezi dünyasını harmanlamayı çok severler. Ki elimdeki “Yıldız Gözlü Çocuklar ”’da tam okurun isteğine cevap veriyor. Aynı zamanda romanınız yediden yetmişe her okura hitap ediyor. Olayların İstanbul’un Maltepe semtinde başlayıp fantezi dünyasına geçiş yapmasına da değinirsek neler söyleyebilirsiniz?

Aslında sorunun cevabı, diğer verdiğim cevaplarda da geçiyor. Candaş benim çocukluğum, Emre benim çocukluğum, Oktay ve diğerleri de… Ben Maltepe’de oturuyorum… Benim romanda yapmaya çalıştığım şey; Maltepe’de, Pendik’te, Beylikdüzü’nde oturan çocuğa; sanata, bilime, spora önem ver, sen de Yıldız Gözlü Çocuk ol.

  • Roman boyunca üzerinde durulan birçok mesaj var. Başta iyilik ve aile içi sevgi, aşk, dostluk ve olmazsa olmaz sanat göze çarpan mesajlar. İsterseniz romanın oluşumu ve genel hatları üzerinde duralım biraz da.

Aslında roman önce senaryo olarak meydana çıktı. (Kitabı okuyanlar da olayların sahne sahne film karesi gibi gözlerinde canlandığını söylediler.) Senaryo olarak film şirketlerinden çekim maliyetinin çok olacağından dolayı ret cevabı aldım. Özellikle senarist arkadaşlarım bana konunun çarpıcı olduğunu ve kitaba dönüştürmem gerektiğini söyleyerek yazmam için teşvik ettiler. Ben de “Neden olmasın?” diye yola çıktım. Kitabımın başkarakteri Candaş. Aslında bir şekilde ben, sen ve biziz. Yani bizim para kazanmak için çalışmak zorunda olan şimdiki halimizin çocukluğu… Ben yazar olarak bu sefer onu sistem dışına ittim. “Hadi” dedim, destekçilerin var ve yeteneğine tutun. Git gidebildiğin yere…

  • Son zamanlarda üzerinde çalıştığım bir alan var. Biyografi ve Otobiyografi. Dikkatimden kaçmayansa romanın girişinde bir otobiyografinin bulunmaması. Aslında girişte belirtmediğiniz -kendinizi bir nevi ifşa etmediğiniz- halde romanın içeriğinde kendinizi bir nebze ele veriyorsunuz. Evet, sözü size bırakıyorum hocam.

Otobiyografimin olmaması bilinçli bir tercih değildi ama haklısın, kitapta bir sürü yerde ben varım. Ben biraz Candaş’ım, biraz Emre’yim, biraz Oktay biraz da Nisan’ım. Çıkış noktası da tabii ki benim. Ben gerçek olmayan bir güce inanmıyorum. Sihir benim için gerçek değil ama bilim gerçek ve sihirden daha kuvvetli. Sanat, sihrin ta kendisi. Okuyanlara şimşek çarpması sonucu güce kavuşursun demek istemedim, sadece içindeki çocuk ruhunu takip et. Eğer o ruh sanata yatkınsa sanata, bilime yakınsa bilime, spora yakınsa spora tutun. Ama çalış… “

“Ben aslında çalışsam çok iyi olurdum.” demeden, iş işten geçmeden çalış ki içindeki yıldız ortaya çıksın.

  • Platon derki: “Öğretmenler ebe gibidirler. Aslında insanoğlu her şeyi bilir fakat bu bilgiler saklıdır. Bir öğretmenin bu bilgileri açığa çıkarması gerekir.” Romanda çocukların Ustalarından öğrendiği, bilgilerin açığa çıkarıldığını görüyoruz. Çok yönlü bir kitap kaleme almışsınız aslında. Ben bu romanın günümüze eleştirel bir bakış niteliği taşıdığını düşünüyorum. Siz ne dersiniz?

Elimden geldiğince gördüğüm, üzerine kafa yorduğum problemleri kitabımda anlatmaya çalıştım. Ben Yıldız Teknik Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldım. Üniversite hayatım boyunca tiyatro ile uğraştım ve hala da uğraşıyorum. Bu kitabın çıkış noktası da üniversite tiyatrosunda tanıştığım arkadaşlarımdır. Çoğu benim gözümde yıldız gözlü çocuktu. Şu an çok azı tiyatro ile uğraşıyor. Şu an işlerinde belki iyi konumdalar ve belki de iyiler ama mutlu değiller ama ben biliyorum ki sanat ile uğraşacak zamanları olsa bambaşka konumda olurlardı.

  • Uzun zamandır rast gelmediğimiz bir sonla karşılaşıyoruz. Mutlu son. Ben fantastik edebiyatı biraz da masala benzetirim. Fantastik edebiyat masalsıdır ve bu romanda olduğu gibi mutlu sonla biter hep. Masal ve fantastik edebiyatın benzerliklerinden ve kitabın mutlu sonla bitmesini açıklasak okura? Kitabın sonunda kötülerin kazanacağını da düşünmedik değil çünkü.

Ben kötülerin her zaman kaybedeceğine inanırım. Ama tabii ki uygun şartların oluşması gerekir. Benim için uygun şartlar yeterli sanat, yeterli bilim ve yeterli eğitimdir. Bunlar olduğu sürece kötülük her zaman kaybeder. Belki bir yıl, belki elli, belki de yüz sonra ama mutlaka.

  • Özellikle genç fantastik yazarı arkadaşlara ve yazmak isteyenlere onlara seslenirken neler söylemek istersiniz?

Herhalde ilk önce o dünyayı kafalarında iyice resmetmelerini söylerdim. Sonra da kurguyu enine, boyuna düşünmelerini.

  • Bir sonraki çalışmanızla ilgili bir ipucu alabilir miyiz?

Ben fantastik dünyayı seviyorum ama bir şekilde gerçek hayatla da bağlantılı olması gerektiğini düşünüyorum. Üzerine çalıştığım yeni romanımda da yine bu eksen üzerinde hareket ettim. Yani gerçek dünyadan evrilen, yansıyan bir fantastik dünya… Ayrıca bu yılsahnelenen benim yazdığım “Estralanya” oyunu da yine aynı çizgide. Tüm dostları oyunumuza beklerim.

  • Sizinle tanışmak, söyleşmek, edebiyat düşüncelerinizden faydalanmak benim için büyük bir tutkuydu. Son Gemi Dergisi ve okurlar adına teşekkürlerimi sunarım.

Ben teşekkür ederim.

About Mahmut Yıldırım 14 Articles
11 Mart 1996 yılında İstanbul’da doğdum. Yeditepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı öğrencisiyim. Edebiyatın esrarengiz tadını aldıkça içinde kayboldum. Beni kendinde çifte kavurdu adeta. Bu sene bu tadın cümbüşünde kendimi aramak, bulmak, içimde biriken ne varsa duruşum ve kalemimle boşlukları doldurmak için bu yola gönül verdim. Günler geçiyor birer birer. Bense bu geçen zamanda elimden kalemimi, gönlümden edebiyat ve yazma sevgimi düşürmeyeceğim.

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.