Kızıl Cadde/ Ertuğrul Kaya

reklam
01 Şubat 2019 3

Boyu benim kadar bir kız vardı, geçmiş bir cumartesinin yasemin kokulu duvarlarında asılı kalan. Belki çocukluğunun komşu düğünündeki bir şehla kadından özenmişti, kıpkızıldı saçları. Dal gibi incecik. Hani köy yerinde olsa çelimsiz denenlerden. Korku filmlerinde güler, tiyatroda ağlardı. Çimlere sekerek basar, surat asana dil çıkarırdı. Pardösüsü hep yeşildi ama şemsiyeleri rengarenk. Hiçbir yağmur karıştırmadı rengini. Daha başkaca özellikleri de vardı ya hepsini saymaya ne hacet. Bir gün oyun parkında pamuk şekerini küçük bir kız çocuğuyla paylaştı. Ertesi gün vapurda kağıt helvasına çarpıp yere düşüren küçük bir kıza ‘sürtük!’ diye bağırdı. Hep “Sana hayranım.” derdi, aldırmadım. Bir gün “Ben gidiyorum.” dedi, ciddiye aldım. Bilirdim, kadınlar bir anneyken bir de giderken dürüsttür. On altı bahar geçti. Ne vakit bir vapurda küçük bir kız çocuğu görsem gözlerimi kaçırır, sessizce af dilerim onun yerine.

Tramvay, Taksim’den Tünel’e doğru ara ara zilini çalarak ilerliyordu. Galatasaray Lisesinin kilitli dev demir parmaklı kapısının önünden geçerken onu gördüm. Dev kapının iki sütunu arasında, daha fazla özgürlük istediklerini haykıran bir grup gencin arasındaydı. Saçlarının kızılına renkli iplerden belikler örmüştü. İspanyol paça gülkurusu rengi kadife pantolonunun üzerine sıska bedenini saran karışık renkli bir boğazlı kazak giymişti ve üzerinde her zamanki gibi o yeşil pardösüsü vardı. Sağında solunda saçı sakalı uzun iki delikanlı vardı. Dövizleri kucaklarında tutan uzun kıvırcık saçlı esmer iki kız yere bağdaş kurmuş oturuyordu. Küçük bir taburede oturup gitar çalan dazlak bir oğlan İtalyanca bir devrim şarkısı söylüyordu. Grubun etrafında caddeden gelip geçen beş on kişi birikmişti. Tramvay ilerlerken gözlerimi ondan ayıramadım. Vatman, Tünel’e doğru yaklaştıkça raylara gelişi güzel atlayan kalabalığı dağıtmak için sık sık zili çalıyordu. Tramvayın iyice yavaşladığı bir sırada aşağı atladım. Etrafa hayretle bakan tramvaydaki turistlerin bakışı bir anda üzerime toplandı. Neredeyse koşarak liseye doğru seğirttim. Kalabalık yüzünden tam anlamıyla koşmak mümkün değildi. İnsan selini elimle yararak sağa sola zikzaklar çizerek ilerlemeye çalıştım. Nihayet, lisenin sütunları göründü. Kavşağı birkaç adımda geçip dev parmaklı demir kapının önüne geldim. Dazlak genç bir Doğu türküsü söylüyordu. Kıvırcık saçlı iki kız ellerindeki dövizleri tutmaya devam ediyorlardı. Saçı sakalı uzun iki delikanlı ellerindeki kâğıtları geçenlere dağıtıyordu. Fakat o, yoktu. Demek ki o gruptan biri değildi. Belli ki her zamanki gibi aklına eseni yapmıştı. O an için orda olmak istemiş ve ortamın hakkını vermişti. Taksim istikametindeki kalabalığa baktım. Gözlerim dolgun kızıl saçlarını arıyordu. Çaresiz yine kalabalıkla akıntıya kapılmış gibi yürüdüm. Her yüze bakmaktan kendimi alamıyordum. Bütün pasajlara girip çıktım. Ara sokaklardaki meyhanelerin önlerinden geçtim. Meydana kadar sayısız yüze baktım. Anıtın çevresini dolandım. Belediye işçileri yerdeki pankartları temizliyordu. Caddeyi bir kez daha yürümeye mecalim yoktu. Anıtın önündeki tramvay durağından bir kez daha tramvaya bindim. Siyah sunni deri kaplı koltuğa oturup ayaklarımı uzattım. Tarihi tramvaya benimle birlikte bir Çinli turist kafilesi ve barların birinde akşam sahne alacakları anlaşılan gitar çantalı iki genç de bindi. Tramvay, son yüzyıldır artık taşıyamadığı Beyoğlu beyefendileri ve hanımefendilerini özleyerek yorgun ve isteksiz tekrar Tünel’e doğru ilerledi.

   Yol boyu görebildiğim tüm yüzlere bakmaya devam ettim. Tramvay, Galata Saray Lisesinin önünden bir kez daha geçti. Daha fazla özgürlük isteyen grup dağılmıştı. Onların yerinde, Avrupai görüntüsüyle uzun boylu, kumral bir kız yan flüt çalıyordu. Etrafına toplananlar iri bir hilal gibi kızı çevirmişti. Gülkurusu renkli kadife pantolonu, yeşil pardösüsü ve renkli iplerden belik ördüğü kızıl saçlarıyla gördüğümün gerçek mi yoksa bir hayal mi olduğundan kuşkuya düştüm. Tramvay, Tünel durağında durdu. Gitar çantalı gençler önce, sonra da Çinli turist kafilesi indi, en son ben indim. Karaköy’e inip yüzüme, gözüme deniz havası çarpana kadar karşılaştığım her kadını kızıl saçlı gördüm.

Ertuğrul Kaya
Ertuğrul Kaya Diğer Yazıları
Yazar, Mersin doğumludur. Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği Bölümü’nden mezun olmuştur. Yüksek öğrenimi boyunca kültür-edebiyat ve tiyatro topluluklarındaki arkadaşlarıyla birlikte üniversite bünyesinde çıkardıkları “Genç Yorum” ve “İz” adlı kültür-edebiyat dergilerinde editörlük ve genel yayın yönetmenliği yapmış, ilk şiir, öykü ve gezi yazılarını bu dergilerde yayımlamıştır.
BENZER KONULAR
YORUM YAZ

Avatar
Anonim

Yine bir öykü gibi öykü. Emeğinize sağlık.

Avatar
Batu

Öykü gibi öykü. Emeğinize sağlık.

Avatar
E. Kaya

Gerçek bir öykü tadı verebildiysem ne mutlu. Selamlar.
Edebiyatla lakin.

YAZARLAR
Hüseyin Opruklu
Bilgi yok.